Paul Walker
Aksiyon yıldızı, hayvanların hizmetinde...
Aksiyon yıldızı, hayvanların hizmetinde...

Fuat Camgöz 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
“Hızlı ve Öfkeli” ve devam filmi “Daha Hızlı Daha Öfkeli” sayesinde aksiyon sinemasının yeni yıldızları arasına katılan Paul Walker, yürümeye başlar başlamaz kendisini kamera önünde bulan oyunculardan. "Kutup Macerası"nda hayvan dostu bir kâşif olarak izlediğimiz Walker, TV dizileri ve kötü komedi filmlerinde yer alarak başladığı profesyonel oyunculuk kariyerinde, aksiyona kayarak, kendisi için doğru rotayı bulmuş gibi gözüküyor.
Paul Walker, ünlü olma yolunda ilerleme açısından şanslı doğan insanlardan. Modellik yapan annesinin, eğlence dünyasındaki pek çok bağlantısı olması sayesinde, henüz çocuk yaşta modellik ve aktörlük yapmaya başlamış. Çocukluğunu doyasıya yaşayamadığını göz önünde tutarsanız, bunun bir tür şanssızlık olduğu yorumunu da yapmanız mümkün. Gerçekten de Paul, iş hayatına o kadar erken atılmış ki, arşivlerde çocuk bezi Pampers’in bile reklamlarında oynadığı yolunda kayıtlar var (Hatta, katıldığı bir geceyarısı talk şovunda, Okan Bayülgen-Beyaz benzeri cabbar şovmen, arşivlerden bu reklamı bulup canlı yayında gösterdiğinde çok utandığı söyleniyor.) Bu tarz işlerle, kendi eğitim masraflarını karşılayabileceğini düşünen ailesi, sürekli Paul’ü oyunculuktan vazgeçmemesi için motive etmiş. 80’lerin ortasında, basit reklamları aşıp “Highway to Heaven” adlı dizinin üç bölümünde ve 1986’da ilk uzun metrajlı filmi olan “Monster in the Closet”de rol aldığını görüyoruz. Basit ve sıradan bir çocuk filmi olan “Monster in the Closet”ten bir yıl sonra, henüz 14 yaşındayken, rahatlıkla ‘B film’ kategorisine sokabileceğimiz bilimkurgu-aksiyon “Programmed to Kill”de (1987) rol aldı.
Tüm bunlara rağmen Paul için oyunculuk, gerçekten de eğitim hayatını sigortalayan, iyi okullarda okumasını sağlayan bir tür garantiydi. Aktör olma konusunda özel bir istek duymuyordu, en azından yürümeye yeni yeni başladığı günlerden beri sürdürdüğü bu işi kanıksamıştı ve yeterince ciddiye almıyordu. Su Valley’deki Village Christian Lisesi, ilgi alanına giren deniz biyolojisi ve okyanus bilimleriyle ilgili dersler de açtığından tam aradığı gibi bir yerdi. Tek istediği, ailesinin öngördüğü gibi eğitimini sürdürüp deniz biyolojisi okumak ve bu alanda öğretmenlik yapmaktı.
Liseyi bitirdikten sonra, Paul’ün çok istekli olmasa da, geçmişten gelen bağlar nedeniyle, TV’ye iyice gömüldüğünü görüyoruz; tabii bu, kendi öyle söylemese de, üniversite öncesi oyunculukta son bir şans denemesi olarak da görülebilir. Bu esnada, “Highway to Heaven” dışında “Throb”, “Charles İşbaşında” (“Charles in Charge”), “Who’s the Boss?” ve “Touched by Angel” gibi TV dizilerinde misafir oyuncu olarak yer alan Walker, istediği tanınırlığa, ‘tüm dünyada gösterilen ve tiryakilik yaratan pembe diziler’den biri olan “Cesur ve Güzel”deki (“The Young and the Restless”) Brandon Collins rolüyle ulaştı. Bu kadar çok dizide yer alması, uzun metrajlı filmleden de teklifler almasını sağlıyordu. Ancak, bu dizi furyasının içinde, başlangıçta sinema için ayıracak fazla zaman bulamadı. Bulduğunda da rol aldığı film, her şeyiyle kötü olduğu için çevresinde ona kitsch yaftasını yapıştıran grupların oluştuğu filmlerden biri olan, bilimkurgu ve komedi türlerine yakın duran “Tammy and the T-Rex”de (1994) rol alarak, adeta kendi kariyerini baltaladı.
