John Cusack
Büyük bir eserin parçası olmak istiyor!
Sinema.com 6 Ekim 2005, Perşembe 00:00
John Cusack, tıpkı canlandırdığı karakterler gibi sıradışı bir kahraman aslında. Chicago doğumlu oyuncu tuhaf adamları, dışlanmışları ve sınırda yaşayanları da kattığı oyunculuk kariyerinde ayaklarını hep yere sağlam bastı. Bu hafta onu, favori türü olan bir romantik komedide “Aşkla Randevu”da, Diane Lane'le birlikte izliyoruz.

John Cusack, aktörlüğünü aileye bağlayabileceğimiz oyunculardan biri. Öyle ki annesi Nancy Cusack’i saymazsak, tüm familyasının eğlence sektöründe olduğunu görüyoruz. Baba Dick Cusack bir oyuncu ve film yönetmeni, kardeşleri Joan Cusack, Ann Cusack, Bill Cusack ve Susie Cusack’e de oyunculuğun zorlu merdivenlerinde rastlayabilirsiniz. Bu hârika oyuncu, tıpkı ağabeyleri ve kız kardeşleri gibi, henüz küçücük bir çocuk iken Chicago’da Piven Theatre Workshop’a gitmeye başladı. Yalnızca on iki yaşındayken birçok sahne uyarlamasında rol almıştı bile; reklamlar için seslendirme yapıyor ve birçok teklif alıyordu. Yasal yaşına ulaşmasına daha pek çok yıl varken, işte 17 yaşında ilk uzun film çalışmasında, Rob Lowe ve Andrew McCarthy ile, romantik komedi filmi "Class"da rol aldı. Yıl 1983. 

Anne ve sevgili arasında Sonraki rolü, Anthony Michael Hall’ın ekibinde oynadağı "Sixteen Candles", Cusack’ı gençlik filmlerinin ilginç oyuncularından birisi haline getirdi. Bir yandan küçük filmlerde bir yandan da "The Sure Thing", "Better Off Dead" gibi daha büyük yapımlarda önemli rollerde oynuyordu. Genç Cusack’ın en çok hatırlanan, hâlâ hayranlarının gözünde ayrı bir yere sahip olan filmi ise romantik Lloyd Dobler’ı canlandırdığı "Say Anything" oldu. Bir yıl sonra, sinema salonlarında çok farklı bir Cusack izlenecekti: artık büyümüş, gençliğinin o ilk körpeliğinden kurtulmuş, daha olgun bir Cusack: film, tabiî ki "The Grifters" idi. Sonraki yıllar John Cusack için oldukça sakin geçti, ama bu boş yılları çeşitli tiyatro işleriyle doldurmayı da bildi. Ne de olsa ilk aşkı tiyatroydu ve sinema sonuçta o büyük düşünürün deyişiyle "gölgelerin bir dansı", "bir oyunu"ndan başka da bir şey değildi. Chicago’da, doğduğu ve ilk defa tiyatro sahnesinde ayakta durduğu o güzel şehirde, The New Criminals isimli sahne grubuyla çalıştı. Bu ilginç isimli tiyatro grubunun (Yeni Suçlular) ismi, aslında bir başka tiyatro kökenli büyük oyuncunun, Tim Robbins’in Actors’ Gang’inden esinlenilmişti (‘Oyuncular Çetesi’). Cusack, siyasî ve avant-garde işler yapıyordu bu grupta. Dört yıl sonra Cusack, lise arkadaşları Steve Pink ile D.V. DeVincentis’le birlikte yeni bir film şirketinin kuruluşunda çalıştı: New Crime Productions (Yeni Suç Prodükisyon). Bir kez daha, suçla, karanlıkla dolu bir ismin altındaydı genç aktör. 

Garip bir dünya Şirketin ilk işi iyi yazılmış bir komedi olan "Grosse Pointe Blank" oldu ve bu film Cusack için adetâ bir yeniden doğuş oldu. Senaryo yazımına katkıda bulundu ve bir tetikçiyi canlandırdı. Lise mezuniyetinden on yıl sonra yeniden toplanan eski dostların arasına gidiyor, Minnie Driver’ın oynadığı karaktere aşık oluyordu canlandırdığı karakter bu filmde. Sonra, Oscar Wilde’ın dediği oldu ve hayat sanatı taklit etti, Cusack liseden arkadaşlarıyla bir onuncu yıl buluşması için biraraya geldi ve Minnie Driver’a da o gün aşık oldu. "Blue Velvet"taki garip olayların çeşitli anlarında McLuhan ile Dern arasındaki diyalog, bu tuhaf duruma da çok iyi uyuyor aslında: "It’s a strange world", evet, garip bir dünya bu. John Cusack’ın sonraki rolü "Con Air"deki federal ajan tiplemesiydi. Bu filmi seçme sebebi artık para kazanmayı, daha çok daha çok kazanmayı istemesiydi. Clint Eastwood’un "Midnight in the Garden of Good and Evil"i de biraz bundandı belki, ama daha çok büyük ustayla birlikte çalışmak içindi. Burada bir cinayetle uğraşan Yankee gazeteciyi canlandırdı. Cusack’in maddîyatçı seçimleri onu ilk aşkı olan avant-garde yapımlardan uzaklaştırmadı hiç. "Being John Malkovich"in başrolündeki oyunu, Spike Jonze’un hârika fikirlerinin sinemadaki yansımasında gerçekten de muhteşemdi. 

