Er Ryan'ı Kurtarmak: Cehenneme hoşgeldiniz!

Tuna Erdem 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Er Ryan'ı Kurtarmak" popüler sinemanın anlatım kalıplarıyla, sanat sinemasının biçimsel özelliklerini harmanlayan, başarılı bir savaş filmi
Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en popüler yönetmenlerinden biri olan Steven Spielberg’e bugüne kadar bir tür şizofren muamelesi yapıldı. Bir yanda “Indiana Jones”, “Jurasic Park” gibi hasılat rekortmeni, “hoş ve boş” Hollywood eğlenceliklerine, diğer yanda “The Color Purple”, “Schindler’in Listesi” gibi sosyal içerikli, Oscar’a layık ciddiyette filmlere imzasını attığı için çift kişilikli bir yönetmen sayılageldi. Her ne kadar “Saving Private Ryan” (Er Ryan’ı Kurtarmak), sinemada hep “haklı ve şanlı” bir savaş olarak sunulan 2. Dünya Savaşı’nın şanını yerle bir ettiği için Spielberg’ün ciddi filmlerinden biri olarak tanıtıldıysa da, aslında bu ünlü yönetmenin şizofrenisini tedavi etme yolunda atılmış bir adıma benziyor. Zira “Er Ryan’ı Kurtarmak” popüler sinemanın anlatım kalıplarıyla, sanat sinemasının biçimsel özelliklerini harmanlayan, klişelerle özgün buluşları bir arada kullanan, hem izleyicinin ilgisini canlı tutmaya hem de zihnini kurcalamaya soyunan bir film.
“Er Ryan’ı Kurtarmak”, aynı hafta içinde Ryan ailesinin üç oğlunun şehit düşmesi üzerine, hayatta kalan son Ryan’ı kurtarmak için sekiz askerin görevlendirilişini ve bu sekiz askerin “iğne yığınında, iğne aramak” üzere Alman işgali altındaki Fransa topraklarında canlarını dişlerine takarak yola koyuluşunun öyküsünü anlatıyor. Filmde, birbirinden görece bağımsız, dört ayrı bölümlük, dört perdelik bir anlatım yapısı benimseniyor. Önsöz ile sonsöz işlevi yüklenen ve günümüzde geçen bir çerçeve öykü, Normandiya Çıkarması sekansından müteşekkil bir giriş bölümü, kahramanlarımızın yolda başına gelenlerin sunumundan oluşan bir gelişme bölümü ve filmin sonucu niteliğindeki, harabeye dönüşmüş bir kasabada gerçekleşen çatışma sekansı filmin temel bölümlerini oluşturuyor. Bu bölümler arasında şimdiden efsane statüsüne erişmiş olan ve kuşkusuz filmin en çarpıcı sekansını oluşturan 25 dakikalık Normandiya Çıkarması, öncelikli bir yer teşkil ediyor. Çıkarma gemisinin kapısı açıldığı anda vurulup ölenler, taşıdıkları askeri teçhizatın ağırlığıyla boğulanlar, yaylım ateşi altında canlı hedeflere dönüşüp ne yöne kaçacaklarını bilemeyenler, dışarı fırlamış bağırsaklarını tutarak anne diye ağlayanlar, kopmuş kolunu arayanlar, belden aşağısı yok olmuş arkadaşını boş bir çuval gibi peşi sıra sürükleyenler, kızıla boyanan denizde yüzen cesetler gibi tahammülü güç görüntülerden örülen, savaşın anlamın ve mantığın tuzla buz olduğu bir kaos ortamından, bir cehennem tablosundan başkaca bir şey olmadığını olanca açıklığıyla sergileyen ve izleyiciyi alabildiğine sarsan bir sekans bu. Çıkarmaya katılan askerlerin zaviyesinden belgesel anlayışıyla çekilen sekansta, hem korkunç bir kaos duygusunun uyandırılıp hem de kimin nerede ne yapmakta olduğunun açıkça anlatılabiliyor oluşu da, nice aksiyon yönetmeninin ders çıkarması gereken bir başarı. Spielberg’ün ilk kez “Jaws”da sergilediği sualtı çekim kabiliyetini döktürdüğü deniz altında çekilen bölümler ise, alkışlanacak bir sinemasal başarı niteliğinde.