Bu noktada Walker’ın, oyunculukta istediği noktaya gelmeyeceğine kanaat getirip, zaten hep içinde bir yeri olan su biyolojisi alanına geri döndüğünü ve Santa Barbara Şehir Üniversitesi’ne deniz biyolojisi okumak üzere kayıt olduğunu görüyoruz. Ancak tabii ki işe onun gibi bakmayan yakın arkadaşları ve menajerler, Paul’ü dersleriyle baş başa bırakmamış ve ona eski cesaretini kazandırmak için telkinlerde bulunmaya başlamışlar. İnsanın doğası, hep yapmadığı işleri yapmayı, olmadığı şeyleri olmayı sevdiğinden, üniversite birkaç yılın ardından, Paul de dayanamayıp aktörlüğe geri dönmüş. Her ne kadar bu geri dönüşte ilk rol aldığı film, kötülük açısından “Tammy and the T-Rex”i aratmayan “Meet the Deedles” (1998) olsa da, Walker bu kez kolay kolay pes etmedi. Önce, doğru bir kararla, komedi filmleri için çok da uygun olmadığına kanaat getirdi. Ardından da ‘doğuştan oyuncu’ bir aktör gibi davranıp bu filmleri iş kazaları olarak değerlendirdi ve üzerlerine bir sünger çekmeyi bildi. Bu olgun tavrın meyvesini de tabii ki kıa sürede almaya başladı: Tobey Maguire ve Reese Witherspoon’un başrollerinde olduğu “Yaşamın Renkleri” (“Pleasantville”, 1998), rol aldığı ilk görece büyük bütçeli filmdi. Üstelik bol oyunculu filmde, Walker perdede çok fazla gözükmese de, canlandırdığı Skip Martin karakteri akılda kalmayı başarıyordu. Bu akılda kalış, Walker’ın sinemadaki ilerleyişine de ivme kazandırdı. Şu aralar bizde de çok popüler olan “Dawson's Creek” dizisine adını veren Dawson Jerry’yi canlandıran James Van Der Beek ve Angelina Jolie’nin babası Jon Voight’la birlikte yer aldığı “Varsity Blues” (1999) adlı dramı, kendisi gibi yıldızları yeni yeni yükselen iki genç oyuncu Freddie Prinze Jr ve Rachael Leigh Cook’un başrollerinde olduğu romantik komedi “İşte Böyle Bir Kız” (“She’s All That”, 1999) izledi. Jeneriğinde bile adı geçmeyen küçük bir rolde yer aldığı “Brokedown Palace”la 90’lı yılları kapattıktan sonra, 2000’lerde yeni bir sayfa açtı ve o ana kadar denemediği korku-gerilim türünde bir film olan “Saklı Seçilmişler”de (“The Skulls”, 2000) başrollerden birini aldı.
