
James Wan'ı nasıl bilirsiniz? Elbette korku türüne hakim bir yönetmen olarak. Biz de öyle biliyorduk. Zira karşımıza değeri sonradan anlaşılacak ilk filmi "Testere"yi ("Saw", 2004) getirmiş, arkasından da "Ölüm Sessizliği" ("Dead Silence", 2007) ile korku sineması tarihini fetiş malzemesine dönüştürmüştü yönetmen. Ancak son filmi "istisnalar kaideyi bozmaz" lafını haklı çıkaracak gibi görünüyor. Aslında ilk filminde gözlemlediğimiz tür kırması iskeleti ödünç alan bir film "Ölüm Emri". Ama "Ölüm Sessizliği"nde bizleri hayalet alt türünün tarihine sürükleyen bir yönetmenin pek de üzerinde çalışmak isteyebileceği bir işe benzemiyor. Aynadan görüyoruz James, perdenin arkasına saklanmış imalı imalı sırıtıyorsun!
Adalet sistemini sorgulayan bir dramadan, intikam duygusunu vurgulayan şiddet içerikli bir aksiyona...
Evet, evet, yanlış duymadınız. James Wan, adalet sistemi, ahlâk, aile, din gibi kavramları ele alan ciddi bir drama senaryosu ile karşımızda. "Death Wish" (1974) ile 70'lerde karşımıza çıkan, bir parça "Straw Dogs" (1971) ile de akraba sayılabilecek bir formül filmi bu. Ailesinden birinin öldürülmesi veya o kişinin şiddete maruz kalması ile krize giren bir babanın adaleti sorgulamak için intikam alma çabasını anlatan bir drama "Ölüm Emri". Tabii işin içine yukarıda saydığımız kavramları da dahil eden bir edebi eser aynı zamanda. Zaten bu eserin yazarının "Death Wish"in de yazarı olması iddiaları doğrular nitelikte. Ancak James Wan, kendisinden bekleneni yapıyor ve bu olağan görülebilecek dramatik iskeleti, beklenmedik bir anda tersine çevirip kendi yönetmenlik ideolojisine uyarlıyor.
Nasıl mı yapıyor? Öncelikle "Şiddetin Tarihçesi" ("A History of Violence", 2005) gibi muhalif ve iyi dramatize edilmiş bir filmin açtığı yoldan, bu sezon içinde karşımıza çıkan "İçindeki Yabancı" ("The Brave One", 2007) ve "Reservation Road" (2007) gibi, 'Sosyopolitik durum, ABD halkını şiddete sürüklüyor' temalı 11 Eylül sonrası filmlerin eğilimini takip ediyor. Buna ek olarak, 'Öteki size saldırırsa, onu öldürerek karşılık verebilirsiniz' söylemiyle militarist ve muhafazakâr bir anlayışa sahip olduğunun da bilincinde yönetmen... Bu sebepledir ki, Sam Peckinpah'ın "Straw Dogs"un formülüne yaptığını, James Wan da "Ölüm Emri"ne uyguluyor. Filmin ana iskeleti öylesine beklenmedik bir anda abartılarla ilerlemeye başlıyor ki, birdenbire kendimizi şiddetin ahlâki veya düşünsel boyutunu umursamayan bir B filminde buluyoruz. Başroldeki Kevin Bacon'ın canlandırdığı intikam peşinde koşan karakter, filmin ilk yarısından sonra bir çizgi roman kahramanı gibi rahatsız edici bir abartılıkla çiziliyor. Bir noktadan sonra da ölümden yaşama geri dönüp "Kill Bill"deki (2003) gelin karakterini andıran bir psikoloji ile intikam için yeniden saldırması, hemen gözlerimizi yüksek koreografi ve sinematografi gücü ile çıkagelen çatışma ve şiddet sahnelerine çeviriyor.
Stilin gücü, militarizimi yeniyor
Zaten filmin ana yapısına baktığımızda, 110 dakikalık süreyi hınzırca kurulmuş bir dramatik iskeletle dolduran, stil kaygısı güden ve kendini aksiyon sahnelerinde kanıtlamaya çalışan bir yönetmen ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor. Yaya takip sahnesi, otoparktaki kovalamaca sahnesi ve sayısız çatışma sahnesi; müziğin, görüntü yönetiminin ve kurgunun yüksek etkisiyle öylesine stilize hale geliyorlar ki, tekrar tekrar izlemek istiyorsunuz. James Wan, filminin ilk bölümünde mutlu aile portresi çizerek katharsis yapmak, günah çıkarmak ve dini gayelerini tatmin etmek isteyen izleyiciyi yakalarken, ikinci yarıda bu kitleyi tamamen ters köşeye yatırarak 'ego' sahibi bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor (zaten birkaç planda da üst açı ile kendi bakış açısını hissettirmeyi ihmal etmiyor). Suç çetesini kırmızı filtreyle görselleştirilen bir kiliseye yerleştirip önce tanrı oldukları izlenimini uyandırması, sonra da aslında şeytan ya da esas kötü olduklarını vurgulaması, Bacon'ın sıkışmışlığını anlatan ilginç çerçeveler kullanması veya beyaz filtrelerle mistik bir dünya sunması da, bu oyununun bir parçası aslında. Yönetmenlik koltuğunda James Wan oturduğunda her türlü muhafazakâr mesajın bir anda yıkılacağını ya da abartılarak yerini aksiyonun, şiddetin veya gerilimin gücüne bırakacağını az çok tahmin edebiliyoruz zaten. Filmde de bu tahminlerden çok daha fazlası, görüntü yönetiminin renk dokusundaki ustalığıyla bir göz ziyafetine dönüşüyor. Bu da James Wan'ın yönetmenlik stilini, bakış açısını ya da ideolojisini kavramamız için bir yol açıyor bizlere...
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Konuşan adam bilmez, bilen adam konuşmaz.








Seanslar
Fragman

