Her anlamda bir prenses...

Hepimiz onu, bol Oscarlı “Elizabeth” filmine adını da veren zarif ve asil rolüyle tanıdık. Oysa “Cate Blanchett” tüm dünyanın ilgisini çektiği bu filmden önce de ülkesi Avustralya‘da çok tanınan, başarılı bir oyuncuydu.
Oyunculuk kariyerinin başlangıcı geç ergenlik dönemine dayanıyor Blanchett’in. Melbourne Üniversitesi’nde Ekonomi ve Güzel Sanatlar eğitimi görürken yaşamını yeniden gözden geçirme amacıyla dünya turuna çıkıyor. Tesadüflerin onu sürüklediği Mısır’da Arap yapımı eksantrik bir boks filminde aldığı küçük rol, kamerayla da ilk tanışması Cate’in. Ülkesi Avustralya’ya döner dönmez, Sidney’de Ulusal Sahne Sanatları Akademisi’ne giren Blanchett için bu, aynı zamanda yaşamında bir dönüm noktası da olacaktır. Bundan sonra ne yapmak istediğine dair yaşadığı tüm sıkıntılardan kurtulur ve gönlünde yatan aslanı keşfeder: oyunculuk. Akademiden mezun olur olmaz, Sydney Theatre Company’nin birçok oyununda rol alır ve başarılı performanslarıyla dikkat çeker. Tiyatroda bir yıl içerisinde yaşadığı bu başarı televizyona ve hemen ardından sinemaya geçmesini kaçınılmaz kılar. 1997’de aynı yıl içerisinde önce Bruce Bresfold’un “Paradise Road” filminde göz doldurur, hemen ardından çevirdiği “Thank God He Mat Lizzie” filmindeki rolüyle Avustralya Film Enstitüsü ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazanır.
Ülkesindeki bu başarılarının ardından Gillian Armstrongun “Oscar and Lucinda”sında Ralph Fiennes’e eşlik ederek uluslararası kulvara da ilk adımını atmış olur. Bunun hemen sonrasında başarısı hepimizce malum “Elizabeth” filminde göz kamaştıran rolüyle adını tüm dünyaya duyurur. Oscar’ı her ne kadar Gwyney Palthrow’a kaptırsa da başta Altın Küre olmak üzere pek çok ödül kazanır. Bundan sonra Hollywood’un kapıları ardına kadar açılır Blanchett’a. 1999 yılını çok verimli geçirir. Peş peşe rol aldığı “An Ideal Husband”, “Pushing Tin” ve “Yetenekli Bay Ripley” (“Talented Mr. Ripley”) filmlerinde, Billy Bob Thornton, Julianne Moore, Jude Law ve Gwyneth Paltrow gibi oyuncularla çalışma fırsatı bulur. 2000 yılında Sam Raimi’nin “Üçüncü Göz” (“The Gift”) ve Sally Potter’ın “Erkeğin Gözyaşları” (“The Man Who Cried”) filmlerinde rol alan Blanchett, oyunculuk yaşamının en yoğun dönemini 2001 yılında geçirdi. Bir yıla beş film (“Haydut / Bandits”, “Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği / Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring”, “Çok Özel Haber / The Shipping News”, “Charlotte Gray” ve bu hafta vizyona giren “Cennet / Heaven”) sığdıran aktris, bu yoğun temponun ardından 1997’de evlendiği ve çok mutlu bir ilişkiyi sürdürdüğü senarist Andrew Upton’la birlikte ilk çocuklarını yapma kararı almaları nedeniyle kariyerine bir süre ara vermek zorunda kaldı. 3 Aralık 2001’de Dashiell John adını verdikleri bir bebek dünyaya getiren Blanchett her ne kadar hamileliği sırasında anneliğe ve kocasıyla ilişkisine daha çok zaman ayırabilmek için oyunculuğu bırakacağı yolunda söylentiler çıkmış olsa da, çok geçmeden sinemaya geri döndü ve "Göklerin Hakimi" ("The Aviator") filminde sinema tarihinin efsanevi aktrislerinden Katharine Hepburn olarak karşımıza çıktı...
