Solaris'in Berlin basın toplantısındaydık...
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Geçen hafta Berlin'de, film festivalinin en hareketleri günlerinden birisini yaşadım. Altın Ayı için yarışan Solaris’in başrol oyuncuları George Clooney ile Natascha McElhon ve yönetmen Steven Soderberg bir basın toplatısıyla gazetecilerle buluştu. Ben de oradaydım ve şu meşhur ‘sıkıcı’ hadisesine de mecburen tanık oldum, sonunda kendi sorumu da sordum..
George Clooney gibi bir Hollywood starı, Natascha McElhone gibi bir İngiliz zarifi oyuncu ve yönetmen Steven Soderberg biraraya gelirlerse ne olur? Ben söyleyeyim, keyifli bir basın toplantısı olur. Sonuçta olay belli; Altın Ayı için yarışan Solaris ile Berlin’e gelen bu ünlü üçlü filmlerinin tanıtımını yapacaklar ve mümkünse bir de ödül alacaklar. Ama Solaris Berlin’den eli boş döndü. Basın toplantısı ise Avrupa Gezici Filmler Festivali yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu’nun sorusuyla ‘skandal’ bir boyut kazandı. Ben de bu karmaşada ‘sıradan’ bir soruyla yetinip, sonrasında bu söyleşinin bir kısmını sizlere aktarmak için masamın başına oturdum. Bir bilim kurgu yapmak için neden Solaris’I seçtiniz?
Steven Soderbergh: Uzun süredir bir bilim kurgu filmi yapmam söz konusuydu ve sadece, sıradan bir film yapmak istemedim. Stanislav Lem’in kuşkusuz en önemli özellikleriden birisi hafızayla bu denli ilgili olması ve ben de daha once bir kaç yapımda butemayı kullanmıştım. Yoksa Tarkovsky ‘nin filmini yeniden çevirmem gibi bir şey söz konusu değildi. Ancak onadn biraz daha farklı bir şeyler yaparak bir ‘yeniden çevrim’ olabilirdi. Aksi takdirde önemli bir yapıtı tekrarlamanın bir anlamı yok. Lem’in kitabında öylesine çok fikir var ki, bir tane değil, birden fazla film çıkarabilirsiniz zaten. Biz de kitaptaki öne çıkan belirgin bir fikri aldık Rheya'nın karakterine uyarlayarak Kelvin ile buluşturduk.
--Hollywood stüdyolarından çıkan bir film olarak teması ve atmosferi farklı. Bu riski nasıl aldınız?
Steven Soderbergh: Aslında gariptir, filmi Amerikalılar fazla ‘Avrupai’, Avrupalılar ise ‘Amerikanvari’ buldular. Bu gariq bir çelişki ama sonuçta kendi yolumuzu ve tarzımı belirlemeye çalıştık. Sanat filmi olarak algılanması belki daha iyi olur ama sonuçta bunu kendimiz için değil, herkes izlesin diye, yani seyirci için yaptık tabii ki.
--Son dönemde ‘yeniden çevrimlere’ ağırlık verdiniz galiba. Ocean’s Eleven bir gişe filmi ama Tarkovski’nin filmini yeniden sinemaya uyarlamak son derece riskli yani ikisi de aynı kulvarda değil.
Steven Soderbergh: ‘Yeniden çevrimlere’ kayıyorum diye bir şey yok, sadece bir tesadüf diyelim. Son dönemde biz de aramızda ticari ve ticari olmayan filmler kavramları üzerine çok tartışıyoruz. Ben kafamda böyle bir ayırım yapmıyorum. Benim için fikir önemlidir. Örneğin Ocean Eleven’ı düşündüğümde, bu film gerektiği gibi çekilirse insanlar izlemeye gider diye düşündüm. Ama Solaris gibi bir filmi gerektiği gibi çekerseniz fazla insane izlemeye gelmez. Ne yapacaksınız? Bu konu üzerinde çok kafa yorduk . Neyse ki Fox (yapımcı şirket) bize bu konuda çok yardımcı oldu ve bizi serbest bıraktı bir çok açıdan.
