
Yoksa siz, “Özel Bir Kadın” Julia Roberts’ın onu aramaya çıktığı gece yarısı lüks bir otel barında piyano tuşlarına ustalıkla dokunduğu sahnenin rol icabı olduğunu mu zannediyorsunuz? Ya da Japon usta Akira Kurosawa’nın “Ağustos’da Rapsodi” için onu tesadüfen seçtiğini mi?
Tamam, örneğin “New York’ta Sonbahar” gerçek bir talihsizlikti. Yine de Richard Gere’ın geniş bir izleyici kitlesi tarafından sadece yakışıklı imajıyla anılmasının bir talihsizlik de olabileceğini düşünmek mümkün. Oyunculuk yeteneği değil de, beyazperdedeki inanılmaz cazip çekimi ön planda oldu hep izleyici için.
Doğru, beyazperdedeki çekici görüntüsü geniş bir kadın hayran kitlesi yarattı. Ve “Subay ve Centilmen”, "American Jigolo”, “Nefes Nefese”, “Özel Bir Kadın” gibi dev bütçeli, ışıltılı yapımlarla bir ‘rüya prensi” oldu. Ama oyunculuk alanında kendine göre prensipleri olan, Hollywood’un gürültüsünden uzakta ve imajının ötesinde yaşayan bir isim olması gerçeği de unutulmamalı sanki.
Sigortacı bir babanın ve ev kadını bir annenin beş çocuğundan ikincisi. Lise yıllarında alevlenen müzik sevdasını çeşitli enstrümanları çalarak sürdürmüş, jimnastik bursuyla felsefe okurken oyunculuk dersleri almak için üniversiteyi bırakmış. Oyunculuk kariyerinde önce sahnelerin tozu var. 1973’de yani henüz 24 yaşındayken bir Londra prodüksiyonu olan rock and roll müzikali "Grease" de rol almış, "Taming of the Shrew" gibi sahne oyunlarındaki performansıyla adından sözettirmiş. Gerçi başarısına rağmen o yıllarını ‘kafası karışık bir gencin arayışları’ olarak nitelendiriyor kendisi.
Beyazperdedeki ilk önemli filmi ise “Looking for Mr.Goodbar”. Bir yıl sonra Terrence Malick ustanın unutulmaz “Days of Heaven”ında başrol oynama şansını elde etmiş. Felsefe ve tiyatro eğitimi almış karizmatik Richard, “Yanks” ve “American Gigolo” gibi iki Hollywood filminin ardından koşar adım Broadway'e dönmüş. İkinci dünya savaşında bir toplama kamına gönderilen, eşcinsel bir Yahudi'yi canlandırığı “Bent” adlı oyunla bolca alkışlanmış ama demiş ya kafası karışık, yeniden Hollywood’da gitmiş.
Bu arada Tibet kültürüne, Budizme ilgi duymaya başlayan Richard’ın, sürgündeki ruhani lider Dalai Lama'yla tanıştığını ve Çin hükümetine karşı protestolarını da dile getirmeye başladığını öğreniyoruz. Bu turlamalar arasında artık bir dünya starı olan Richard’ın 1984 yılında müzikteki yeteneğini trompet ile sergileme fırsatı bulduğu ve yönetmen Francis Ford Coppola ile çalıştığı "The Cotton Club" çıkıyor karşımıza. Ama ondan önce; 1980’lerin başında Nikaragua ve El Salvador’a tam da savaşın ortasında gittiğini ve yanına aldığı bir doktorla mülteci kamplarını ziyaret ettiği unutmamak gerek. Bu dönemde söylentilere göre güzel Brezilyalı ressam Sylvia Martins ile bir gönül ilişkisi yaşamış ama doğruluk derecesi bilinmiyor.
“Özel Bir Kadın” patlamasının ardından 90’lı yılların başında Cindy Crawford ile evlenen, “First Knight”, “Red Corner” ve “Final Analysis” gibi genel geçer filmlerde rolalan aktör İngiliz yönetmen Mike Figgis’in melankolik “Mr. Jones”unda boygösteriyor. Bu arada Crawford’dan boşanan, “Kaçak Gelin”de Julia Robert ile yeniden biraraya gelen, geçenlerde evlendiği Carey Lowell’la birlikteliğinden bir Homer adlı bir oğlu olan Richard Gere, insan haklarının da etkili bir savunucusu. "Tüm insanlık gözönüne alınmazsa bu gezegen daha azla varolmaya devam edemez” diyen Richard Gere, aynı zamanda egosundan, imajından sıyrılıp bütünün bir parçası olmak istediğini de söylüyor.
13 dalda Oscar’a aday olan “Chicago”daki performansıyla kendisinin de aday olmaması ne yazık. “Sadakatsiz”’deki rol arkadaşı da Oscar’a aday oldu, üstelik cazibesini ikinci plana attığı bu rolde çok da başarılıydı. Aşka Davet, Umut Mevsimi, Sadakatsiz derken son olarak Av Partisi adlı filmle Türkiye vizyonarındaki yerini alan Gere, bu filmde kariyeri savaş sırasında darmadağın olduğu için o günden beri duygusal ve profesyonel boyutta acılar çeken bir karakteri ustalıkla oynuyor.
Büyük bir star olması, boyamayı reddettiği gri saçlarıyla 58 yaşında hala çok çekici olması bir talihsizlik olamaz mı hala?


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Eğer hayatınız kötü gidiyorsa ne yaparsınız… Devam edersiniz.








Seanslar
Fragman


