Stephen Frears ile özel bir söyleşi...
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
'Benim Güzel Çamaşırhanem' dünya vizyonuna çıkmadan önce zaten İngiliz TV dramaları vardı arkasında. Hollywood'da yaptığı 'The Grifters' ve 'Dangerous Liaisons' ile başarısının doruğuna çıktı, bir kaç hayalkırıklığından sonra 'High Fidelity' geldi. Son filmi 'Kirli Tatlı Şeyler'de Türk kızı Şenay ( Audrey Tautou) aracılığıyla Londra'nın karanlık yüzünü aralıyor. 22. İstanbul Film Festivali için ülkemize gelen Stephen Frears ile özel bir söyleşi…
'Kirli Tatlı Şeyler’de Londra’da bir Türk kızı aracılığıyla mülteci sorununa eğiliyorsunuz. Baş karakterin Türk olması sizin fikriniz miydi ve bu karakter için Londra’da yaşayan Türklerle ilgili nasıl araştırmalar yaptınız? Stephen Frears:Filmdeki ana karakterin Türk olması benim değil senaristin fikriydi. Senaryoyu okudum ve çok beğendim, hiç bir şeyi de değiştirmek istemedim. Açıkcası Londra’daki Türklerle ilgili fazla bir fikrim yoktu ama Londra zaten bir mülteci kenti ve onu zenginleştiren de bu. Tabii ki Türk mahallesine gittim, gezindim, bazılarıyla gorüşmeler yaptım ama kılık kıyafet filan gibi detaylarla daha çok sanat yönetmenleri ilgiliydi.
Buradaki basın toplantınızda Türk kızı rolünü yine bir Türk oyuncuya vermenizle ilgili tavsiyeler oldu.. Stephen Frears:Evet ama basın toplantısında da söyledim, oyuncu oyuncudur. Bir Somalili karakter için oralara gidip oyuncu aramazsınız. Ben Şenay rolü için bir sürü oyuncuyla görüşme yaptım ve Audrey Tautou bence çok iyiydi. Aslında zaten aklımda hep o vardı. Zaten film bitti, hepsi bu kadar. Londra’nın Batı Yakası yani pırıltılı dünyasının altındaki karanlık bölgeyi aralamışsınız. Mültecilerin durumu bu kadar çaresiz mi? Stephen Frears: Malesef her şey ekonomiyle ilgili. İnsanlar yabancı bir kentte yeni bir yaşam kurmaya çalışıyorlar ve bazen içinde yaşadıkları sistem onlara yeterince yardımcı olmuyor. Londra çok özellikli bir kent. Her şeyi içinde barındırıyor. Aslında karanlıklar bir şekilde onlara sahip çıkıyor ama gün ışığına da ihtiyaçları var. Organ mafyası sorunu ise her yerde aynı. İnsanları içinden çıkılmaz koşullarda bırakırsanız, ne yapacak!? Gidecek böbreğini satacak! Filmlerinizde mülteci temasını ilk kez işlemiyorsunuz, Londra’da yaşadığınız çevrede etnik kültürle içiçe misiniz? Stephen Frears: Etnik lültür merakım veya mülteci sorunlarına illa el atayım gibi bir derdim yok. Ben orta sınıf bir İngiliz ailenin çocuğuyum. Bunun anlamını bilirseniz ‘sıkıcı’ demektir. Londra’da şimdi gayet canlı bir çevrede yaşıyorum. Siz 1960’larda İngiltere’de yükselen ‘Yeni Sinemacılar’ akımının öncülerindendiniz. Aynı dönemlerde sizin gibi TV dramaları, belgeselleri yapan Ken Loach, Mike Leigh gibi halen büyük sinemacılarla birlikte o dönem sosyal gerçeklikle ilgiliydiniz. Nasıldı o dönem? Yani birlikte takılır mıydınız, fikir veya senaryo alışverşleri olur muydu? Stephen Frears:Tabii ki birlikteydik. Ama öyle içli dışlı değildik her an. Bizler aynı dönemin sinemacılarıyız ama tarzlarımız tamamen farklı. Hiç alakamız yok birbirimizle!