Spielberg estetiği
Filmin bu güçlü girişin gölgesinde kalması neredeyse kaçınılmazsa da, “Er Ryan’ı Kurtarmak”da, yağmur altında keskin nişancı tehdidiyle beklenen gerilimli sekansdan, karaciğeri parçalanan doktorun can çekişerek ölüşüne ve sevişme ile can havliyle dövüşmeyi birbirine fazlasıyla yakınlaştıran çarpıcı bıçakla öldürme sahnesine kadar daha nice başarılı bölüm bulunuyor. “ Er Ryan’ı Kurtarmak”ın son bölümü ise bir hayalet kasabada son hesaplaşma temasını kullandığından bir western tadı bırakıyor. Spielberg’in heyecan yaratmak konusundaki tüm deneyimlerini seferber ettiği, Alman tanklarını, Jurrasic Park’ın dinazorları gibi kullandığı bu sekans, bir gerilim filminin tadını yakalıyor. Gelgelelim, filmin günümüzde geçen bölümleri ve kahramanlarımızın kiliseye sığındıkları sekans tümüyle çiğ kaçıyor. Spielberg, “Schindler’in Listesi”nde de işlediği hatayı tekrarlayarak filmi günümüze döndürmekten imtina etseymiş “Er Ryan’ı Kurtarmak” dörtdörtlük bir film olabilirmiş.
“ Schindler’in Listesi”nde 2. Dünya Savaşı’nın toplama kampları ayağını siyah beyaz sunan ve tek bir sahnede küçük bir kız çocuğuna kırmızı bir elbise giydirmekle yetinen Spielberg, “ Er Ryan’ı Kurtarmak” ile aynı savaşın cephelerine kamerasını çevirdiğinde renkleri soldurmayı, gri, bej, uçuk yeşil ve tozlu sarıdan oluşan bir renk paletinle yetinmeyi seçiyor ve tek canlı renk olarak kan kırmızısını kullanıyor. Alan derinliğiyle çekilen filmin görsel başarısında bu renk anlayışı önemli bir rol oynuyor. Başrolü üstlenen Tom Hanks, bugüne kadar ki en iyi performansını sergiliyorsa da, yönetmeninin iddia ettiği gibi yeni bir James Stewart olmayı başaramıyor. Tom Sizemore, Ed Burns ve Adam Goldberg, karakterden ziyade klişe tiplemeler olan rollerinde üstlerine düşeni yerine getirirken, korkaklığıyla silah arkadaşlarının ölümüne neden olan Upham karakterinde Jeremy Davies ve psikopat keskin nişancı rolünde Barry Pepper harikalar yaratıyorlar. Kısacası “Er Ryan’ı Kurtarmak”, özellikle de çatışma sahneleri adına kaçırılmaması gereken son derece başarılı bir savaş filmi olmayı başarıyor.
“Er Ryan’ı Kurtarmak”, aynı hafta içinde Ryan ailesinin üç oğlunun şehit düşmesi üzerine, hayatta kalan son Ryan’ı kurtarmak için sekiz askerin görevlendirilişini ve bu sekiz askerin “iğne yığınında, iğne aramak” üzere Alman işgali altındaki Fransa topraklarında canlarını dişlerine takarak yola koyuluşunun öyküsünü anlatıyor. Filmde, birbirinden görece bağımsız, dört ayrı bölümlük, dört perdelik bir anlatım yapısı benimseniyor. Önsöz ile sonsöz işlevi yüklenen ve günümüzde geçen bir çerçeve öykü, Normandiya Çıkarması sekansından müteşekkil bir giriş bölümü, kahramanlarımızın yolda başına gelenlerin sunumundan oluşan bir gelişme bölümü ve filmin sonucu niteliğindeki, harabeye dönüşmüş bir kasabada gerçekleşen çatışma sekansı filmin temel bölümlerini oluşturuyor. Bu bölümler arasında şimdiden efsane statüsüne erişmiş olan ve kuşkusuz filmin en çarpıcı sekansını oluşturan 25 dakikalık Normandiya Çıkarması, öncelikli bir yer teşkil ediyor. Çıkarma gemisinin kapısı açıldığı anda vurulup ölenler, taşıdıkları askeri teçhizatın ağırlığıyla boğulanlar, yaylım ateşi altında canlı hedeflere dönüşüp ne yöne kaçacaklarını bilemeyenler, dışarı fırlamış bağırsaklarını tutarak anne diye ağlayanlar, kopmuş kolunu arayanlar, belden aşağısı yok olmuş arkadaşını boş bir çuval gibi peşi sıra sürükleyenler, kızıla boyanan denizde yüzen cesetler gibi tahammülü güç görüntülerden örülen, savaşın anlamın ve mantığın tuzla buz olduğu bir kaos ortamından, bir cehennem tablosundan başkaca bir şey olmadığını olanca açıklığıyla sergileyen ve izleyiciyi alabildiğine sarsan bir sekans bu. Çıkarmaya katılan askerlerin zaviyesinden belgesel anlayışıyla çekilen sekansta, hem korkunç bir kaos duygusunun uyandırılıp hem de kimin nerede ne yapmakta olduğunun açıkça anlatılabiliyor oluşu da, nice aksiyon yönetmeninin ders çıkarması gereken bir başarı. Spielberg’ün ilk kez “Jaws”da sergilediği sualtı çekim kabiliyetini döktürdüğü deniz altında çekilen bölümler ise, alkışlanacak bir sinemasal başarı niteliğinde.