2001 yılında “Hızlı ve Öfkeli”de rol alması, filmin diğer başrol oyuncusu Vin Diesel gibi, Walker’ın da sinemada hızı ve aksiyonu seven geniş kitle tarafından sahiplenilmesini sağladı. Filmin beklenenden çok daha iyi bir hasılat getirmesi ve hemen devam filminin çekilmesine karar verilmesi nedeniyle, iki film arasında kendini fazla zorlamadı. Sadece, ülkemizde uzun süre vizyona gireceğine dair spekülasyonlar yapılan, ama bir türlü vizyonda izleyemediğimiz “Joy Ride”da (2001) Steve Zahn ve Leelee Sobieski’yle birlikte otobanda korku dolu anlar yaşayıp, “Life Makes Sense If You're Famous” (2002) adlı 7 dakikalık kısa filmde rol alan Walker, anlaşılan o ki tüm enerjisini, neredeyse tüm kadrosu değişen “Hızlı ve Öfkeli”nin devam filmine saklamış. Her ne kadar, ilk filmdeki kadar iyi bir performans gösterse de, kendisiyle ilgili olmayan, daha çok senaryo aksaklıkları, yönetmenin aksiyon türündeki klişeleri kullanmadaki yetersizliği ve diğer oyuncu seçimlerinin yeterince özenle gerçekleştirilmemesi gibi nedenlerden dolayı, “Daha Hızlı ve Daha Öfkeli”, beklenilen ilgiyi görmedi. Walker’ın bu iki hız filminde, suçluların arasına sızmak için onların yöntemlerine başvuran, kendini bir yarışçı tya da uzman bir şoför olarak gösteren Brian O'Conner karakterinde bu kadar başarılı olmasında, hiç şüphesiz, çocukluğunan beri çok bilinçli olrak spor yapmasının da etkisi var. Yine hız boyutu olan bir spor olduğunu söyleyebileceğimiz sörf, Walker’ın özellikle tercih ettiği spor.
Ortaçağ Fransası’ya ilgili bir kazı yaparken birdenbire ortadan yok olan profesörlerini kurtarmak için 14. yüzyıl Fransası’na yollanan dört öğrenciden birini canlandırdığı
"Zaman Ötesi"nin (“Timeline”, 2003) ardından ülkemizde de gösterime giren "Yeni Yıl" ("Noel", 2004) ve "Maviliklere Doğru" ("Into the Blue", 2005) filmlerinde rol alan Paul Walker, "Kutup Macerası"nda hayvanlar alemine karıştı. Walker, bu filmde ölümcül bir kazadan kurtulmalarını sağlayan sekiz kızak köpeğini Antartika'nın donmuş arazisinde bırakmak zorunda kalan, ama sonrasında onları kurtarmak için geri dönen bir araştırma ekibinin lideri Jerry Shepard'ı canlandırıyor. Walker, filmdeki rolüyle ilgili şunları söylüyor: "Köpeklere ve doğa sporlarına vurgu yapan, zor koşullar altında hayatta kalma temasını işleyen bu öykünün benim açımdan kişisel anlamı vardı. Frank Marshall'in bana gelip bu rol için doğru aktör olduğumu söylemesi gerçekten büyük kompliman oldu. Filmin çekimlerinin gerçekten zor koşullar altında gerçekleştirileceğini anlattı. Bence söylediği kadar da zor olmadı. Sıfırın altında 50 derece soğuklar bekliyordum ama en fazla sıfırın altında 30'a düştü."
Bundan sonra hayvanlarla olan dostluğunu sürdürür mü yahut macera filmleri dışında kariyerine yeni bir boyut katar mı tahmin etmek zor. Uzun vadeli planlar yapmayıp anı yaşamaya çalışan Walker,kendisine bir süre izin verir ya da yine karar değiştirip eğitimine geri dönerse şaşırmamak gerek...
Tüm bunlara rağmen Paul için oyunculuk, gerçekten de eğitim hayatını sigortalayan, iyi okullarda okumasını sağlayan bir tür garantiydi. Aktör olma konusunda özel bir istek duymuyordu, en azından yürümeye yeni yeni başladığı günlerden beri sürdürdüğü bu işi kanıksamıştı ve yeterince ciddiye almıyordu. Su Valley’deki Village Christian Lisesi, ilgi alanına giren deniz biyolojisi ve okyanus bilimleriyle ilgili dersler de açtığından tam aradığı gibi bir yerdi. Tek istediği, ailesinin öngördüğü gibi eğitimini sürdürüp deniz biyolojisi okumak ve bu alanda öğretmenlik yapmaktı.
