Susan Sarandon:
Sepeti farklı renklerle dolu...
Fuat Camgöz 30 Haziran 2006, Cuma 00:00
Bu hafta "Aşk ve Sigara"da, kocası tarafından aldatılan egzantirik bir karakterde izlediğimiz Suzan Sarandon, yalnızca oyunculuğuyla değil, sosyal ve politik olaylar karşısında takındığı net tavırla da takdiri hak ediyor. Tam bir aktivist olan deneyimli aktris, yaşamın neresinde olduğumuzu anlayabilmek için hep bizimle olan sepetimizin ne kadar dolu olduğuna bakmamızı öneriyor.

Susan Sarandon'un yaşamı hakkında konuşmaya başlamadan önce, ünlü aktrisin kariyerinin olgunluk döneminde geldiği noktayı açıkça ortaya koymak gerekiyor: Sarandon, bugün ne oyunculuğa başladığı dönemlerdeki gibi meslek yaşamına dair çelişkiler taşıyor; ne Hollywood'un içinde mi dışında mı olmanın daha iyi olduğunu sorguluyor; ne de yaşamı sadece rol aldığı filmlerden, şan ve şöhretten ibaret görüyor. Hayata çok yönlü bakabilen, akıp giden zamanın içinde kendi geçiciliğinin farkında olan, yalnızca kariyerinde değil, düşünce ve duygu dünyasında da olgunluğa ulaşmayı başarmış bir aktris var karşımızda. Nitekim, Sarandon'un ABD'de Bush’un tartışmalı şekilde kazandığı ilk seçimlerden sonra (Sarandon, Yeşil Parti'nin özellikle ABD gibi siyaseti iki kutuptan ibaretmiş gibi görmeye alışkın bir ülke için sıra dışı sayılabilecek lideri Ralph Nader'ın kampanyasına destek vermişti) politik alanda daha aktif hale gelmesini; ülkesinde 11 Eylül olaylarından sonra esen ve resmi söylem haline gelen muhafazakâr dalgayı eleştirmesini; Irak'la yaşanan gerginlikte nerdeyse tüm ülke ağızbirliğiyle savaş çığlıkları atarken savaş karşıtı duruşunu net bir biçimde ortaya koyuşunu; hep onun yaşam karşısındaki bu duruşuna bağlamak gerekiyor: "Her insan, hayatının bir döneminde ailesiyle yollarını ayırıyor ve işte bu noktada yapmamız gereken, yaşamın neresinde olduğumuzu anlayabilmek için hep bizimle olan sepetimizin ne kadar dolu olduğuna bakmak." 

Susan Sarandon'un oyunculuk kariyeri bir tesadüfe dayanıyor. Muhafazakâr bir ailede yetişen ve muhafazakâr bir eğitim alan Susan, Katolik Üniversitesi'nde drama okurken tanıştığı ve evlendiği yüksek lisans öğrencisi Chris Sarandon'la birlikte katıldığı "Joe" (1970) filminin seçmelerinde önemli bir rol alınca, sinema dünyasına da ilk adımını atmış. Başlarda oyuncu olup olmama konusunda kararsız olsa da bu kararsızlığını kocasının desteğiyle aşmayı başarmış. Kariyerinin ilk yıllarında vasat teklifler alan ve kendini geliştirebilmek, yabancısı olduğu sinema dünyasını tanıyabilmek için bu tekliflerin çoğunu kabul eden Sarandon, 1974'te Billy Wilder'ın müthiş ikilisi Jack Lemmon ve Walter Matthau'yla birlikte "The Front Page" filminde rol alınca, çıtasını da biraz yükseltmiş oldu. Ancak Sarandon adını daha geniş kitlelere bu filmle değil, bir yıl sonra rol alacağı “The Rocky Horror Picture Show”la duyurdu. Çekildiği yıllara uygun bir anlatıma sahip bu sıradışı müzikalde, özellikle Tim Curry'nin "Dammit Janet" parçasıyla sinemaseverlerin hafızasına kazınan Susan Sarandon, filmin zamanla kültleşmesinde önemli bir paya sahip olacaktır. 

