Fellini Dört Başyapıt Seti (4 DVD+ Büyük boy kitap)

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Sinema tarihine adını kazıyan ünlü İtalyan yönetmen Federico Fellini'nin başyapıt niteliği taşıyan dört filmi 8 ½, Tatlı Hayat, Aylaklar ve Ruhların Jülyeti'nden oluşan 4 DVD ve Fellini'nin film setlerinden çok özel fotoğrafları içeren büyük boy kitaptan oluşan set her sinemaseverin arşivinde bulunmalı!
"Fellini, zamanımızın en büyük görüntü ustalarından, hatta sihirbazlarından biridir"
A. Dorsay
Bu büyük "sihirbaz"ın dört başyapıtı ilk kez Türkçe dublaj ve Türkçe menü seçenekleriyle sunuluyor.
8 ½ (Otto E Mezzo)
Farklı ülkelerden 108 yönetmenin oylarıyla sinema tarihinin en önemli 10 filminden biri seçilen "8 ½ " Fellini'nin başyapıtıdır. Filmde, yönetmen Guido Anselmi'nin (Marcello Mastroianni) sanatsal krizi destansı bir havada aktarılır; film baştan sona göz alıcı bir düş, bir sirk, sihir dolu bir performans geçididir.
Bir bilim-kurgu filmi çekmesi planlanan Guido, ilham perisini kaybettiğine inanır ve kurtuluşu gelecekte değil, geçmişte, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının hatıralarında arar. Bir yandan da kaybetmekten korktuğu eşi ve metresi arasında sıkıntılı günler geçirir.
Öykü gerçeklerden yola çıkar. "8 ½" filminin seti hazırdır, çekimler başlamak üzeredir ancak 40 yaşındaki Fellini henüz ne anlatacağını, nasıl bir film yapacağını bilmemektedir. Prodüktörü Rizzoli'ye projeden çekildiğini açıklayan bir mektup yazar. Ancak aynı gün setteki teknik ekip bir parti verir ve kadehler Fellini ve yeni başyapıtına kaldırılır. Fellini; "Benim yüzümden işlerini kaybedeceklerdi. Bana "sihirbaz" diyorlardı. Benim sihrim neredeydi peki?" der ve içinden gelen cılız bir sese kulak verir. O ses, ilham perisini kaybeden yazar Guido'nun filmini yapmasını söyler kendisine. Daha sonra yazar Guido, yönetmen Guido'ya dönüşür ve bir film yaratmanın imkansızlığından yola çıkan Fellini sinemanın en muhteşem filmlerinden birini yaratır. Ortaya çıkan eser, yönetmen Fellini'nin ruh halinin bire bir yansıması, bir dehanın iç dünyasının çözümlemesidir.
1963 yılına kadar Fellini kendi anlatımıyla yedibuçuk film çekmiştir ve sırada sekizbuçukuncu filmi vardır. Son filmi "La Dolce Vita" ile büyük başarı kazanmıştır. Ancak böylesine büyük bir başarının ardından tüm sanatçıları bekleyen sorun Fellini'nin de kafasını kurcalar: Son filmden daha iyisini yapabilecek yetenekte midir? Fellini elindeki soruyu yanıta dönüştürerek, film yapmanın imkansızlığından yola çıkıp bir film yaparak dehasını kanıtlar.
Film, yarı fantastik yarı nostaljik unutulmaz birçok sahne içerir; küçük bir çocuğun gözünden sevgi dolu bir çiftlik evinde geçirilen günler, sihirli sözcüklerle ulaşılacak hazinenin düşü, katolik okulundan kaçan öğrencilerin "kötü kadın" Saraghina'nın rumbasını hayranlıkla seyretmeleri, yetişkin bir erkeğin sevdiği kadınları topladığı harem gibi.
Tatlı Hayat (La Dolce Vita)
"La Dolce Vita", Roma şehir yaşantısının modern yozluğunu ve sofistike ahlak çöküntüsünü yüksek sosyetenin peşinde koşan bir gazetecinin gözünden anlatır. Genç gazeteci Marcello Rubini (Marcello Mastroianni) gerçek bir eser yaratmanın düşüyle yaşar; ancak çalıştığı bulvar gazetesinin ona sağladığı para ve prestijden de vazgeçemez. Günlerini Roma'nın en şık caddesi Via Veneto'da, bir sonraki skandalın peşinde koşarak geçirir.
