Kaset kimdeyse, iktidar onda...
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Stilist bir yönetmen olarak tanıdığımız Richard Linklater, 2. AFM Bağımsız Filmler Festivali’nde oynadıktan sonra vizyona da giren filmi “Kaset”te adeta dar mekânda sinematografiden nasıl yararlanılabileceği konusunda ders veriyor. İnsan ilişkilerine hakim olan taktikler ve güç oyunları üzerine, çok etkileyici bir film olan “Kaset”i Festival’de kaçırdıysanız, vizyonda mutlaka yakalayın!
Richard Linklater’ın stilist bir yönetmen olduğunu, henüz hiçbir filmini izlemediğimiz dönemde de yabancı basında hakkında yazılıp çizilenlerden dolayı gayet iyi biliyorduk. 2001 yılında çektiği ve ne yazık ki ülkemize bir türlü uğrayamayan, 2. AFM Bağımsız Filmler Festivali’nin programından son anda çıkarılan filmi Waking Life’in bir şekilde DVD’sini edinip izlediğimizde, Linklater’ın biçim denemesinde ne kadar uçlarda gezinebileceğine bizzat tanıklık etme şansımız oldu. Sony DCR-TRV900 kamerasıyla gerçek oyumcular kullanarak çektiği ve ‘rotoscopy’ denen ilginç bir teknikle animasyon haline getirdiği bu filmde, sinemada defalarca denenmiş rüya içinde rüya formunu, yeni bir biçimle anlatmayı deneyen Linklater hayli başarılı olmuştu. Filmin merkezinde yer alan karakterin çocukluğunu geçirdiği kente dönüşü ve arkadaşının kendisine gösterdiği “rüya kaderdir” yazısını anımsamasıyla açılan Waking Life, bu karakterin uyanamadığı rüyasında karşılaştığı farklı karakterlerle -çeşitli teorilere referans vererek- yaşamın anlamını tartışması üzerine kuruluydu. Bu özelliğiyle bazı kimseler tarafından ‘entelektüel mastürbasyon’ olarak nitelense de, Waking Life, ele aldığı temayla biçim arasında özgün bir uyum arayışı içindeki bir yönetmenin, son yıllarda sosyal bilimler alanında tartışılan belirli başlı teorileri de kullanarak gerçekleştirdiği cesur bir deneme olarak yer etti zihinlerimizde. Eminiz ilerleyen yıllarda, Waking Life’ın açtığı yoldan gelecek yeni yapımlarla bu film sinema tarihinde hak ettiği yere oturacaktır. Kaset’e geri dönecek olursak, ilk söylememiz gereken, Linklater’ın yine bir stil denemesine giriştiği. Ancak, bu seferki Waking Life’taki gibi ‘görkemli’ değil, minimalist bir deneme. Tek bir otel odasında, üç karakterle, hiç müzik kullanmadan gerçekleştirdiği ve Stephen Belber’in kendi yazdığı tiyatro oyunundan uyarladığı senaryosunu kullanarak çektiği bu filmde de Linklater dijital kamerayı tercih etmiş. Kuşkusuz bu tercihinde Waking Life’taki gibi, dijital teknolojinin ucuz olmasından çok filmin anlatımını destekleyen yapısı etkili olmuş. Öyle ki, gerek dar mekânda farklı açı kullanımını kolaylaştıran yapısı, gerek karakterler arasındaki tartışmalarda, aralarındaki gerginliği destekleyen, seri hareketlere (sağ ve sol ‘pan’lar) uygun yapısı Linklater’i cezbetmiş gibi gözüküyor. Gerçekten, bir otel odasında, alan derinliğinden hakkıyla yararlanabileceği ne kadar açı varsa kullanmış yönetmen. Filmin basında dolaşan fotoğraflarında bile bu kullanımın izleri var: Dikkatin odaklandığı karakterin yanında arka planda diğer karakteri de çerçeveye dahil ediyor yönetmen. Üstelik bu stil denemesi de havada kalmıyor; filmin öyküsüyle, temasıyla ve karakterlerin