
Cazcı Kardeşler döndü (mü ?)
İlk film "The Blues Brothers", 1980 yılında John Landis'in yönetmenliğinde gerçekleştirilmişti. Film, yetiştikleri yetimhanenin vergi borcunu ödemek için Tanrı tarafından görevlendirildiklerini düşünerek eski müzisyen arkadaşlarıyla buluşup konsere çıkmaya çalışan Blues tutkunu iki kardeşin komik hikayesini anlatıyordu. Filmin konusu her ne kadar basit ve itici gibi görünüyor olsa da bu, yönetmen Landis'in filmi bir ikon haline getirmesine engel olamadı. Bu basit öykünün kahramanlarının oldukça orijinal karakterler olmaları, Blues müziğin kutsal olduğunun çağrıştırılması, rekorlar kitabına geçecek kadar çok araba parçalanması, birbirinden ünlü sanatçıların ufak rollerde gözükmeleri ve kuşkusuz içerdiği bazı kurumsal eleştiriler filmi 1980'lerin önemli bir ürünü ve de kült bir film haline getirdi. Dan Aykroyd, kendi yazdığı senaryo ile can arkadaşı John Belushi'yi de yanına alarak sinemanın bu en "cool" ikilisini oluşturdu.
Zamansız kayıplar
John Belushi'nin uyuşturucu eşliğinde gerçekleşen zamansız ölümü, 80'lerin içine sığdırılabilecek bir devam filmi olasılığını da yok etmişti ne yazık ki. Tam 18 yıl bu filmle ilgili olan insanlar bu fikirden sadece Belushi'nin yokluğunu daha da fazla hissetmekten korktukları için bir araya gelememişlerdi. Ama sonunda hayranların yeni bir "Cazcı Kardeşler" filmini özledikleri düşünülerek işe koyulunmuş. Senaryo gene Dan Aykroyd ve yönetmen John Landis tarafından yazılmış. John Belushi'nin yerine onun boşluğunu doldurması için John Goodman'da karar kılınmış.
Blues kutsanıyor
İlk filmde olduğu gibi bu filmde de Blues müziği alabildiğine kutsal. Hatta müziğin özünün Blues olduğu da bolca belirtiliyor. Bunu yaparken Blues müziğin devlerinden de küçük birer konser seyretmekten geri kalmıyorsunuz. İlk filmin bu tarafı başarılı ve hatta daha da başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş. Yani Blues müziğe doyuyorsunuz, bütün Blues devlerinin katıldığı bir konserin içineymişsiniz gibi zevk alıyorsunuz. Oysa film, aynı atılımı öykü anlatmak ve film seyrettirmek alanında gerçekleştiremiyor. Bu seferki filmde de hayatta kalan kardeş Elwood'un aile arayışı işlenmeye çalışılmış olsa da, bu seferki Elwood'u biz ilk "cool" haliyle bağdaştırmakta zorluk çekiyoruz. Tabi ki aradan geçen 18 yılı düşününce böyle bir değişim beklenebilir. Ama Elwood'un ilk filmdeki tiplemesiyle alakası olmayan birtakım diyaloglara girmesini yadırgıyoruz. Ayrıca yönetmen Landis, ilk filmde yaptığı birçok şeyi bu filmde de tekrar etme yoluna gitmiş.
Gözler John Belushi’yi arıyor
Bu sefer inatla daha uzun ve daha fazla arabalı bir çarpışma sahnesi gerçekleştirmiş. Elwood ve yeni ortağı Mack'in orkestranın diğer üyelerini toplamaya çalışmaları, James Brown'ın kilisede inançsız bir kişiyi Blues yoluyla hidayete erdirmesi, ilk filmdeki Neo-Nazilerin yerini bu sefer Rus mafyasının alması, ilk filmdeki bazı esprilerin gene tekrarına gidilmesi gibi ayrıntılar da insana "Aaa gene mi ?" dedirtecek cinsten. Ayrıca filmi seyrederken gözler John Belushi'yi arıyor. Onun karşılığı olarak konulan John Goodman belki bazı karakterlerde iyi görünebiliyor ama bir "Cazcı Kardeş" olabilmiş mi ? O tartışılır.
Ama filmden tamamen ayrı değerlendirilmesi gereken inanılmaz bir müzik şöleniyle de karşı karşıya olduğunuzu bilin. B.B.King'den, Wilson Pickett'a; James Brown'dan, Eric Clapton'a ve hatta Aretha Franklin'e kadar Blues'un en ünlü isimleri bir arada kulaklarınızın pasını resmen atıyorlar. İlk filmdeki sıcaklığı bulamasanız da filmin müzikli sahnelerine kendinizi kaptırmamak için fazla direnmeyin. Bırakın ruhunuz Blues'a doysun…


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!








Seanslar
Fragman


