Kayıt
"İtalyan İşi"
Hırsızın hırsızdan intikamı...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta vizyona giren "İtalyan İşi", ülkemizde "İtalyan Usulü Soygun" (1969) adıyla oynamış filmin yeniden çevrimi. Her ne kadar "İtalyan İşi"nin yapımında görev alan herkes, basit bir yeniden yapım değil, özgün bir film ortaya çıkardıklarını söyleseler de, meraklı gözler yine, iki film arasında karşılaştırma yapacak noktalar arayacaktır...
“İtalyan İşi”nin yeniden çekildiği haberini ilk duyduğumuzda, “acaba yeni bir trendle mi karşı karşıyayız?” diye kendimize sormadan edemedik. Evet, Hollywood, dönem dönem başvurduğu yeniden yapım ya da devam filmi yöntemini 90’larla birlikte hızlandırmıştı; ancak, 2001 yapımı, Steven Soderbergh imzalı “Ocean’s Eleven”ın üzerinden kısa bir süre geçmişken, karşımıza yine bir soygun filminin yeniden yapımının çıkması, Hollywood’daki yapımcıların garantili bir alan olarak gördükleri soygun filmlerine bu el atışının devamının gelebileceği yolunda bir işaret olarak algılanabilir. Ancak, o kaçınılmaz tartışmaya girip, “İtalyan İşi”nin ne ölçüde bir yeniden yapım, ne ölçüde 1969 yapımı orijinal filmin (Tirkiye’de “İtalyan Usulü Soygun” adıyla oynamıştı) metnini kullanarak yeni bir şeyler ortaya koymaya çalışan bir film olduğunu sorguladığımızda, ibrenin özgünlükten yana ağır bastığını görüyoruz. “İtalyan Usulü Soygun”u izleyenler hatırlayacaklardır: Türünde tam bir klasik olarak kabul gören, başrolünde usta İngiliz aktör Michael Caine’in yer aldığı film, İngilizler’in kendilerine has donuk mizah anlayışlarıyla bezenmiştir. Olay örgüsü çok iyi kurulmuş film, zekice yazılmış senaryosuna güvenerek ve türün klişelerini kullanarak ilerler. Ancak son yarım saatindeki takip sahnesi ve bu takip sahnesini izleyen final, onu benzerlerinden farklı kılar; zaten zamanla pek çok sinemaseverin filme fanatikçe sahip çıkması, hatta ve hatta günümüzde bir yeniden yapımının çekilmesinin gündeme gelmesi de daha çok filmin bu yönüyle ilgilidir. Özellikle açık bırakılmış sonu, bir yandan bir devam filmine göz kırparken, bir yandan da filmi genelde her şeyin net bir biçimde çözüldüğü diğer soygun filmleri arasında farklı bir yere oturtur. Bu noktada şunu sorabiliriz: Madem, orijinal filmin sonu bu kadar açıktı, yapımcılar niçin bir devam filmi düşünmediler de karşımıza bir yeniden yapımla çıktılar? Aslında bunu, filmin çekimleri başladığında, yıllardır devam filmi diye sayıklayan “The Italian Job” hayranları da sordular. Ancak, dediğimiz gibi, orijinal filmin asıl önemli yanı, ucu açık bir finalle bitmesiydi. Yıllar sonra, bu finali kapatıp üzerine yeni bir şeyler söylemek, ilk film için bariz bir haksızlık olacak, belki de filmin çevresinde oluşan beğeni halkasını da ortadan kaldıracaktı; dolayısıyla yerinde bir kararla yapımcılar ve filmin yönetmeni F. F. Gray tercihlerini yeniden yapımdan yana kullandılar, hatta sadece bununla kalmadılar; katı bir yeniden yapımdansa, orijinal filmden bazı düşüncelerin alındığı yeni bir film ortaya koymayı tercih ettiler. Bu durumu, Gray’in sözlerinde de açık bir biçimde görmek mümkün: “Orijinal filmin hoşuma giden birçok yanı vardı. Her şeyden önce stil açısından harikaydı. Unutulmaz performanslar söz konusuydu. Ancak biz bu yeni filmi gelişmiş teknoloji kullanmak suretiyle günümüzün modern izleyicisi için yaptık.” Filmin bu yanını ortaya koyduktan sonra kısaca konusunda bahsedelim: Deneyimli soyguncu Charlie Croker’ın birbirinden hünerli kişilerden oluşturduğu bir ekiple, Venedik’te gerçekleştirdikleri soygun görüntüleriyle açılıyor film. Gerçekten tıkır tıkır işleyen