Liseyi bitirdikten sonra, Paul’ün çok istekli olmasa da, geçmişten gelen bağlar nedeniyle, TV’ye iyice gömüldüğünü görüyoruz; tabii bu, kendi öyle söylemese de, üniversite öncesi oyunculukta son bir şans denemesi olarak da görülebilir. Bu esnada, “Highway to Heaven” dışında “Throb”, “Charles İşbaşında” (“Charles in Charge”), “Who’s the Boss?” ve “Touched by Angel” gibi TV dizilerinde misafir oyuncu olarak yer alan Walker, istediği tanınırlığa, ‘tüm dünyada gösterilen ve tiryakilik yaratan pembe diziler’den biri olan “Cesur ve Güzel”deki (“The Young and the Restless”) Brandon Collins rolüyle ulaştı. Bu kadar çok dizide yer alması, uzun metrajlı filmleden de teklifler almasını sağlıyordu. Ancak, bu dizi furyasının içinde, başlangıçta sinema için ayıracak fazla zaman bulamadı. Bulduğunda da rol aldığı film, her şeyiyle kötü olduğu için çevresinde ona kitsch yaftasını yapıştıran grupların oluştuğu filmlerden biri olan, bilimkurgu ve komedi türlerine yakın duran “Tammy and the T-Rex”de (1994) rol alarak, adeta kendi kariyerini baltaladı.
Bu noktada Walker’ın, oyunculukta istediği noktaya gelmeyeceğine kanaat getirip, zaten hep içinde bir yeri olan su biyolojisi alanına geri döndüğünü ve Santa Barbara Şehir Üniversitesi’ne deniz biyolojisi okumak üzere kayıt olduğunu görüyoruz. Ancak tabii ki işe onun gibi bakmayan yakın arkadaşları ve menajerler, Paul’ü dersleriyle baş başa bırakmamış ve ona eski cesaretini kazandırmak için telkinlerde bulunmaya başlamışlar. İnsanın doğası, hep yapmadığı işleri yapmayı, olmadığı şeyleri olmayı sevdiğinden, üniversite birkaç yılın ardından, Paul de dayanamayıp aktörlüğe geri dönmüş. Her ne kadar bu geri dönüşte ilk rol aldığı film, kötülük açısından “Tammy and the T-Rex”i aratmayan “Meet the Deedles” (1998) olsa da, Walker bu kez kolay kolay pes etmedi. Önce, doğru bir kararla, komedi filmleri için çok da uygun olmadığına kanaat getirdi. Ardından da ‘doğuştan oyuncu’ bir aktör gibi davranıp bu filmleri iş kazaları olarak değerlendirdi ve üzerlerine bir sünger çekmeyi bildi. Bu olgun tavrın meyvesini de tabii ki kıa sürede almaya başladı: Tobey Maguire ve Reese Witherspoon’un başrollerinde olduğu “Yaşamın Renkleri” (“Pleasantville”, 1998), rol aldığı ilk görece büyük bütçeli filmdi. Üstelik bol oyunculu filmde, Walker perdede çok fazla gözükmese de, canlandırdığı Skip Martin karakteri akılda kalmayı başarıyordu. Bu akılda kalış, Walker’ın sinemadaki ilerleyişine de ivme kazandırdı. Şu aralar bizde de çok popüler olan “Dawson's Creek” dizisine adını veren Dawson Jerry’yi canlandıran James Van Der Beek ve Angelina Jolie’nin babası Jon Voight’la birlikte yer aldığı “Varsity Blues” (1999) adlı dramı, kendisi gibi yıldızları yeni yeni yükselen iki genç oyuncu Freddie Prinze Jr ve Rachael Leigh Cook’un başrollerinde olduğu romantik komedi “İşte Böyle Bir Kız” (“She’s All That”, 1999) izledi. Jeneriğinde bile adı geçmeyen küçük bir rolde yer aldığı “Brokedown Palace”la 90’lı yılları kapattıktan sonra, 2000’lerde yeni bir sayfa açtı ve o ana kadar denemediği korku-gerilim türünde bir film olan “Saklı Seçilmişler”de (“The Skulls”, 2000) başrollerden birini aldı.