--George Clooney, siz böyle riskli, izleyicinin aşina olduğu tarzın çok dışında bir rolde olmayı neden istediniz?
George Clooney: Ben de bu konuda kendimi garip hissediyorum aslında. Biliyorsunuz sürekli senaryo okuyoruz ve aralarında iyi olan çok az var. Bir aktör olarak öncelikle iyi bir senaryo ile çalışmak istiyorsunuz. Bir de öyle ki senaryoyu okuduğunuzda bunun kesinlikle bir stüdyo tarafından yapılması gerektiğini anlıyorsunuz. Biz 80’lerde yabancı filmlerden çok şey öğrendik ve stüdyo filmlerinde de bu koşulları zorlamaya çalıştık. Örneğin Out of Sight genelde yapılan standart stüdyo filmlerinden değildir. Ya da Üç Kral, Warner Bros.’un standart bir filmi değildir. Ve Steven’ın da (Soderberg) bu konuda sınırları zorladığını görmek çok hoşuma gitti. Onunla çalışmak gercekten de keyifli olacaktı. Bu tür riskli projelerde ancak yanınızda Steven gibi birisi olursa çalışırsınız. İsim veremeyeceğim başka yönetmenler var mesela, onlarla kesinlikle yapmazdım böyle bir film.
---Filmde oynadığınız bazı sahnelerde siz gerçek mi, anı mı, rüya mı olduğu anlaşılmayan bir sürü anlar yaşıyorsunuz. Çok zor olmalı bu sahneler. Nasıl bir oyunculuk izlediniz? Soderberg sizi bu konuda yönlendirdi mi?
George Clooney: Hayır, yönetmedi, yönlendirmedi. Aslında her şeyi ben tek başıma yaptım. (kahkahalar) Peki ciddi olursak; o sıralarda Tehlikeli Aklın Oyunları’nın çekimlerini yeni bitirmiştim ve çok yorgundum. Aslında bu fiziki yorgunluk Solaris’teki rolüm için pek uygundu. Bütün yapmam gereken sette varolmak ve bir aktör olarak kendimi fazla zorlamamak gerekiyordu. Sonuçta etrafta fazla oyuncu filan olan bir film değil biliyorsunuz.,Sete gidiyordum, Steven da "Tamam, bu yaşamının son 13 saniyesi, başla!” diyordu. Bazen de “Tamam bu kadar varoluşçu hüzün yeter yüzündeki” diyordu ve ben de ona güveniyordum. Her şeyin başında güven geliyor.
---İkiniz bir çok filmde birlikte çalıştınız. Bu ortaklık nasıl gelişti?
George Clooney: Biz arkadaş olduk. Aynı zamanda iş ortağıyız. Aynı estetiği paylaşıyoruz ve aynı tarz film yapmayı seviyoruz. Ama tabii ki o yönetmen ve yönetmenler de geminin kaptanıır. Benim de başrol oyuncusu olarak işim onu söylediği ve istediği şeylerin kadronun geri kalanı tarafından iyi alaşılıp anlaşılmadığı. Steven ile hiç sorun yaşamazsınız. Şimdi ben de yönetmenlik işine bulaştığım için biliyorum ki onun gibi çalışamam. O sette dolaşır sürekli ve her an her şeyi nasıl yaparım diye defalarca düşünür. Ben ise her şeyi önceden planladım ve aktörlere de bayağı haksızlık yaptım. ‘Şurda durmalısın, böyle yapmalısın’ gibi. Ama Steven, ‘peki, bir görelim’ şeklindedir. Sen şöyle bir yürürsün o işi nasıl halledeceğini bulur.
--Stanislav Lem’in romanını Solaris, Tarkovski’nin de yönettiği gibi alt metninde inanç olan bir metindir. Soderberg, McElhone ve Clooney, peki siz tanrıya inanıyor musunuz?
