Açık denizlerde 'açık' mesajlar

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Açık Deniz"de sorunlar insanoğlunun macera arayışıyla tehlikenin ayağına gitmeleriyle başlıyor. Kahramanlarımız felaketten önceki 'ilahi hesaplaşmayı' yaşıyor, kaçtıkları medeniyetin 'nimetlerini' mumla arayacak hale geliyorlar. Yani mesaj almak isteyene gayet açık.
“Açık Deniz”, okyanusun ortasında köpekbalıklarıyla başbaşa, yardımsız ve çaresiz kalıveren bir çiftin ölüm kalım savaşını anlatıyor. Gerçi tüm felaket filmlerinin formülü aynıdır hani. “Açık Deniz”de de işkolik, özel yaşamlarında çıkmaza giren evli bir çiftin rahatlamak için tatile çıkmalarıyla başlayan olağan anlar, filmin ilk yarım saatinde izleyiciyi bilahare olacak tehlikeye hazırlıyor. Spielberg de tabii ki sansasyonal “Jaws”una böyle başlamıştı ama derdi biraz başkaydı, ayrıca “Açık Deniz”de sorunlar insanoğlunun macera arayışıyla tehlikenin ayağına gitmeleriyle başlıyor. Oysa “Jaws”daki olaylar köpekbalıklarının bizzat yuvalarını yani doğal ortamları olan açık okyanusu bırakıp ‘masum’ tatil yöresi insanlarına kadar tebelleş olmasını anlatıyordu. Ayrıca olaylar 4 Temmuz’dan, yani Amerikanın Bağımsızlık Günü’nden bir hafta önce başladığı için vahşi köpekbalığı sadece küçük Amerikan kasabasının insanlarına değil, tüm bir Yeni Dünya düzenine saldırmış oluyordu.
“Açık Deniz”, “Jaws”un maddi olanaklarından yoksun bir film olarak doğal ortamda yani denizin ortasında, gerçek köpekbalıkları ve digital video tekniğiyle çekilen düşük bütçeli bir yapım. İnsanın doğanın tehlikeli koşullarında verdiği yaşam savaşını yani en temel mücadelesini anlatmaya soyunan bir yapım olarak özel efekt desteğine ihtiyacı var gibi görünse de filmin iddiası tam da burada ortaya çıkıyor. İnsanoğlunun yani sinemacının az para ve çok emekle de perdede asolan ilüzyonu yaratabileceği. Bu aşamada yabancı eleştirmenlerin filmi “Blair Cadısı” ile karşılaştırmaları hiç de uzak bir benzetme değil. “Blair Cadısı” gibi aynı yapım ve tanıtım ağından vizyona düşmesi bir yana aralarında temel benzerlik ortada. Ormanlık ya da deniz, karakterleri medeniyetten uzak bir yerlerde kayboluyor, yaşamda kalmaları birbirlerine verdikleri desteğe bağlı olmasına rağmen bu kayboluşun suçunu bir diğerine malederek korkularını ‘insanca’ ifade etmekten kendilerini alamıyorlar. Felaketten önceki ‘ilahi hesaplaşmayı’ yaşıyor, kaçtıkları medeniyetin ‘nimetlerini’ mumla arayacak hale geliyorlar. Yani kapalı filan değil, mesaj ortada, almak isteyene de gayet açık.
Her iki filmde bir çocuğun anne babasından uzak kalması misali, sadece kaybolmak değil, en temel korkularımızdan birisi olan geride bırakılarak unutulmanın dehşetine oynuyor. Neredeyse 60 dakikasında kahramanlarını suyun içinde birbaşına bırakan “Açık Deniz” , olup bitenin gerçekten olduğu ilüzyonuyla içsel korkular üzerinden gerilime soyunan bir film olarak biz seyircilerin de en ilkel duygularına hitap ederek kan ve korkunun tanıklığındaki ‘haz’ ilişkisine davet ediyor. İyi seyirler :)
“Açık Deniz”, “Jaws”un maddi olanaklarından yoksun bir film olarak doğal ortamda yani denizin ortasında, gerçek köpekbalıkları ve digital video tekniğiyle çekilen düşük bütçeli bir yapım. İnsanın doğanın tehlikeli koşullarında verdiği yaşam savaşını yani en temel mücadelesini anlatmaya soyunan bir yapım olarak özel efekt desteğine ihtiyacı var gibi görünse de filmin iddiası tam da burada ortaya çıkıyor. İnsanoğlunun yani sinemacının az para ve çok emekle de perdede asolan ilüzyonu yaratabileceği. Bu aşamada yabancı eleştirmenlerin filmi “Blair Cadısı” ile karşılaştırmaları hiç de uzak bir benzetme değil. “Blair Cadısı” gibi aynı yapım ve tanıtım ağından vizyona düşmesi bir yana aralarında temel benzerlik ortada. Ormanlık ya da deniz, karakterleri medeniyetten uzak bir yerlerde kayboluyor, yaşamda kalmaları birbirlerine verdikleri desteğe bağlı olmasına rağmen bu kayboluşun suçunu bir diğerine malederek korkularını ‘insanca’ ifade etmekten kendilerini alamıyorlar. Felaketten önceki ‘ilahi hesaplaşmayı’ yaşıyor, kaçtıkları medeniyetin ‘nimetlerini’ mumla arayacak hale geliyorlar. Yani kapalı filan değil, mesaj ortada, almak isteyene de gayet açık.
Her iki filmde bir çocuğun anne babasından uzak kalması misali, sadece kaybolmak değil, en temel korkularımızdan birisi olan geride bırakılarak unutulmanın dehşetine oynuyor. Neredeyse 60 dakikasında kahramanlarını suyun içinde birbaşına bırakan “Açık Deniz” , olup bitenin gerçekten olduğu ilüzyonuyla içsel korkular üzerinden gerilime soyunan bir film olarak biz seyircilerin de en ilkel duygularına hitap ederek kan ve korkunun tanıklığındaki ‘haz’ ilişkisine davet ediyor. İyi seyirler :)
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!









Seanslar
Fragman