ruh haliyle müthiş bir uyum sağlıyor. Her kare, her farklı açı, karakterlerin geçmişle hesaplaşmalarını, aralarında yavaşça tırmanan gerginliği destekliyor. Genelde tiyatro oyunları için kullanılan ‘chamber piece’ deyimini, “Kaset” için rahatlıkla kullanabiliriz: Yıllardır görmediği lise arkadaşı John’un, çektiği animasyonla Lancing’deki bir bağımsız film festivaline katıldığını öğrenen Vince bu kasabaya gelir ve bir otel odasına yerleşir. Filmin ilk karelerinde, Vince’ın daha sonraki taktikleri için hazırlandığına, uzun süredir planladığı ‘mekanizmayı’ kurduğuna tanık oluyoruz. Arkadaşı John’un otel odasına gelmesiyle mekanizma çalışmaya başlıyor ve Vince’ın ziyaretinin basit bir özleme dayanmadığını, asıl niyetinin lisede uzun süre birlikte olduğu, ama bir türlü ‘seks’ yapamadığı Amy’yle John arasındaki ilişkiyi didiklemek olduğunu öğreniyoruz. Ancak Linklater bu noktaya doğrudan atlamıyor, kamerasındaki gerçeklik gibi, diyaloglar da oldukça gerçekçi. Önce yıllardır karşılaşmayan iki dost arasındaki olağan çekişmeye tanık oluyoruz; kızlarla ilişkilerinden mesleklerine, yaşamdan beklentilerinden gelecek planlarına kadar her şeyleri farklı John ve Vince’ın. Üstelik bu farklılıkta, iki karakterden birinin yanında yer alma konusunda, ortaya atılan sorulara kolay yanıtlar vaat etmiyor Linklater. Tam, ‘toplumsal sorunlara değinen filmler çeken’ John’un daha sağlıklı düşünebilen bir karakter olduğuna inanacakken, Vince’ın çok basit görünen, ama cevap vermeye çalıştığımızda hiç de basit olmadığını anladığımız sorusuyla sarsılıyoruz: “Neden senin işinin benimkinden daha iyi olduğunu düşünüyorsun ki?” Amy’nin bu güç oyununa dahil olması, filmin atmosferinin iyice gerilmesine yol açtığı gibi, izleyicinin zihninin iyice bulanmasını da sağlıyor. Vince’in Amy gelmeden önce John’a, Amy’ye zor kullanarak sahip olduğunu itiraf ettirmesi ve de bu itirafı ‘kaset’e kaydetmesinin hiçbir önemi kalmıyor; çünkü tüm bu çabanın hedefi Amy John’la sert bir şekilde de olsa ‘kendi isteğiyle’ birlikte olduğunu söylüyor. John’la birlikte bizimde zihnimizden geçmişte yaşadığımız ve defalarca yeniden kurguladığımız olayların nasıl biçim değiştirmiş olabileceği geçiyor. Gerçekten hafızanın kaydettikleri ne kadar güvenilir ve gerçek? Kuşkusuz, Vince’ın ‘kaset’inden daha az değil... Gücü kaydettiği ‘kaset’le birlikte John’dan alan Vince, Amy’nin de odaya gelip ‘kaset’i ondan devralmasıyla elindeki bu gücü kaybediyor. Üstelik, geçmişteki bilginin son sahibi olarak, Amy’nin elde ettiği iktidar ‘kaset’in sağladığından çok daha fazla... Son söz olarak, Linklater’ın insanoğlunun sürekli didiştiği geçmişin bugüne ne kadar çok etki ettiği sorunsalını, oldukça gerçekçi bir anlatımla ve çok başarılı bir sinematografiyle perdeye taşıdığını söyleyebiliriz. Hazır zamanınız varken, insan ilişkiler üzerine çok etkileyici bir film olan ‘Kaset’i kaçırmayın!
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Matrix
Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatin boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir.. Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi... Seni deli eder...
Morpheus
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com