2001 yılında “Hızlı ve Öfkeli”de rol alması, filmin diğer başrol oyuncusu Vin Diesel gibi, Walker’ın da sinemada hızı ve aksiyonu seven geniş kitle tarafından sahiplenilmesini sağladı. Filmin beklenenden çok daha iyi bir hasılat getirmesi ve hemen devam filminin çekilmesine karar verilmesi nedeniyle, iki film arasında kendini fazla zorlamadı. Sadece, ülkemizde uzun süre vizyona gireceğine dair spekülasyonlar yapılan, ama bir türlü vizyonda izleyemediğimiz “Joy Ride”da (2001) Steve Zahn ve Leelee Sobieski’yle birlikte otobanda korku dolu anlar yaşayıp, “Life Makes Sense If You're Famous” (2002) adlı 7 dakikalık kısa filmde rol alan Walker, anlaşılan o ki tüm enerjisini, neredeyse tüm kadrosu değişen “Hızlı ve Öfkeli”nin devam filmine saklamış. Her ne kadar, ilk filmdeki kadar iyi bir performans gösterse de, kendisiyle ilgili olmayan, daha çok senaryo aksaklıkları, yönetmenin aksiyon türündeki klişeleri kullanmadaki yetersizliği ve diğer oyuncu seçimlerinin yeterince özenle gerçekleştirilmemesi gibi nedenlerden dolayı, “Daha Hızlı ve Daha Öfkeli”, beklenilen ilgiyi görmedi. Walker’ın bu iki hız filminde, suçluların arasına sızmak için onların yöntemlerine başvuran, kendini bir yarışçı tya da uzman bir şoför olarak gösteren Brian O'Conner karakterinde bu kadar başarılı olmasında, hiç şüphesiz, çocukluğunan beri çok bilinçli olrak spor yapmasının da etkisi var. Yine hız boyutu olan bir spor olduğunu söyleyebileceğimiz sörf, Walker’ın özellikle tercih ettiği spor.
Ortaçağ Fransası’ya ilgili bir kazı yaparken birdenbire ortadan yok olan profesörlerini kurtarmak için 14. yüzyıl Fransası’na yollanan dört öğrenciden birini canlandırdığı
"Zaman Ötesi"nin (“Timeline”, 2003) ardından ülkemizde de gösterime giren "Yeni Yıl" ("Noel", 2004) ve "Maviliklere Doğru" ("Into the Blue", 2005) filmlerinde rol alan Paul Walker, "Kutup Macerası"nda hayvanlar alemine karıştı. Walker, bu filmde ölümcül bir kazadan kurtulmalarını sağlayan sekiz kızak köpeğini Antartika'nın donmuş arazisinde bırakmak zorunda kalan, ama sonrasında onları kurtarmak için geri dönen bir araştırma ekibinin lideri Jerry Shepard'ı canlandırıyor. Walker, filmdeki rolüyle ilgili şunları söylüyor: "Köpeklere ve doğa sporlarına vurgu yapan, zor koşullar altında hayatta kalma temasını işleyen bu öykünün benim açımdan kişisel anlamı vardı. Frank Marshall'in bana gelip bu rol için doğru aktör olduğumu söylemesi gerçekten büyük kompliman oldu. Filmin çekimlerinin gerçekten zor koşullar altında gerçekleştirileceğini anlattı. Bence söylediği kadar da zor olmadı. Sıfırın altında 50 derece soğuklar bekliyordum ama en fazla sıfırın altında 30'a düştü."
Bundan sonra hayvanlarla olan dostluğunu sürdürür mü yahut macera filmleri dışında kariyerine yeni bir boyut katar mı tahmin etmek zor. Uzun vadeli planlar yapmayıp anı yaşamaya çalışan Walker,kendisine bir süre izin verir ya da yine karar değiştirip eğitimine geri dönerse şaşırmamak gerek...Henüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Mutluluk
Yarını düşünmeden, bilmeden yaşamak istiyorum.
Yarını düşünmeden, bilmeden yaşamak istiyorum.








Seanslar
Fragman

