Kayıt
Hellboy: İnsan olmanın anlamı üzerine
Murat Erşahin 2 Eylül 2004, Perşembe 19:13
Hellboy, bir cehennem zebanisi. Superman, Spider-Man, Batman, Hulk gibi 'baba' kahramanlardan oldukça farklı, 'X-men' tarzına daha yakın.
Şekilsiz, çirkin ve aykırı bir kahraman.
İnsanların görünce çekindikleri bir 'doğuştan şanssız'.
Beyazperdede yaşam bulan bu ünlü çizgi roman kahramanı 'Cehennem Çocuğu' sinemalarımızda..
Yaratık görünümlü fakat içinde insan yüreği taşıyan Hellboy’u izleyince zavallılığımız, bu bizdeki sonsuz hüzün, imkansız geri dönüş, yenilgimiz, dağılıp, yok olmuşluğumuz geldi aklıma. Hellboy, bir cehennem zebanisi. Günümüzden 60 yıl önce, İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında cehennem alevleri içinde dünyaya geliyor. Nazilerin, hurafelerden ve karanlık güçlerden medet umdukları sayısız deneylerden birinde kötü ruhlu Rasputin tarafından yeryüzüne indiriliyor ‘Cehennem Çocuğu’. Ahiretin habercisi Hellboy, o zamanlar genç bir bilim adamı olan Amerikalı Profesör Broom tarafından kurtarılıyor ve varlığı resmen açıklanmayan ‘Normal Ötesi Araştırmalar ve Savunma Bürosu’nda yaşamaya başlıyor. Hellboy’u kendi çocuğu gibi yetiştiriyor Broom. Kırmızı tenli, kuyruklu ve boynuzlu yaratığın olağanüstü yeteneklerini geliştiriyor ve ondan varlıklarından kuşkulanılan yaratıklarla ve karanlık güçlerle süren amansız savaşta yardım alıyor. Kötülüğe karşı verilen savaşta Hellboy’un kendi gibi ‘yaratık’ sınıfına sokulan iki çizgi dışı arkadaşı da var. Biri ‘deniz adamı’ Abe Sapien diğeriyse aynı zamanda Hellboy’un büyük bir aşkla bağlı olduğu piro-kinetik (yüksek ısı çıkararak ateş üretebilen) Liz Sherman. Kırmızı teni, upuzun kuyruğu, çimentodan yapılmış kocaman sağ eli, muntazaman törpülediği boynuzları ile diğer alışılmış süper kahramanlardan farklı bir karakter Hellboy. Olağanüstü yetenekleri minimum seviyede. Giriştiği kavgalarda sıkça dayak yiyen, krep seven, uç uca eklediği puroların yanında içki içip TV seyreden, kedi besleyen ve amansız bir kedi sever olan cehennem çocuğu, burunlarından kıl aldırmayan diğer süper kahramanlara göre fazlasıyla insan. Bileğinin gücü ve yüreği dışında fazla bir şeye güvenmeyen kahramanımız zaafları ve kusurlarıyla bizlerden farklı değil. Aşık oluyor, aşk acısıyla yanıp kıskançlık duyuyor, hasret çekiyor, kaybettikleri için üzülüyor ve öfkeleniyor. Superman, Spider-Man, Batman, Hulk gibi ‘baba’ kahramanlardan oldukça farklı, ‘X-men’ tarzı yaratıklara daha yakın. Şekilsiz, çirkin ve aykırı bir kahraman. İnsanların görünce çekindikleri bir ‘doğuştan şanssız’. Hellboy, filmde önemli bir seçim yapıyor. İnsan kalmakla doğasında yatan ‘bir canavar olmak’ arasında. Zaten seçimler değil mi, yaşantımızı oluşturan. Kimliğimizin altını çizip, doğadaki yerimizi açıklayan. Bizi insan yapan aslında ne olduğumuz değil, nasıl yaşadığımız. Durumlar karşısında aldığımız tavır. Ölümün ve yok etmenin karşısında yaşamı seçmek. Sevgi dolu bir kalple barışın ve dostluğun yanında olmak. Paylaşmak ve karşılıksız vermek. Büyük bir fedakarlık aslında bizi insan yapan. Doğamıza rağmen, doğru olanı seçmek, iyi olanı. Aşk, ölümün karşısında dikilip durmak, sevgiye sahip çıkmak. Zor olan bu; insan olmak değil, her şeye rağmen ‘insan’ kalmak. Mike Mignola’nın ‘Dark Horse’ adlı çizgi roman serisine dayanan ve romanda yer alan baş karakterle aynı adı taşıyan fantastik aksiyon filminin yönetmeni Guillermo del Toro. Del Toro’yu ilk olarak 1987 yapımı fantastik gerilim “Mimic / Tehlikeli Yaratıklar” ile tanımıştık. Ardından sinemalara uğramadan dvd-vcd piyasasında bir kült olan 2001 yapımı “The Devils Backbone”u izledik. Felsefi gerilim, doğaüstü öğelerle beslenen olağanüstü güzellikte bir görsel şölendi. Vampirli aksiyon “Blade”in devam filmi olan 2002 tarihli “Blade 2”, Meksikalı yönetmene teslim edilmiş bir süper prodüksiyon oldu. Amerika ve Avrupa’da hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip çizgi roman “Hellboy”, çekimlerine başlanan ve 2006’da vizyona girecek olan “Hellboy 2” Del Toro’nun beyazperdedeki büyük çıkışı oldu. Kalburüstü yönetmenler arasına giren Guillermo del Toro adını sanırım daha uzun yıllar önemli ve şaşırtıcı yapımlarda sıklıkla duyacağız. Senaryoyu da Mike Mignola’nın yarattığı çizgi romandan Guillermo del Toro ve Peter Briggs ortaklaşa yazmışlar. Hellboy’u Ron Perlman canlandırıyor. Cehennem Çocuğu için Perlman’a fazla bir makyaj yapıldığı söylenemez! Perlman, zaten yakışıklı bir Hollywood yıldızı değil. 1950 doğumlu aktörü iri yarı fiziği ve geniş alınlı kocaman suratıyla 1987’de ülkemiz televizyonlarında da beğeniyle izlenen “Beauty and the Beast / Güzel ve Çirkin”de keşfetmiş ve hayran kalmıştık. Bir sürü B-sınıfı aksiyonun yanında başta Avrupalı yönetmenler olmak üzere önemli sinemacıların filmlerinde izledik Perlman’ı. Annaud’un “Kapıdaki Düşman”ında, “Alien 4:Resurrection / Diriliş”te “Kayıp Çocuklar Şehri” gibi ‘iyi’ filmlerde rol aldı Perlman. Hellboy’un kadrosunda başka önemli isimler de var. Profesör Brom rolünde “1984” ve “Fil Adam / Elephant Man” filmleriyle gönülleri fetheden usta İngiliz karakter oyuncusu ve seslendirme sanatçısı John Hurt yer alıyor. Hellboy’un aşkı ‘Liz Sherman’ı ise yetenekli aktris Selma Blair canlandırıyor. Filmin kötü adamı Rasputin rolünde ise yetenekli Çek oyuncu Karel Roden’i izliyoruz. Genç aktör Rupert Evans ve Doug Jones ise filmin diğer önemli rollerini üstleniyorlar. Film Prag’da çekilmiş. Filmin doğaüstü mistik atmosferine cuk oturmuş rüya şehir Prag. Filmin önemli sahnelerden biri New York metrosunda geçiyor. Bu yüzden görkemli metro, Prag’daki bir sette yeniden inşa edilmiş. Set üzerinde gerçekleşemeyecek aksiyonlar görsel efekt uzmanı Edward Irastorza’nın sorumluluğunda hayata geçmiş. Dijitalleştirilen görüntülerin yanı sıra minyatürlerin hazırlanması da onun görev alanı kapsamında. Irastorza, filmde yaklaşık 900 özel efekt kullanmış ve bu önemli prodüksiyonda kilit isimlerden biri olmuş. Hellboy, her şeyiyle iyi bir film. Sarkmayan, lüzumsuz sahnesi bulunmayan, başı sonu olan, metne yayılmış felsefi kırıntılara sahip, iyi oynanmış ve iyi yönetilmiş bir film. Aksiyon katkılı doğaüstü filmleri sevenler ve iyi sinema arayanlar için kaçırılmaması gereken bir yapım “Hellboy”. İnsan olmanın anlamını kurcalayan ve ciddi sorular soran, bunun yanında hemen her yaşta izleyiciye seyir zevki veren kusursuz bir proje.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Spartacus
Bir kölenin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com