









(7/10) George A. Romero herhalde bundan yıllar sonra bile ilk olarak "zombi filmleri" denince hatırlanacak. Ama hakkının yenmemesi lazım, zombi üçlemesine "Yaşayan Ölülerin Gecesi"yle ("Night of the Living Dead", 1968) başladığı zamandan yıllar sonra ilk andaki bakış noktasından daha değişik bir yere gelmeyi bildi, sinemasını revize edip çağa uydurdu. Kendisinin bu gelişim çizgisinde hep bir muhalif duruşu vardı. İnsanın gözüne sokmadan kimi zaman ırkçılığa, kimi zaman tüketim toplumuna, kimi zaman da askeri diktatörlüğe karşı sözünü esirgemedi. Üçlemeyi genişletme faslına geçtiği zaman da, "Ölüler Ülkesi"yle ("Land of the Dead", 2005) 11 Eylül olaylarını ve günümüzdeki çatışmaları alegorik bir şekilde ifşa etti. Romero, "Ölülerin Günlüğü" ile üçlemeyi beşlemeye çevirip politik tavrını sürdürmekle birlikte meseleye daha fazla 'ahlâkçı' yönden yaklaşmış gibi görünüyor.
Romero'nun hedefinde bu kez medya var...
"Ölülerin Günlüğü", başta belirtildiği gibi bir 'mockumentary' olarak değerlendirilebilir. Çünkü yaşananlar gerçekmiş gibi anlatılan bir film. Tıpkı "Blair Cadısı" ve "Canavar" gibi. Fakat farkını başlangıçta belli ediliyor. "Ölülerin Günlüğü" zombilerin türeyip insanlara saldırmasının ardından yaşama savaşı veren bir grup insanın hikâyesi, ama onu değişik kılan eldeki görüntülerin kurgulanması, efektlerle süslenmesi ve bir dış sesin görüntülerin üzerine yorumda bulunması. Yani objektif olduğu iddiası ile yola çıkmıyor. Aksine, başlangıçtaki dış sesin belirttiği gibi olayın vahametinin anlaşılması için, bile isteye sübjektif bir tavır sergiliyor. Bunlara ek olarak görüntünün kimi zaman yavaşlatılması ya da ekranın parlayarak açılması gibi numaralar da görüntülerin 'işlenmiş' olduğu gerçeğini daha bir vurguluyor. Romero'nun eleştirilerinin bu sefer odağındaki kurumun temel olarak 'medya' olduğunu söylemek mümkün. Çünkü görüntüleri, hayati tehlike anında dahi çeken filmin karakterlerinin bu eylem için asıl motivasyonu elde ettikleri görüntüleri internete verebilmek. Böylelikle taraflı, hükümetin direktifleri doğrultusunda haber yapan medyanın hegemonyasına karşı gerçekleri gösterebilmeyi, ahlâki bir davranışta bulunmayı umuyorlar. Tabii bu mesaj verilirken de hafiften hükümet-medya ilişkisi dile getirilmiş oluyor. Bununla birlikte kameranın (kamera kelimesinin yerine 'medya'yı koysak?) ne kadar da tehlikeli olabileceği de hafiften gösteriliyor. Karakterlerden biri diğerine bir silah verirken "Al şunu, kullanması o kadar da zor değil" demesi gibi, kamerayı da biri ötekine verirken aynı cümleyi söylüyor. Yani kamera bir şekilde silaha eşitlenmiş oluyor, bu aletin hayat ve hayatın ötesi arasındaki çizgiyi tayin eden bir araç olduğu belirtiliyor.
Filmin meselesinin sırf medya ile sınırlı olduğunu söylemek ise filme haksızlık olabilir. Çünkü bu medya eleştirisi kadar, hayatları pahasına gelişmeleri kaydeden karakterlerin yaptıkları bu eylemin ne kadar doğru olduğu da sorgulanıyor "Ölülerin Günlüğü"nde. Mesela baştan beri olayların seyrine kamerasıyla şahit olan Jayson'ın arkadaşının bir zombi tarafından takip edildiği sahnede hâlâ kamerayı elinden bırakmaması gibi Jayson, yolda olabilmek ve farklı görüntüler kaydedebilmek adına sevgilisini yalnız bırakmayı göze alabiliyor. Bunun gibi, internete girme fırsatı yakaladığında ailesiyle görüşmek yerine internete verilmiş diğer görüntüleri araştırıyor.
Romero, alışkanlıklarından da vazgeçmiyor...
Filmin takıldığı ahlâki meseleler sadece bununla da bitmiyor. Jayson'ın kız arkadaşı ve filme çekme eylemini devralan Debbie'nin filmin sonunda dile getirdiği gibi, görüntüleri insanlara ulaştırma ve onların hayatlarını kurtarmanın ne kadar doğru bir tavır olduğu da sorgulanıyor. Çünkü zombileri ellerinde fırsat olduğunda eğlence nesnesi gibi kullanan insanlar varken, hayatın devamlılığının zaruriyeti soru işaretleriyle dolu bir hale geliyor.
Romero, evvelki alışkanlıklarından da vazgeçmemiş bu filmde. Siyahi Amerikalıların ancak böylesi bir felaket ortamında bir iktidara sahip olacağının sezdirildiği sahneler gibi, ordu üyelerinin gençlerin mallarına silah zoruyla el koymaları yine Romero'nun ırkçılığa ve militarizme karşı tavrını destekler nitelikte. Fakat bunları daha önceden ayrıntısıyla işlediğinden bu meseleleri gösterip geçmekle yetinmiş.
Yetmişine merdiven dayamış bir adamın teknolojiyle bu kadar içli dışlı olması (filmin dijital kamera ile alâkası yetmezmiş gibi, internetin, Nintedo'nun ve de Playstation'un adının filmde geçmesi de az şey olmasa gerek) bir kenara, hâlâ meselesi olması ve bu meseleyi oldukça güncel bir şekilde anlatabilmesi oldukça şaşırtıcı. Fakat Ölüler üçlemesini (artık beşlemesini) çeken bir adamdan daha azını beklemek de safdillik olurdu herhalde.









(7/10)
Kimler izlemeli?
Her şey bir kenara, filmde ara ara duyulan haberleri okuyan Stephen King, Simon Pegg, Guillermo Del Toro, Quentin Tarantino'nun seslerini duymak isteyenler.
Kimler İzlememeli?


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür...
Tom Ripley








Seanslar
Fragman