bir planla, ciddi bir sorunla karşılaşmadan soygunu tamamlıyor ve de içi altın külçelerle dolu bir kasayı başarıyla çalıyorlar. Ancak her detayı düşünen Croker’ın kurduğu ekibin içinden gelebilecek herhangi bir tehdit üzerine hiç kafa yormadığı, ikiyüzlü Steve’in tüm altını kendine almak için ekibi arkadan vurmasıyla anlaşılıyor. Ekipte bir baba muamelesi gören usta kasa açıcı John Bridger’ı öldüren Steve, diğer arkadaşlarını da ortadan kaldırarak (daha doğrusu kaldırdığını sanarak), altınla birlikte Los Angeles’a kaçıyor. Bundan sonra, filmin ikinci ayağı başlıyor. ‘Bir hırsızın diğer bir hırsızdan intikam almasının en güzel yolu nedir?’ diye düşünürseniz, ikinci bölümün nasıl geliştiğine dair, biz söylemeden bir tahminde bulunabilirsiniz. Tabii ki ekibin geriye kalan üyeleri, yine Croker’ın önderliğinde bir araya geliyor ve yanlarına kaybettikleri Bridger’ın kendisi gibi usta kızı Stella’yı da alarak, Steve’den haklarını geri almak için yeni bir plan hazırlıyorlar. Filmin konusunda bu şekilde bahseder bahsetmez, ilk filmi anımsayanlar, öyküdeki farkları hemen anlayacaklardır: İki film arasındaki ilk temel fark, karakterlere yaklaşım hususunda ortaya çıkıyor. “İtalyan Usulü Soygun”, Michael Caine’in karakterinden faydalanmayı amaçlayan, Caine dışındaki oyuncuların canlandırdığı karakterleri yeterince geliştirmeyen bir filmdi. Oysa bu filmde, Caine’in Charlie Croker karakterini canlandıran Mark Whalberg’in yanında yer alan tüm karakterler öyküde ağırlıkları olacak şekilde geliştiriliyor; üstüne üstlük, ilk filmde yer almayan Steve ve Stella gibi, yeni filmimizde kilit konumdaki iki karakter de öyküye ekleniyor. Karakterlerdeki bu farklılık, sadece öyküyü değil, filmin geçtiği mekânları da etkiliyor. 1969 yapımı “İtalyan Usulü Soygun”un tamamına yakını Turin’de geçerken, “İtalyan İşi”nin yalnızca ilk bölümleri İtalya’da Venedik’te geçiyor ve filme yeni eklenen Steve karakteri üzerinden, öykü Los Angeles’a taşınıyor. Dolayısıyla ilk filmde Turin’de gördüğümüz o müthiş Mini Cooperlı takip sahneleri, bu kez Los Angeles’ta karşımıza çıkıyor. Bu gibi farkların yanında yeni filmin aşil topuğu, mizahi yaklaşımında kendini gösteriyor. Yazının başında da belirttiğimiz gibi, ilk filmde çok dengeli ve kendini hissettirmeden filmin genel tonunu belirleyen bir mizah söz konusuyken yeni filmde diyaloglar üzerinden “ben buradayım” diyerek kendini göstermeye çalışan ve sığlıktan kurtulamayan bir mizah söz konusu. Üstelik buna rağmen, diyaloglarda ilk filmdeki inceliği ve zekâ pırıltısını görmekte zorlanıyorsunuz. Gördüğünüz gibi, her şeye rağmen, yönetmen ya da filmin oyuncuları aslında farklı bir iş yaptıklarını söyleseler de, “İtalyan İşi”ni orijinal filmle karşılaştırmadan yapamıyoruz. Her şeye rağmen, filmin, son dönem aksiyon mantığı çerçevesinde teknik cambazlıklarla boğulmadığını, aksiyonun mümkün olduğu kadar eski filmlerdeki dozunda kullanılmaya çalışıldığını olumlu bir not olarak düşmekte yarar var. Zaten yönetmen Gray’in oyuncularının Mini Cooper kullanımı gibi teknik konularda yoğun bir eğitim almalarını sağlayarak, dublör kullanımını asgariye indirmeye çalışması, filmde bu şekilde, gerçeğe yakın bir aksiyon dokusu kullanmak istediğini kanıtlıyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.

Haftanın Filmi
Dante 01
Dante 01
5.9/10
TV'de bugün
Son Kale (7 Eylül 2008 23:00 Fox)
Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.
Replik
V
Bu maskenin arkasında bir yüzden fazlası var. Bu maskenin arkasında bir düşünce var ve düşüncelere kurşun işlemez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com