Kara İnci cephesinde değişen bir şey yok
K. D. Yılmaz 25 Mayıs 2007, Cuma 00:00
"Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu", seriyi son dönemde gördüğümüz en tutarlı üçlemelerden biri olarak tamamlıyor. İlk iki filminin arasında bir yerde seyreden filmde yine bol entrika, bol karakter ve bol yan öykü var...
Bu yaz oldukça hareketli başlamasına rağmen sinema seyircisinin eğlence anlamında henüz tam bir verim alabildiğini söylemek yanlış olur. "Örümcek Adam 3"ün ("Spider-Man 3", 2007) getirdiği hayal kırıklığının ardından ülkemizde henüz vizyona girmeyen "Shrek 3" (2007) hakkında Amerika'da çıkan eleştiriler de pek olumlu değil. Ancak yazın üçüncü bombası "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu"nun ("Pirates of the Caribbean: At World's End") da benzer bir sonla karşılaşacağından korkanlar rahat bir oh çekebilir. Çünkü sevgili korsanlarımız önceki filmleriyle eşdeğer seviyede bir çalışma ortaya koymayı başarmışlar.

"Karayip Korsanları" serisine genel anlamda göz attığımızda, aynı ana karakterlerin herhangi bir gelişme göstermemesine rağmen öykü anlayışı ve üsluptaki ufak oynamalarla filmlerin her birinin taze bir havaya büründüğünü söyleyebiliriz. Eski dönem korsan filmlerine selam çakan ve dozunda bir mizah ile çekici karakterleri bir araya getiren ilk filmin ardından, aynı ekip "Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı"nda ("Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest", 2006) işin mizah boyutunu ciddi biçimde artırıp en cömertinden bir entrika bombardımanıyla seyirciyi iki buçuk saat boyunca meşgul edip eğlendirmişti.

Karayip'in entrikaları yine başdöndürücü

Serinin üçüncü filmine baktığımızda ise yine aynı entrika ve karakter bolluğu mantığının işlediğini görüyoruz. Ancak ikinci filmde yaşadığımız yoğun mizah bu sefer kendisini biraz daha geriye çekmiş durumda. Pek çok öykünün bağlanma çabasıyla birlikte sevgili korsanlarımızın bu sefer biraz daha karanlık, hatta belki daha duygusal, bir maceraya atıldığını söyleyebiliriz. Bu anlamda, üçüncü filmin serinin diğer iki filminin arasında bir yerde seyrettiğini söylemek mümkün. Öyküde yer alan entrikaların yine baş döndürücü ve hatta yorucu bir zihniyette sunulması ikinci filme daha yakın bir seyirlik vaat ederken işin komedi yanının biraz geriye çekilmesi de hem yaratılmak istenen –nispeten– karanlık atmosfere katkıda bulunuyor, hem de filmi tekrar klasik korsan türüne yaklaştırıyor.

Üç saate yaklaşan süresi boyunca oradan oraya zıplayan öykü ve karakterlerin arka planının yeterince doldurulduğu filmde, biraz da bu mantık yüzünden, daha az aksiyonla karşılaşıyoruz. Yine de az sayıda olmalarına rağmen bu sekansların gayet büyük ve görkemli olduklarını belirtmekte fayda var. Daha önce pek çok farklı türde başarılı çalışmalara imza atan Gore Verbinski üçlemenin bu son durağında artık işin ustası olduğunu kanıtlıyor. Yönetmen bir Jerry Bruckheimer prodüksiyonundan bekleyebileceğiniz her türlü teknik zenginliği (serinin hazırlık anlamında en kısıtlı zaman ayrılan filmi olmasına rağmen) gayet verimli bir şekilde kullanmayı başarıyor. Etkili set tasarımı ve makyaj çalışmalarının yanında görsel efektler her zamanki gibi serinin fantastik yönünü güçlendiriyor. Bunların yanında görüntü yönetmeni Darius Wolski'nin özellikle ikinci filmde bolca başvurduğu etkileyici kadraj seçimi ve aşırı ciladan bu sefer kaçınması filmin daha öykü odaklı olmasını sağlıyor.

Johnny Depp, idolü Richards'a karşı

Oyunculara baktığımızda ise yeni bir şey söylemek mümkün değil. Tüm kadro aynen bıraktığımız yerden yollarına devam ediyorlar. Orlando Bloom'un saç ve kostüm tercihiyle daha bir eski dönem sinemasındaki korsan figürlerini anımsattığı filmin lokomotifi ise elbette Johnny Depp. Yine de, bu filmde Jack Sparrow'un belki de en gereksiz karakter olduğu yorumu yapılabilir. Sparrow en baştaki kurtarılma macerası dışında hiçbir öykünün arzu nesnesi durumunda değil. Ancak serinin olmazsa olmaz bu karakterinin yine de o bilindik cazibesini kullanarak ana entrikalar arasında gezinip her yerden çıkması sağlanmış. Hatta zaman zaman işin giderek abartılıp öyküye hiç hizmet etmeyen ve sadece Johnny Depp'in şov yapması için tasarlanmış sekansların filmde yer aldığını söyleyebiliriz. Üçüncü filmde ilk defa gördüğümüz oyuncular arasında en ilgi çekici olanlar ise Uzak Doğu'nun yıldızı Chow Yun-Fat ve Jack Sparrow'un babası rolünde ufak bir sahneyle konuk olan Keith Richards. Depp'in Sparrow karakterini yaratırken baz aldığı Richards aslında gayet tutuk oynasa da yıldızın kendisini ve imajından yaratılmış bir kült figürü karşılıklı izlemek büyük bir keyif haline geliyor.

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, ufak nüanslara rağmen "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu", seriyi son dönemde gördüğümüz en tutarlı üçlemelerden biri haline getirecek şekilde noktalıyor. Bu yazın tatmin edici ilk eğlencesi konumunda olan film aynı zamanda (Johnny Depp & Geoffrey Rush'ın ana eksende olabileceği bir 4. filme açık kapı bırakmasına rağmen) seriye ve karakterlere dair de tutarlı ve etkileyici bir son oluşturmayı başarıyor.

Son bir not: Filmin sonundaki yazılar bitmeden salondan ayrılmayın.

Kimler izlemeli:

  • Katıksız Jack Sparrow hayranları.
  • Serinin sıkı takipçileri.
  • Sinemada eğlenceli bir 3 saat geçirmek isteyenler.

    Kimler izlememeli:

  • Serinin ikinci filmdeki yoğun entrika tercihinden hazzetmeyenler.
  • Seriye en baştan negatif bakanlar.
  • Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
    Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

    Replik
    Leon: Sevginin Gücü
    Ölümden gerçekten korkmaya başladığında hayatın değerini anlıyorsun.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com