Evet ama ben tarzınızı kasdetmedim. İzlediğim kadarıyla üçünüz de Londra merkezli, sosyal adalet endişesi taşıyan senaryolarla başladınız işe değil mi? Stephen Frears: Evet bu söylenebilir tabii ki. O dönem hepimiz zaten dünyayı değiştirmeye çalışıyorduk. Umudumuz vardı adalet filan konusunda. Şimdi umudunuzu kaybetmiş gibi konuşuyorsunuz sanki.. Stephen Frears: Umutla ilgili değil bu. Biz politikacı değil sinemacıyız. 40 yıl sonra da sorunların çeşitlenip sürmesi insanı şaşırtıyor tabii ki. Ama ben Ken Loach ya da Mike Leigh gibi değilim. Onlar benden cesur ve ne istediklerini biliyorlar. Ben biraz farklı türlere kaydım iyice tabi ki. İngiltere’nin dışına çıkmak istedim. Başbakan Tony Blair hakkında ne düşünüyorsunuz? İngiliz sinemasının sansür ve diğer koşullarını düzelteceğine söz vermişti ama bildiğim kadarıyla bu konuda fazla bir şey yapmadı. Stephen Frears: En azından sağlık sistemi için bir şeyler yaptı.(O dönem Blair henüz Bush ile birlikte savaşa girme kararı vermemişti) Yani??? Stephen Frears:Yani, işte böyle, zamanla bir çok şey hallolabilir. Biraz daha zaman vermek gerek.
‘Benim Güzel Çamaşırhanem’den sonra Hollywood kapıları açıldı size, özellikle ‘The Grifters’ ile çok başarılı olduğunuz film noir türüne kaydınız ama sonrası nasıldı? Stephen Frears: Hollywood farklı bir yer. Çok büyük, tüm derdi para! Dustin Hofmanlı ve iddialı ‘Kazara Kahraman’ın aldığı tepkiler üzeine bir söyleşinizi okumuştum. Hollywood’un büyük ğaralarla yaratıcılığı baskı altına aldığını söylemiştiniz. Stephen Frears:O zaman ne söylemişim hatırlamıyorum ama o filmle sıkıştığım doğru. Zaten oralara yerleşmeyi bile düşünmedim hiç. Belki İngiltere çok küçük bir ülke ve her an yeni ve ilginç şeyler olnuyor ama film yapmak için Londra’yı biraz turladığınızda ilginç öyküler de yakalayabilirsiniz. Londra’nın karanlık yüzüyle ilgili Mike Leigh’in yaptığı ‘Çıplak/Naked’ çok etlileyiciydi benim için. Sizce p film bir dönüm noktası mıydı İngiliz sineması için? Stephen Frears:Benim de çok beğendiğim bir filmdir. Evet Mike bu konuda çok önemli bir adım attı. Londra’nın karanlık yüzünün ilginçliğini gösterdi, hem de çok iyi. Londra’da yaşayıp da kentle ilgili olumlu yorum yapan kimseyle tanışmadım neredeyse. Oysa bana diğer büyük şehirler gibi geliyor. Neden herkes bu kadar acımasız? Stephen Frears:Çünkü Londra vazgeçilmez de ondan. Nasıl yaşadığınıza bağlı ve evet aslında çok sıkıcı! O nedenle çok kültürlü olması büyük avantaj. Sadece biz İngilizler olsak sıkıntıdan yaşanmazdı. Aynı zamanda büyüleyici. Kraliçe’nin kentinin karanlık yüzünü göstermek önemli tabii ki. Herkes Londra’yı sever, herkes Londra’dan şikayet eder. Hala orada yaşadığımıza göre…
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Hellboy
Işığın olmadığı yerde karanlık hüküm sürer.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com