Filmde Marcello'nun yedi günü ve gecesini, birlikte olduğu farklı kadınlarla ilişkilerini, arka planda 1960'ların gençlik ve heyecanıyla kaynayan Roma sokakları ve sosyete yaşantısından kesitlerle izleriz. Marcello seks, içki, partiler ve alemlerle dolu bir dünyada savrulurken bile aslında haz almadığı bu "tatlı hayat"ı sonuna kadar yaşamaya devam eder. Onunki ruhsuz ve heyecansız bir varoluştur.
İtalyan sinemasının ilk 3,5 saatlik filmi olan "Tatlı Hayat" gösterime girmesiyle birlikte büyük skandallara ve polemiklere yol açmış, Vatikan tarafından yasaklanmaya çalışılmış, halk tarafından kucaklanmıştır.
Fellini "Tatlı Hayat"ı yaratırken hiçbir ahlaki ya da eleştirel kaygı taşımadığını, tek amacının şartlara rağmen yaşamın kendine özgü, yumuşak bir akışı olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemiştir. Başka bir deyişle, eleştirmenleri ve gazetecileri hayal kırıklığına uğratma pahasına da olsa, bilinçli bir ironi sergilememiş ve tatlı hayattan çok hayatın tatlılığından bahsetmek istemiştir.
Fellini, "Tatlı Hayat" filmiyle hem ticari hem de sanatsal başarı kazanmıştır. Film, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ve New York Film Eleştirmenleri Birliği'nin En İyi Yabancı Film ödüllerine layık görülmüş, En İyi Kostüm dalında Oscar® Ödülü almıştır.
Aylaklar (I Vitelloni)
Ergenlik sonrası dünyalarından tam olarak çıkamamış beş genç adamın doğup büyüdükleri küçük sahil kasabasından kaçış ve macera hayallerini konu alan bu film aslında erkeklerin dünyasına genel bir bakıştır: Ruhu hep çocuk kalan, sorumluluktan hoşlanmayan, macera ve oyun peşindeki erkek neslinin.
Filmdeki beşli aslında tanıdıktır; Fausto kadın düşkünüdür, Alberto feminen bir soytarıdır, entelektüel Leopoldo yazar olma tutkusuyla yanar, Riccardo şarkıcıdır ve Moraldo içe dönük ve eleştirel bir tiptir.
"I Vitelloni" prototipik bir filmdir; anlattığı karakterler daha sonra bir çok filmde izleyicinin karşısına çıkacak, (Martin Scorsese'nin American Graffiti'si de dahil) zamandan ve yerellikten bağımsız erkeklerdir. Ustaca anlatılan basit bir öyküye dayalı bu film, genç oyuncularını ve yönetmenini bir anda üne ulaştırır. Alberto Sordi bir yıldız olurken, Fellini de 33 yaşında Venedik Film Festivali'nde en iyi film dalında Gümüş Aslan ödülünü alır.
İzleyiciyi sonu belirsiz bir yolculuğa çıkması için bir istasyona bırakmayı seven Fellini, "I Vitelloni"nin sonunda Moraldo'yu bir istasyonda gösterir. Bu, hem genç yaşta doğduğu kasabayı terkeden Fellini'nin kendisidir, hem de daha derinde, sinemanın en usta yönetmenlerinden biri olarak kariyerindeki dönüm noktasını temsil eder.
Yarım yüzyıl önce çekilen ancak tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyen "I Vitelloni", genç bir ustanın yeteneğinin en büyük kanıtıdır.
Ruhların Jülyeti (Giulietta degli Spiriti)
Fellini'nin 1965 yılında çektiği ve ilk renkli filmi olan "Ruhların Jülyeti" (Giulietta degli Spiriti) hayaller, ruhlar ve anılarla dolu bir görsel şölendir. Fellini bu filmde parlak renkleri donuk renklerle dönüşümlü kullanmış, düşler ve gerçek yaşam arasındaki geçişleri anlatırken renk paletini de yeni bir anlatım biçimi olarak ustaca benimsemiştir.