Cate Blanchett, "Babil"de, kocası Richard'la (Brad Pitt) birlikte çıktıkları Fas turunda, beklenmedik bir anda patlayan bir silahtan çıkan mermiyle yaralanan Susan karakterini canlandırıyor. Susan, o andan itibaren yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide çakılı kaldığı için fazlasıyla zor olan bu rolün altından müthiş bir şekilde kalkan Blanchett'in, Brad Pitt'in kollarında lazımlığa çişini yaptığı sahnenin, şimdiden sinema tarihine geçeceğini kestirmek zor değil. Bu rol için aradığı tüm nitelikleri "Babil"in yönetmeni Iñárritu, bu rolü Blanchett'e vermesinin sebebini şöyle açıklıyor: "Büyük bölümünde hiç hareket etmeden yerlerde yatarak oynadığı bir rolü ancak Cate Blanchett gibi yüksek düzeyde bir oyuncunun ilginç kılabileceğini hissettim. Daha da önemlisi, izleyicinin Susan karakterine karşı şefkat duygusu beslemesi gerekiyordu. Böyle bir empatiyi ancak Cate gibi ruhunu ortaya koyarak oynayan bir oyuncu yaratabilirdi. Bu rolde fiziksel boyut çok az olduğu için bütün performans Cate'in gözlerindedir. Sadece bakışlarıyla bile çektiği acıyı hissetmemizi sağlar. Öykünün ciddiyet ve önemini sürekli kılmak için ona güvendim. Yönetmen olarak benim işimi kolaylaştırdı. Senaryoda var olmayan küçük parçalar eklemeyi bildi. O her anlamda bir prensestir."
Cate Blanchett, Judi Dench ile beraber oynadığı "Notes on a Scandal" ve Steven Soderbergh yönetiminde George Clooney'e karşı oynadığı "The Good German" adlı filmlerle yakın zamanda yeniden karşımıza çıkacak. Ayrıca 2006 Mart ayından itibaren "Hedda Gabler" adlı tiyatro oyununun Amerika'daki sahnelenişinde boy göstermeye başlayan yıldız oyuncu, şu sıralarda "Elizabeth" adlı filmin devamı niteliğindeki "The Golden Age"in çekimlerinde oynamaya devam ediyor. Cate Blanchett'in gelecek dönem filmleri arasındaysa Todd Haynes'in yönettiği ve Bob Dylan'ın yaşamındaki belirli bir kesiti konu alan filmde ünlü müzisyenin portresini çizdiği "I'm Note There"; David Fincher yönetiminde Brad Pitt ile başrolü paylaşacağı "The Curious Case of Benjamin Button" gibi yapımlar yer alıyor.
Yaşamda değişikliklere açık olduğunu, hatta değişiklik aradığını belirten Cate Blanchett zaman zaman –hamilelik döneminde olduğu gibi- sinemayı bırakabileceğinin sinyallerini verse de sık sık oyunculuktan büyük keyif aldığı yolunda açıklamalar da yapıyor: “Öleceğim güne kadar oyuncu olacağımı biliyorum aslında; ama artık arzu duymadığım anda da çekip gitme hakkımı saklı tutmak istiyorum.” Ne diyelim, bu hakkı hem saklı olsa da, bizim temennimiz, donuk güzelliği ve insanın içini titreten karizmasıyla, çok yetenekli bir aktris olduğunu düşündüğümüz Blanchett’ın daha uzun yıllar beyazperdede karşımıza çıkması.
- Batman: Kara Şövalye
- Resimdeki Hayalet (Shutter)
- Mamma Mia
- 120
- Bisiklet Hırsızları (Ladri Di Biciclette)
- Tinker Bell
- Hancock
- Utanç
- Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı
- Cennet
- 21
- O… Çocukları
- Beyaz Melek
- Asteriks Olimpiyat Oyunları’nda
- "4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün"


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin.









Seanslar
Fragman

