
Sinema.com'un yeni yazarlarından Ali Deniz Şensöz, ülkemizde Ocak ayında vizyona girecek, merakla beklenen "American Gangster" filmini Oscar'a Doğru köşemizde masaya yatırıyor.
“American Gangster”, Amerikan rüyasının öteki yüzünü 70’li yılların sosyo-politik arka planında, Frank Lucas isimli uyuşturucu kaçakcısının gerçek hikayesini bize anlatarak göstermeye çalışıyor.
Film Harlem’in arka sokaklarında, kendilerine yeni bir çevre ve hayat kurmuş siyah Amerikalı’ların yaşamının içinde açılıyor. Frank Lucas (Denzel Washington)’ın, nasıl bir geçmişten geldiğine dair ipuçlarını, bu sokaklarda işlerin nasıl döndüğü kısa bir süreç içerisinde bize aktarılıyor. Ama asıl gerilim, Frank Lucas’ın patronu öldükten sonra zirveye çıkma mücadelesinde başlıyor.
Lucas’ın hikayesini izlerken bir yandan da dürüst ama sorumsuz polis Richie Roberts (Russell Crowe)’ın hikayesi ni takip ediyoruz. İşte bu noktada Amerika’daki çoğu eleştirmenin filmle ilgili takıldığı noktaya değinmek istiyorum. Yaklaşık 45-50 dakika boyunca bu iki farklı karakterin hikayelerini koşut kurguda izliyoruz, fakat ancak senaryo belli bir süre harcadıktan sonra iki karakterin gerilimini ortak bir noktada buluşturabiliyor.
Eleştirilere rağmen, bu tercihin böyle karakter odaklı bir filmde seyir zevkini arttırdığını söyleyebilirim. Çünkü filmin ilk bölümü tamamıyla, zamanın, mekanın ve karakterlerin tasvirine ayrılıyor, bu da süresi yaklaşık 3 saate varan bir filmde hikayeye daha fazla tutunmamızı sağlıyor.
Daha vizyona girmeden önce, Ridley Scott’ın filminin geçen seneki Martin Scorsese filmi “Köstebek” (The Departed, 2006) ile karşılaştırılacağı düşünülüyordu, fakat öyle olmadı. “Köstebek” ise tamamıyla tür filmi kalıpları içinde bir gangster filmi idi. “American Gangster” ise, gerçek bir hikaye üzerinden; Amerikan politikalarından, yozlaşmış devlet kurumlarına dil uzatırken, kendisini bir tür filminden ziyade karakter odaklı sosyal-gerçekçi motifleri olan, hafif politik bir film olarak konumlandırıyor. İşte bu noktada “American Gangster” kimi zaman gerçekten vurucu ve ağır laflar etse de, sonuçta daha önce duymadığımız ya da bilmediğimiz sonuçlara, daha derin tespitlere varamıyor. Bu noktada film bittikten sonra “iyi” bir film izlediğinizin tatminini alsanız da, yeni bir şey izlemediğinizin de farkına varıyorsunuz.
Oyunculuklara gelirsek, Denzel Washington soğukkanlı, otoriter ve karizmatik çete lideri rolünde görevini yerine getiriyor fakat film boyunca bir türlü oyuncunun karakteri tam olarak kavrayamadığı hissine kapılıyorsunuz. Çünkü Washington az “oynuyor” ama gerçekten az mı oynuyor yoksa karaktere mi inemiyor bir türlü anlaşılmıyor. Bunun yanında daha zengin olarak yazılmış Richie Roberts rolünde Russell Crowe gerçekten en temiz oyunlarından birini çıkarıyor. Özellikle karısıyla olan mahkeme sahnesinde karakterin düşünsel değişimini az sözle fakat iyi oyunla bize geçirmeyi çok iyi başarıyor. Bunun yanında “kötü” polis rolünde Josh Brolin tam bir karakter oyuncusu olduğunu kanıtlarcasına karakterini her boyutuyla bize aktarmayı başarıyor. Filmin asıl sürprizi ise Frank Lucas’ın annesi rolünde çık kısa fakat etkili bir performans sergileyen Ruby Dee.
Ridley Scott’ın yönetimi her zamanki gibi ustaca fakat bu sefer daha yalın diye biliriz. Daha önceki büyük bütçeli projelerindeki gibi biçimsel oyunlar yerine daha hikaye odaklı ve sakin bir anlatımı tercih ediyor ama bunu yaparken her zamanki gibi atmosfer kurmadaki hünerini burda da bize gösteriyor. Özellikle hikaye kurgusundaki tercihleri, filmin izlenilebilirliğini, takibini oldukça kolaylaştırıyor.