Fellini'nin gerçek yaşamdaki eşi Giulietta Masina, bu filmde kocasının kendisini aldattığından şüphelenen orta yaşlı bir ev kadınını canlandırır. Evliliğinin çökmesinden korkan Giulietta, arkadaşları, ailesi ve ruhlar dünyasından farklı mesajlar alır. Kocasını izlemesi için tuttuğu dedektif şüphelerinin yersiz olmadığını kanıtladığında artık Giulietta bir çıkış yolu bulması gerektiğini anlar. Bu arayışta kendini çocukluk anıları ve sembolik fantezilerle dolu, bazen ürkütücü bazen cinsellikle kaynayan bir dünyanın içinde bulur. Sonuçta Giulietta ruhların yardımıyla bir karara varacak, eşinin gölgesinden sıyrılmakla kendi kişiliğini kazanacağını, hiç tatmadığı türden bir özgürlüğe kavuşup yeni bir yaşama başlayacağını kavrayacaktır. "Ruhların Jülyeti", Fellini'nin en göz kamaştırıcı ve büyüleyici düşlerinden biri olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.
Belli bir noktadan yola çıkıp belli bir noktada biten öyküler değil, içiçe geçen düşler anlatan Fellini, bu filmi çok sevdiği eşi ve ilham perisi Giulietta Masina için çekmiştir. Federico Fellini ve Giulietta Masina 1943'de evlenmiş ve Fellini'nin 1993'deki ölümüne kadar ayrılmamışlardır. Giulietta Masina, eşinin ölümünden 5 ay sonra yaşama veda etmiştir.
(Kartonet'ten) ÖZELLİKLER:Bölge: 2
Orjinal Dil: İtalyanca
İzlenebileceği Diller: İtalyanca, Türkçe
Altyazı: Türkçe
Süre: 556 dk
Renk Formatı: Siyah/Beyaz
Sistem: PAL
Ses: Dolby Dijital 1.0
Ekran Oranları: 16:9 Geniş Ekran (Wide Screen)
A. Dorsay
Bu büyük "sihirbaz"ın dört başyapıtı ilk kez Türkçe dublaj ve Türkçe menü seçenekleriyle sunuluyor.
8 ½ (Otto E Mezzo)
Farklı ülkelerden 108 yönetmenin oylarıyla sinema tarihinin en önemli 10 filminden biri seçilen "8 ½ " Fellini'nin başyapıtıdır. Filmde, yönetmen Guido Anselmi'nin (Marcello Mastroianni) sanatsal krizi destansı bir havada aktarılır; film baştan sona göz alıcı bir düş, bir sirk, sihir dolu bir performans geçididir.
Bir bilim-kurgu filmi çekmesi planlanan Guido, ilham perisini kaybettiğine inanır ve kurtuluşu gelecekte değil, geçmişte, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının hatıralarında arar. Bir yandan da kaybetmekten korktuğu eşi ve metresi arasında sıkıntılı günler geçirir.
Öykü gerçeklerden yola çıkar. "8 ½" filminin seti hazırdır, çekimler başlamak üzeredir ancak 40 yaşındaki Fellini henüz ne anlatacağını, nasıl bir film yapacağını bilmemektedir. Prodüktörü Rizzoli'ye projeden çekildiğini açıklayan bir mektup yazar. Ancak aynı gün setteki teknik ekip bir parti verir ve kadehler Fellini ve yeni başyapıtına kaldırılır. Fellini; "Benim yüzümden işlerini kaybedeceklerdi. Bana "sihirbaz" diyorlardı. Benim sihrim neredeydi peki?" der ve içinden gelen cılız bir sese kulak verir. O ses, ilham perisini kaybeden yazar Guido'nun filmini yapmasını söyler kendisine. Daha sonra yazar Guido, yönetmen Guido'ya dönüşür ve bir film yaratmanın imkansızlığından yola çıkan Fellini sinemanın en muhteşem filmlerinden birini yaratır. Ortaya çıkan eser, yönetmen Fellini'nin ruh halinin bire bir yansıması, bir dehanın iç dünyasının çözümlemesidir.