70'lerin sonlarında ünlü Frnasız yönetmen Louis Malle tarafından keşfedilmesi, Sarandon'un yaşamında tam bir dönüm noktası oldu. Malle'ın "Pretty Baby" (1978), filminde Brook Shileds'in canlandırdığı genç fahişe Violet'nin annesini oynayan Sarandon, 1980'de yine Malle imzalı "Atlantic City"de usta oyuncu Burt Lancaster'ın karşısındaki rolüyle ilk Oscar adaylığını da almış aldı. Bu sürede Malle'le yakınlaşan güzel aktris, ilk kocası Chris'le yollarını ayırdı. Bu ayrılık o ana kadar tam bir düzenin hakim olduğu aşk hayatının tepetaklak olmasına yol açtı. Malle'le ayrılıp kendinden oldukça genç olan Sean Penn'le çıkmaya başlayan Sarandon, Penn'le de yollarını kısa sürede ayıracak ve bir süre İtalyan yönetmen Franco Amurri'yle birlikte olacaktır. 1988'deKevin Costner'la başrolü paylaştığı "Bill Durham" filminin çekimleri sırasında Tim Robbins'le tanışmasıyla, Sarandon'un aşk hayatı tekrar normal seyrine geri döner. (Bildiğiniz gibi, ikili bugün hâlâ devam eden mutlu birlikteliklerini iki çocuk yaparak süslediler.) Susan Sarandon'un oyuncluk kariyerinde, hem nitelik hem de nicelik açısından en verimli dönemin 90'lı yıllar olduğunu söylemek herhalde yanlış bir tespit olmayacaktır. Ridley Scott'un "Thelma ve Louise"inde (1991) canlandırdığı Louise Sawyer karakteriyle ikinci kez Oscar'a aday gösterilen Sarandon, aynı zamanda bu filmle, yükselmekte olan feminist hareketin öncü isimlerinden olacaktır. "Thelma ve Louise"den sonra "Lorenzo'nun Yağı” (“Lorenzo's Oil”,1992) ve "The Client” (1994) filmleriyle de Oscar adayı olan Sarandon, muradına beşinci kez aynı ödüle aday gösterildiği "Dead Man Walking" filmiyle 1996 yılında erişecektir. Kocası Tim Robbins'in yönettiği bu filmde, eski sevgilisi Sean Penn'le oynayan Sarandon, rahibe Helen Prejean rolünde gerçekten akıllardan çıkmayacak bir performans ortaya koymuştu. 

2000'li yıllara kariyerinin eriştiği olgunluğa yakışan rollerle başlayan Susan Sarandon, 2002'de çektiği üç filmde de 'anne' rolünde olmasıyla dikkat çekiyordu. Ülkemizde gösterilmeyen "Igby Goes Down"da isyânkar genç Igby'nin pek de sempatik olmayan annesi Mimi'yi, yolu sinemalarımıza da düşen “Çılgın Kızlar”da (“The Banger Sisters”) birdenbire yaşamına giren ve onu çılgın günlerine çekmeye çalışan eski dostu Suzette'e karşı direnen ve kocası ile çocuklarından geçmişini gizlemeye çalışan bir anneyi canlandıran Sarandon’ı, aynı yıl Dustin Hoffman'la birlikte rol aldığı “Ay Işığında”da ("Moonlight Mile") kızını talihsiz bir olayda kaybeden ve onun boşluğunu kızının nişanlısını oğlu yerine koyarak gidermeye çalışan bir anne olarak izlemiştik. Kendi yaşamıyla da paralellik taşıyan bu 'anne' rollerini pek sevmiş gibi görünen Sarandon sonrasında, “Aşka Davet”, “Yeni Yıl” ve “Alfie”de bu tür bir annenin çok uzağına düşen karakterlerde karşımıza çıkıyordu. “Aşka Davet”te, kocalarıyla ilişkileri büyük bir boşluk halini alan mutsuz bir eşi ve “Yeni Yıl”da Noel gecesini yatalak annesinin başında geçirme durumunda kalan bir editörü canlandıran deneyimli aktris; “Alfie”de Jude Law’un canlandırdığı ‘btiirim’ gence hayat dersi veren, genç erkeklere düşkün ve çok zengin bir kadını canlandırıyor ve ilerleyen yaşına rağmen seksapelinden bir şey kaybetmediğini dosta düşmana gösteriyordu. Anlaşılan o ki Sarandon, söylediği gibi ailesiyle yolları ayrıldığında, anne rollerinin dışında görebileceğimiz karakterleri de canlandırarak, sinema sepetini farklı şekillerden doldurmaya çoktan başlamıştı. Amerikan bağımrız sinrmasının önde gelen isimlerinden John Turturro'nun yönettiği ve bir "işçi sınıfı operası" olarak anılan "Aşk ve Sigara"da ("Romance&Cigarettes") aldatılmış ama pes etmemiş bir kadını canlandırıyor. Orta yaş krizi eşiğindeki kocası Nick (James Gandolfini), kendini kızıl saçlı fettan Tula'yla (Kate Winslet) aldatınca, hem kocasına hem de Tula'ya yaşamı zindan etmeye karar veren Kitty olarak karşımızda. Filmde kocasına karşı inancını kaybeden Kitty, nefretten dolayı hissettiği yırtıcı duygularla kendisinin bile şaşıracağı şeyler yapıyor. Ama hep sıradışı rollerle hatırladığımız Sarandon'ı böyle 'şaşıracağı' şeyler yaparken görünce şaşırdığımızı söylemek zor...

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Lagerfeld Sırları
Şu anda bir şeye sahip olmayı kesinlikle arzulamıyorum. Her şeye kafamda sahibim. Sonuçta bu daha iyi. Çünkü bunu her yere yanımda götürebilirim.  Sahip olmak külfettir. Kesinlikle bir şeylere bağlanmamak gerekir çünkü bu… külfettir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com