
Andy ve Hank hayatlarından memnun olmayan iki klasik "kaybeden" olarak, köşeyi dönmek için kimsenin aklının ucundan dahi geçmeyecek bir plan yaparlar. Amaçları anne ve babasının sahip olduğu mücevher dükkanını soymaktır. Böylece polisin aklına en son gelecek iki zanlı olarak köşeyi dönecek ve para da yabancıya gitmeyecektir. Fakat planları istedikleri gibi gitmez ve soygun sırasında anneleri ve Hank'in soygunu gerçekleştirdiği ortağı vurulur. Film bu noktadan sonra kardeşlerin işin içinden çıkılmaz bir kaosa dönüşen hayatları üzerine odaklanarak, son zamanlarda izlediğimiz en dramatik hikâyelerden birini bize usulca ve derinden anlatıyor.
Filmin kısa giriş bölümünden sonra Lumet, karakterlerin hikâyenin her noktasındaki çaresizliğini ve çıkmazını zamanla ve bakış açılarıyla oynayarak bize sunuyor. Böylece çok kısa bir zamanda geçen öyküyü her noktadan izleme şansı buluyor ve her boyutuyla bir trajedinin perde arkasını görmüş oluyoruz. Tıpkı "12 Kızgın Adam" ("12 Angry Men", 1957) gibi, aslında basit bir olayla patlak veren "suç"un, herkese göre olan değişkenliğini ve nedenlerini önümüze sunuyor. Özellikle anlatımındaki kurgusal tercihler çoğu genç yönetmene taş çıkaracak kadar dinamik ve özgün. İşte bu noktada Lumet çoğu usta yönetmenin günümüzde hâlâ ayakta duramamasının nedenlerinden biri olan "çağa ayak uydurma" konusunda çuvallamıyor ve hikayesinin gerektirdiği anlatımı kendi zamanının içinden tercihlerle bize sunuyor.
Amerikan ailesinin diğer yüzü
Aile ilişkilerinin kâbusa dönüştüğü anlarda, bütün olanların nedenlerini karakterlerin geçmişteki ilişkilerini betimleyen sahnelerle daha net anlıyoruz ve bu trajik hikâyenin ardında yatan çürmüş aile kurumunun kalıntılarını çok net görebiliyoruz. Babanın çocuklarıyla ilişkisi, çocukların aile kavramına olan duygusuz yaklaşımı ve kardeşlerin samimiyetten uzak, çıkar ilişkisine dönüşen hayatları yüzümüze parmakla gösterilmeden bir bir vuruluyor. İşte bu ilişkiler yumağında film nerdeyse bir noktadan sonra modern bir Shakespeare uyarlaması tadı vermeye başlıyor ve gerçekten cesur bir sonla bizi koltuklarımıza çiviliyor.
Filmi güçlü kılan bir diğer öğe ise oyuncuların muhteşem performansları. Philip Seymour Hoffman, daha önce oynadığı karakterlerin çok ötesinde, uyuşturucu bağımlısı, mutsuz modern düzen adamı rolünde tek kelimeyle döktürüyor. Ethan Hawke, artık üzerine yapışmış klasik çaylak ve kaybeden rolünde oldukça başarılı. Usta oyuncu Albert Finney'i, uzun bir süreden sonra bu kadar iyi yazılmış bir rolde izlemek gerçekten mutluluk verici. Filmin sarktığı tek nokta, aslında tüm düğümlerin çözülmesinin nedeni olan ve Marisa Tomei tarafından başarıyla canlandırılan Gina karakteri. Bu karakterin çok sığ yazılması ve genel gidişatta büyük çözüm anına kadar pek ortalarda görülmemesi, senaryonun tökezlediği tek nokta. Bu durum, Gina karakteri sanki daha fazla etkiliymiş de son kurguda sahnelerinin çoğu atılmış gibi bir etki yaratıyor. Bunun haricinde güçlü oyunculukları ve sürükleyen anlatımıyla "Şeytan Duymadan Önce", usta bir sinemacının "hâlâ burdayım" dercesine anlattığı güçlü bir film.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Beyin, stresli durumlarda, anlaşılır bir nedenle, vücudun maruz kaldığı travmayla başa çıkmanın yollarını bulur.








Seanslar
Fragman