Büyük bir eserin parçası olmak Bu kuklacı, bu yetenekli oyuncu 2000 senesinde "High Fidelity"de bir kez daha sinema ve müzik severlerin sevgisini kazandı. Biraz buruk, aslında gülüyor da, neşesi de yerinde, ancak burukluğunun arkasında, her sanatçının muzdarip olduğu o sebep yatıyor belki de: (kendi sözleriyle) "büyük bir sanat eserinin parçası" olmak istiyor John Cusack ve artık öznesi olmadığımız hayatlarımızda bunu nasıl yapacağını da pek bilemiyor. Çocukluğunda canlandırdığı Çehov’lar, Gogol’lar ve daha yakın zamandan Beckett da yok artık. Ama meselâ bir Mamet, Jonze veya birkaç yıl önce “Kimlik”te (“Identity”) birlikte çalıştığı, “Heavy” (1995), “Cop Land” (1997) ve “Girl, Interrupted” (1999) gibi başarılı filmleriyle tanıdığımız James Mangold var. Geçen yıl vizyona giren “Jüri” de Gene Hackman ve Dustin Hoffman gibi iki usta isimle çalışması Cusack’ın bu ‘büyük sanat eseri’ projesini öne almaya çalıştığını düşündürtebilirdi belki, ama vasat bir düzeyde seyreden bu filmin onu bu idealine yaklaştırma yolunda bir katkı yapmadığını belirtmemiz gerek. Sonrasında karşımıza çıkan "Genç Hitler" ("Max") de, Cusack'in arzuladığı ‘büyük sanat eseri’ olmanın fersah fersah uzağında bir filmdi; ancak filmde Cusack’in canlandırdığı Max Rothman karakteri sanatla yatıp sanatla kalkan biri. Bu sanat tutkusu vesilesiyle yolu, genç bir ressam olan Adolf Hitler’le kesişen Rothman, gözlerinin önünde, günden güne kendini radikal politik düşüncelerinin kollarına bırakan genç Hitler’in sanata olan ilgisini canlı tutmaya ve onu politikadan uzaklaştırmaya çalışsa da, yol açtığı acı tarihsel olaylarla hepimizin beynine kazınan, sadece 20. yüzyılın değil, tüm insanlık tarihinin bu en karanlık, en faşist diktatörünün doğmasına engel olamıyor. Her ne kadar film, ‘Holocaust’ travmasını hafife almakla, Hitler gibi bir diktatöre hümanist bir perspektiften bakmakla eleştirilse de, Cusack, bu eleştirilerin filmi izlemeyen kişiler tarafından yapıldığını ve bir gün “Genç Hitler”in değerinin anlaşılacağını düşünüyor: “Bu filmle iki farklı dünya görüşünü bir arada göstermeye çalıştık. Bir canavarı insanileştirmeye çalıştığımız, Holocaust’u sömürdüğümüz, vs. yolunda çıkan eleştirilerin filmle uzaktan yakından ilgisi yok. Filmin tek yapmaya çalıştığı şeytani kötülükte tarihsel bir figüre insan maskesi takarak onu anlamaya çalışmak; onun ve temsil ettiği ideolojinin yeniden hortlamasını ancak böyle önleyebiliriz.” 

Romantik komediye dönüş yaptığı “Aşkla Randevu”da klasik anlamda romantik diyebileceğimiz bir tekne üreticisi olan Jake’i canlandıran John Cusack, canlandırdığı karakterle ilgili şunları söylüyor: “Tekrar biriyle çıkacaksa, bunun destansı bir aşk olmasını istiyor. Bazı iniş çıkışların olacağının ve bazı keskin acıların yaşanacağının farkında, ama tüm bunları kucaklamaya hazır; tutkulu bir karakter” diyor. Ama yine de, tüm bu tutkuya rağmen, yine aradığı büyük eserin çok çok uzağına düştüğü kesin gibi...

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Sylvia
Eğer hayatınız kötü gidiyorsa ne yaparsınız… Devam edersiniz.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com