
Peki nedir bu filmin sorunu? Her şeyden önce baştan kabul etmek lazım ki karşımızda gerçekten de dayanılması zor, hatta imkansız bir film var. Yani herhangi bir savunma yaratmaya çalışmak abesle iştigal etmekten başka bir şey olmayacak. Ama yine de "Donnie Darko"yla karşılaştırdığımızda şunu söylemek mümkün: İki filmin de aynı kafadan çıkmış olduğu çok bariz. Yani Kelly'nin tarzında aslında büyük bir değişim söz konusu değil. Sadece bu sefer yarattığı dünyanın mayası pek tutmamış. Yönetmenin ilk filmi için 'tek bir fikri' sömürdüğünü iddia edenler için daha eğlenceli bir haberi de hemen verelim. Bu sefer ortalıkta o kadar çok fikir uçuşuyor ki nereden yakalayacağınızı şaşırabilirsiniz.
Bol bol dalgasını geçiyor
"Kıyamet Öyküleri" 2008'de, 3. Dünya Savaşı'na girmiş bir Amerika tanıtıyor bize. Ama bu şimdiye kadar izlediğimiz kıyamet maceralarından daha farklı bir ortamda gelişiyor. Baş karakterlerinin biri, kendisine yeni sektörlerde isim yapmaya çalışan bir porno yıldızı ve hafıza kaybından muzdarip; aynı zamanda politikayla evlilik bağları bulunan bir aksiyon aktörünün olduğunu söylersek belki neler olduğunu ucundan kıyısından tahmin edebilirsiniz, zira aşırılıkların çok daha fazlasının olduğundan da emin olun. Film o kadar cümbüşlü bir dünyada geçiyor ki, ciddiye almanız imkânsız. Zaten filmin de bu noktada geçer not aldığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz, çünkü o da kendisini ciddiye almıyor. Onca garip karakteri kaotik bir ortamda buluşturuyor ve üzerine de bolca eğleniyor. Hatta direk "B filmi olmak için yaratılmışım" diye de çığırıyor. Filmin kendi evreni içinde geliştirdiği terimler ve durumlar, her bir karakterin abartılı özellikleri bu bağlamda değer kazanıyor. İçlerinde Sarah Michelle Gellar, Dwayne Johnson, Seann William Scott, Jon Lovitz, Justin Timberlake veya Mandy Moore gibi popüler ama ikinci sınıf isimlerden oluşmasının da bilinçli bir tercih olduğu açık. Ayrıca performansların niteliğine bir süre sonra alışıyorsunuz ama ilk başlarda daha kötü nasıl olunabilir diye de düşünmeden edemiyorsunuz.
Aslında "Kıyamet Öyküleri", bu tarz fütüristik hikâyelerden hoşlanan ve özellikle film teorisine ve farklı okumalara ilgisi bulunan sinefillerin kendine çekecek bir yapıya sahip. Filmin sahip olduğu alt metinlerin iddialı, yaratıcı ve kendi içinde tutarlı olduğunu söylemeliyiz. Bu aşamada açık açık dalgasını geçtiği bölümlerdeki sivriliğini de düşününce filmin ciddi bir kült klasik olacağını tahmin etmek de zor değil.
Başlıkta da bahsettiğimiz gibi "Kıyamet Öyküleri" hakkında ne desek tam olarak derdimizi anlatmamız mümkün değil. Film, değindiği onca şey hakkında ilginç ve yaratıcı yorumlarda bulunurken, özellikle akademik anlamda incelenmeyi hak ederken ister istemez aklınızda da yer ediyor. Ancak normal bir izlenirlik üzerinden gittiğimizde de aslında ulaşılması çok kolay gibi gözüken ama seyircinin girmek istemeyeceği kadar da antipatik. Filmi izlerken ister istemez Steven Soderbergh'in ya da Takeshi Kitano'nun zaman zaman yaptıkları –ki Kitano bu işi düzenli hale getirdi– aşırı kişisel ve deli işi denemeler akla geliyor. Kendi adıma konuşmam gerekirse o yönetmenlerin ayarını tutturabildiğini düşündüğüm bu aşırı kişisel arenada Kelly'nin kantarın topuzunu kaçırdığını hissettim. Tabii bu filme karşı olan aşırı tepkide Kelly'nin verdiği uzun aranın da payı var. Zira düzenli olarak film üreten ve farklı işler çıkaran, ya da yukarıda bahsettiğim isimler gibi kendi sinema dilini oluşturmayı başarmış bir yönetmen olsa bu film çok daha iyi karşılanabilirdi. Ancak 5 yıllık uzun bir aradan sonra daha ikinci filmindeki bu cesur adım Kelly'nin filmini de pek çok kişinin gözünde değersiz bir hale sokuyor.
Muhtemelen bu senenin 'salondan en çok seyirci kaçıran film' unvanını kapacak olan "Kıyamet Öyküleri" duyduğunuz kadar garip, içine girilse bile çok kolay bayan, formülüne 'etkileyicilik' sıfatını koymaya gerek görmemiş ve kendisi eğlenirken karşısındakini eğlendirmeyi unutan bir iş. Kolayca deli saçması da diyebiliriz. Ama yukarıda da belirttiğim gibi sizi ne kadar baysa da kolayca harcayamıyorsunuz, çünkü içi boş değil ve kendisinin de ne olduğunu farkında. Bunun sonucunda da hangi taraftan yaklaşacağınızı bilemediğiniz garip bir şey. O yüzden cesaretiniz varsa bu dünyaya girmeyi deneyin.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...








Seanslar
Fragman