İyi yazılmış senaryosu, dikkatli yönetimi ve sağlam oyunculuklarıyla “American Gangster”, yılın önemli filmlerinden biri. Fakat bu kadar usta bir kadronun bir araya gelmesinden doğan beklentileri karşıladığını söylemek zor. Yine de cesur tespitleri, 70’li yılların polisiye filmlerini aratmayan atmosferi ve akıcı anlatımıyla yılın kayda değer filmlerinden biri olduğu şüphesiz.
OSCAR’A DOĞRU DURUM RAPORU
Yukarıda da belirttiğim gibi “American Gangster”, bu senenin “Köstebek” i ve Ridley Scott’ın Oscar alacağı film olarak görülüyordu fakat Amerika’da aldığı çok da iç açıcı olmayan eleştiriler ve beklentilerin daha önceden yüksek olması, filme Oscar yarışında biraz zarar verdi diyebiliriz. Fakat bu sene Oscar yolundaki filmlerin düşük gişe başarısı “American Gangster” için bir avantaj olacağı kesin. Film geçtiğimiz hafta sonu 50 milyon dolara yakın hasılat yaptı ve Oscar yarışı kızıştığı zamanlar filmin 100 milyon dolardan fazla gişe yapması bekleniyor. Bu durumda Oscar’ın altın kurallarından biri olan gişe başarısını yerine getirmiş oluyor.
Filmin yıldız dolu kadrosunun, usta yönetmeninin ve Oscar ödüllü yapımcısı Brian Grazer (Akıl Oyunları, 2001), Akademi üyelerine yabancı olmaması da filmin diğer bir avantajı. Eğer film beklenildiği gibi büyük bir seyirci desteği alırsa, filmin önemli kategorilerde adaylık alması çok şaşırtıcı olmaz. Fakat bunun yanında “No Country For Old Men”, “Kefaret” (Atonement), “Avukat” (Michael Clayton), “Into the Wild” gibi, eleştirmenlerin bu seneki gözdelerinin yanında oldukça zayıf kalıyor. Bu nedenle film sadece birkaç teknik dalla da yetinebilir.
Bu seneki erkek oyuncu kategorisine baktığımızda en azından 10-15 tane çok sağlam ve adaylık alabilecek performansla karşı karşıyayız bu yüzden Denzel Washington’ın şansı zayıf olmasa da çok büyük değil. Ancak film Oscar öncesi ödüllerden alacağı rüzgarla Washington’a da bir adaylık getirebilir.
Filmin diğer başrol oyuncusu Russell Crowe ise yardımcı erkek oyuncu dalında yarışacak. Stüdyoların son yıllarda aynı kategoride iki oyuncuya kampanya yapmayarak daha fazla adaylık alma üzerine kurulu stratejilerinden dolayı, Crowe; “Collateral”daki (2004) Jamie Foxx, “Saatler”de (The Hours, 2002)’daki Julianne Moore gibi yardımcı oyuncu kategorisinde konumlandırılıyor. Fakat yine bu dalın çok kalabalık olmasından dolayı fazla “Oscarlık” olmayan bu rolün şansı düşük.
Filmin sürpriz adaylığı usta aktris Ruby Dee’den gelebilir. Yardımcı kadın oyuncu kategorisinin bu sene zayıf olması ve bu kategorinin favorilerinden birinin sektörde yıllarca emeği geçmiş oyuncular olduğu düşünülürse, Dee’nin şansı hiç düşük değil. Fakat tek düşündürücü konu Dee’nin filmde 5-10 dakikadan fazla görünmemesi. Judi Dench 1998 yılında 8 dakikalık rolüyle Oscar’a ulaşmayı başarmıştı. Bakalım bu sene benzer bir durum tekrarlanacak mı?
Son olarak filmin en büyük adaylık şansı senaryo kategorisinde gibi görünüyor. Film önceden uyarlama senaryo kategorisinde yarışacağı zannedilirken, kampanyanın orijinal senaryo dalında olacağı stüdyo tarafından açıklandı. Bu durumda bu senenin en zayıf kategorisi olan bu dalda, “Schindler’in Listesi” (Schindler’s List, 1993) nin de senaristi olan Steven Zaillian’ın adaylık şansı oldukça yüksek.


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Bana azıcık ilgi gösteren her kadına aşık olmak zorunda mıyım?







Seanslar
Fragman