George Clooney: Ne diyeceğimi bilemiyorum. İnsan büyüdükçe her şey farklılaşabiliyor. Bilmiyorum. Bir şeylere inanıyorum ama bunun adını ille de Tanrı olarak koymak istemiyorum.
Natascha McElhone: Ben, hayır Tanrıya inanmıyorum. Sanıyorum bunu sorgulamak için çoktan vazgeçtim.
George Clooney: Ben de. Ama bir şeylere inanıyorum dediğim gibi. Natascha’ya inanıyorum.. (kahkahalar)
Steven Soderberg: Benim de bu konuda bir sorgulamam yok, hayır.
--Ahmet Boyacıoğlu: Bay Soderberg, siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bence filminiz çok sıkıcı!
Steven Soderberg: (Duraklama)... Ben filmimden memnunum... Beğeniler kişiseldir. (Salonda büyük sessizlik ve bazı gazetecilerden itirazlar...
George Clooney: Sizi büyüleyici buluyorum..... (duraklama ve salonda sessizlik) Sen sadece ayağa kalkıp kendini göstermek ve çirkin bir şeyler söylemek istedin. Beni paramparça ettin yani... (duraklama.. Soderberg sesini çıkarmıyor.) Ne ahmakça. Emin ol ciddiyim. Herhalde sen de bir sürü film çekiyorsun. Bir film hakkında konuşmadan önce neler yapabildiğini görmek isterdim...
---Solaris’ten beklentileriniz nedir?
Steven Soderberg: : Ben filmi yaparken nelerle karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Ve bu filmi büyük izleyici kitleleri için yapmadım. Ama böyle yapmak istiyordum. Riski göze aldım. Solaris macera ve aksiyon türünde bir bilim kurgu değil gördüğünüz gibi. Bildiğimiz stüdyo filmlerinden farklı olarak izlenmek için özen istiyor.
---Esin Küçüktepepınar: Bay Clooney, Solaris’in dışına çıkarsak, Berlin’de bir filmle daha üstelik yönetmenliğini de üstlendiğiniz bir filmle geldiniz. Son dönemde yönetmenlik koltuğuna oturan diğer aktörler de var ama siz kamera arkasına geçmeye nasıl karar verdiniz? Bir de filmde yüksek bir enerji ve coşku görülüyor. Kuşkusuz iş başındayken öyle olmamıştır. Bu ilk yönetmenlik deneyiminizden biraz söz eder misiniz?
George Clooney: Aslında biliyorsunuz ben setlerde büyüdüm. Daha minicik bir çocukken babamla birlikte işe gidiyordum ve hatta bilir misiniz, benim ilk işim hani o okuma kartlarını tutmaktı. ‘Kartçı çoçuk’tum yani. Sonuçta yönetmenliğe çok da uzak değilim yani! (Kahkahalar) Tehlikeli Aklın Oyunları’na gelince, ben senaryoyu çok beğendim ve ilgilendim. Yapımcılığını üstlendiğim için acaba kimle, hangi yönetmenle çalışsak diye araştırmalar yaptık. Ancak para kaynağı bulmakda da zorlandık. Sonuçta filmin çekim tarihlerine uygun, bizim güvenebileceğimiz bir yönetmen bulamadık. Ama filmi de mutlaka yapmak istiyordum. Sonunda parayı alabilmek için kendim yönetmek zorunda kaldım. Aksi takdirde inanın yönetmenlik yapmak gibi özel bir niyetim yoktu. Yani tabii ki bir gün bir şeyler yönetmeyi mutlaka istiyordum ama bu film için özel bir planım yoktu. Böyle gelişti her şey. Sette dediğim gibi ben biraz fazla programlı ve planlıyım. Keyifli anlar da oldu, sancılı zamanlarda. Özellikle çekimler beni çok zorladı.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Sadece güneşli günlerde yürürsen hedefe ulaşamazsın.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com