Spielberg estetiği
Filmin bu güçlü girişin gölgesinde kalması neredeyse kaçınılmazsa da, “Er Ryan’ı Kurtarmak”da, yağmur altında keskin nişancı tehdidiyle beklenen gerilimli sekansdan, karaciğeri parçalanan doktorun can çekişerek ölüşüne ve sevişme ile can havliyle dövüşmeyi birbirine fazlasıyla yakınlaştıran çarpıcı bıçakla öldürme sahnesine kadar daha nice başarılı bölüm bulunuyor. “ Er Ryan’ı Kurtarmak”ın son bölümü ise bir hayalet kasabada son hesaplaşma temasını kullandığından bir western tadı bırakıyor. Spielberg’in heyecan yaratmak konusundaki tüm deneyimlerini seferber ettiği, Alman tanklarını, Jurrasic Park’ın dinazorları gibi kullandığı bu sekans, bir gerilim filminin tadını yakalıyor. Gelgelelim, filmin günümüzde geçen bölümleri ve kahramanlarımızın kiliseye sığındıkları sekans tümüyle çiğ kaçıyor. Spielberg, “Schindler’in Listesi”nde de işlediği hatayı tekrarlayarak filmi günümüze döndürmekten imtina etseymiş “Er Ryan’ı Kurtarmak” dörtdörtlük bir film olabilirmiş.
“ Schindler’in Listesi”nde 2. Dünya Savaşı’nın toplama kampları ayağını siyah beyaz sunan ve tek bir sahnede küçük bir kız çocuğuna kırmızı bir elbise giydirmekle yetinen Spielberg, “ Er Ryan’ı Kurtarmak” ile aynı savaşın cephelerine kamerasını çevirdiğinde renkleri soldurmayı, gri, bej, uçuk yeşil ve tozlu sarıdan oluşan bir renk paletinle yetinmeyi seçiyor ve tek canlı renk olarak kan kırmızısını kullanıyor. Alan derinliğiyle çekilen filmin görsel başarısında bu renk anlayışı önemli bir rol oynuyor. Başrolü üstlenen Tom Hanks, bugüne kadar ki en iyi performansını sergiliyorsa da, yönetmeninin iddia ettiği gibi yeni bir James Stewart olmayı başaramıyor. Tom Sizemore, Ed Burns ve Adam Goldberg, karakterden ziyade klişe tiplemeler olan rollerinde üstlerine düşeni yerine getirirken, korkaklığıyla silah arkadaşlarının ölümüne neden olan Upham karakterinde Jeremy Davies ve psikopat keskin nişancı rolünde Barry Pepper harikalar yaratıyorlar. Kısacası “Er Ryan’ı Kurtarmak”, özellikle de çatışma sahneleri adına kaçırılmaması gereken son derece başarılı bir savaş filmi olmayı başarıyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti
Bir korsan için bugünlerde ayakta kalmanın tek yolu diğer korsanlara ihanet etmek.
Kaptan Barbossa
Bir korsan için bugünlerde ayakta kalmanın tek yolu diğer korsanlara ihanet etmek.
Kaptan Barbossa







Seanslar
Fragman