1963 yılına kadar Fellini kendi anlatımıyla yedibuçuk film çekmiştir ve sırada sekizbuçukuncu filmi vardır. Son filmi "La Dolce Vita" ile büyük başarı kazanmıştır. Ancak böylesine büyük bir başarının ardından tüm sanatçıları bekleyen sorun Fellini'nin de kafasını kurcalar: Son filmden daha iyisini yapabilecek yetenekte midir? Fellini elindeki soruyu yanıta dönüştürerek, film yapmanın imkansızlığından yola çıkıp bir film yaparak dehasını kanıtlar.
Film, yarı fantastik yarı nostaljik unutulmaz birçok sahne içerir; küçük bir çocuğun gözünden sevgi dolu bir çiftlik evinde geçirilen günler, sihirli sözcüklerle ulaşılacak hazinenin düşü, katolik okulundan kaçan öğrencilerin "kötü kadın" Saraghina'nın rumbasını hayranlıkla seyretmeleri, yetişkin bir erkeğin sevdiği kadınları topladığı harem gibi.
Tatlı Hayat (La Dolce Vita)
"La Dolce Vita", Roma şehir yaşantısının modern yozluğunu ve sofistike ahlak çöküntüsünü yüksek sosyetenin peşinde koşan bir gazetecinin gözünden anlatır. Genç gazeteci Marcello Rubini (Marcello Mastroianni) gerçek bir eser yaratmanın düşüyle yaşar; ancak çalıştığı bulvar gazetesinin ona sağladığı para ve prestijden de vazgeçemez. Günlerini Roma'nın en şık caddesi Via Veneto'da, bir sonraki skandalın peşinde koşarak geçirir.
Filmde Marcello'nun yedi günü ve gecesini, birlikte olduğu farklı kadınlarla ilişkilerini, arka planda 1960'ların gençlik ve heyecanıyla kaynayan Roma sokakları ve sosyete yaşantısından kesitlerle izleriz. Marcello seks, içki, partiler ve alemlerle dolu bir dünyada savrulurken bile aslında haz almadığı bu "tatlı hayat"ı sonuna kadar yaşamaya devam eder. Onunki ruhsuz ve heyecansız bir varoluştur.
İtalyan sinemasının ilk 3,5 saatlik filmi olan "Tatlı Hayat" gösterime girmesiyle birlikte büyük skandallara ve polemiklere yol açmış, Vatikan tarafından yasaklanmaya çalışılmış, halk tarafından kucaklanmıştır.
Fellini "Tatlı Hayat"ı yaratırken hiçbir ahlaki ya da eleştirel kaygı taşımadığını, tek amacının şartlara rağmen yaşamın kendine özgü, yumuşak bir akışı olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemiştir. Başka bir deyişle, eleştirmenleri ve gazetecileri hayal kırıklığına uğratma pahasına da olsa, bilinçli bir ironi sergilememiş ve tatlı hayattan çok hayatın tatlılığından bahsetmek istemiştir.
Fellini, "Tatlı Hayat" filmiyle hem ticari hem de sanatsal başarı kazanmıştır. Film, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ve New York Film Eleştirmenleri Birliği'nin En İyi Yabancı Film ödüllerine layık görülmüş, En İyi Kostüm dalında Oscar® Ödülü almıştır.
Aylaklar (I Vitelloni)
Ergenlik sonrası dünyalarından tam olarak çıkamamış beş genç adamın doğup büyüdükleri küçük sahil kasabasından kaçış ve macera hayallerini konu alan bu film aslında erkeklerin dünyasına genel bir bakıştır: Ruhu hep çocuk kalan, sorumluluktan hoşlanmayan, macera ve oyun peşindeki erkek neslinin.
Filmdeki beşli aslında tanıdıktır; Fausto kadın düşkünüdür, Alberto feminen bir soytarıdır, entelektüel Leopoldo yazar olma tutkusuyla yanar, Riccardo şarkıcıdır ve Moraldo içe dönük ve eleştirel bir tiptir.
"I Vitelloni" prototipik bir filmdir; anlattığı karakterler daha sonra bir çok filmde izleyicinin karşısına çıkacak, (Martin Scorsese'nin American Graffiti'si de dahil) zamandan ve yerellikten bağımsız erkeklerdir. Ustaca anlatılan basit bir öyküye dayalı bu film, genç oyuncularını ve yönetmenini bir anda üne ulaştırır. Alberto Sordi bir yıldız olurken, Fellini de 33 yaşında Venedik Film Festivali'nde en iyi film dalında Gümüş Aslan ödülünü alır.
İzleyiciyi sonu belirsiz bir yolculuğa çıkması için bir istasyona bırakmayı seven Fellini, "I Vitelloni"nin sonunda Moraldo'yu bir istasyonda gösterir. Bu, hem genç yaşta doğduğu kasabayı terkeden Fellini'nin kendisidir, hem de daha derinde, sinemanın en usta yönetmenlerinden biri olarak kariyerindeki dönüm noktasını temsil eder.
Yarım yüzyıl önce çekilen ancak tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyen "I Vitelloni", genç bir ustanın yeteneğinin en büyük kanıtıdır.
Ruhların Jülyeti (Giulietta degli Spiriti)
Fellini'nin 1965 yılında çektiği ve ilk renkli filmi olan "Ruhların Jülyeti" (Giulietta degli Spiriti) hayaller, ruhlar ve anılarla dolu bir görsel şölendir. Fellini bu filmde parlak renkleri donuk renklerle dönüşümlü kullanmış, düşler ve gerçek yaşam arasındaki geçişleri anlatırken renk paletini de yeni bir anlatım biçimi olarak ustaca benimsemiştir.
Fellini'nin gerçek yaşamdaki eşi Giulietta Masina, bu filmde kocasının kendisini aldattığından şüphelenen orta yaşlı bir ev kadınını canlandırır. Evliliğinin çökmesinden korkan Giulietta, arkadaşları, ailesi ve ruhlar dünyasından farklı mesajlar alır. Kocasını izlemesi için tuttuğu dedektif şüphelerinin yersiz olmadığını kanıtladığında artık Giulietta bir çıkış yolu bulması gerektiğini anlar. Bu arayışta kendini çocukluk anıları ve sembolik fantezilerle dolu, bazen ürkütücü bazen cinsellikle kaynayan bir dünyanın içinde bulur. Sonuçta Giulietta ruhların yardımıyla bir karara varacak, eşinin gölgesinden sıyrılmakla kendi kişiliğini kazanacağını, hiç tatmadığı türden bir özgürlüğe kavuşup yeni bir yaşama başlayacağını kavrayacaktır. "Ruhların Jülyeti", Fellini'nin en göz kamaştırıcı ve büyüleyici düşlerinden biri olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.
Belli bir noktadan yola çıkıp belli bir noktada biten öyküler değil, içiçe geçen düşler anlatan Fellini, bu filmi çok sevdiği eşi ve ilham perisi Giulietta Masina için çekmiştir. Federico Fellini ve Giulietta Masina 1943'de evlenmiş ve Fellini'nin 1993'deki ölümüne kadar ayrılmamışlardır. Giulietta Masina, eşinin ölümünden 5 ay sonra yaşama veda etmiştir.
(Kartonet'ten) ÖZELLİKLER:
Henüz kimse yorum yapmamış.
- O… Çocukları
- Beyaz Melek
- Asteriks Olimpiyat Oyunları’nda
- "4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün"
- Bakış Açısı
- Banka İşi (The Bank Job)
- Waz
- Beni Orada Arama
- Jumper
- Annemler Tatilde
- Korkusuz (Fearless / Huo Yuan Jia)
- Vahşi Zarafet
- Spiderwick Günceleri
- Semum
- M.Ö 10.000



Öfkeli Aşıklar (8 Ekim 2008 21:30 Kanal 1)
Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.
Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.

Kelebek Etkisi
Sadece zekanı bir film gibi düşün, durdurabilir, geriye alabilir, ağır çekimde istediğinde bütün detayları elde edersin.
Dr. Redfield
Sadece zekanı bir film gibi düşün, durdurabilir, geriye alabilir, ağır çekimde istediğinde bütün detayları elde edersin.
Dr. Redfield






Seanslar
Fragman
