Berlin'de et pazarı...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Geçtiğimiz yıl, 22. İstanbul Film Festivali'nde de izlediğimiz "Dövme" bir ilk film olmasına rağmen atmosfer yaratmada ve izleyiciyi bu atmosferin içine çekmede oldukça önemli işler başaran, karanlık ve sarsıcı bir film.
“Dövme”nin açılış sahnesinde Berlin’in karanlık sokaklarında, çıplak bir kadının, sırtından kanlar akarak koştuğunu görürüz. Böylece film, rengini hemen izleyiciye geçirir: İzleyeceğiniz sıradan bir film değil, kendinizi her şeye hazırlayın!
Filmin sıradan sinopsislerine bakınca, “Dövme”nin sıradan bir çaylak polis-veteran polis filmi olduğunu sanmak mümkün. Niye orada olduğunu hiçbir zaman bilememiş, çiçeği burnunda polis akademisi mezunu Marc, hiç de polis gibi yaşamamaktadır. Dahil olduğu yasa dışı bir parti, meslektaşları (!) tarafından basılınca artık bir karar vermesi gerekir: Ya baskını düzenleyen ekibin başındaki dedektif Minksin birlikte çalışma teklifine ‘evet’ diyecek ya da baskından kaçmaya çalışırken olay yerinde unuttuğu ceketinden çıkan haplar nedeniyle başlamayan kariyeri son bulacak, üstelik bir süreliğine kodesi de boylayacaktır. Tabii ki ilkini seçer.
“Dövme”nin klişe yanının Marc’ın bu tercihinden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Dedektif Minsk, yıllar önce ortadan kaybolmuş kızını bulabilmek için ‘underground’ kültürle olan ilişkisinden yararlanmak istediği Minsk’le birlikte Berlin’in yer altı dünyasına daldığında, önce yanmış bir kadın ceseti bulur, ardından bir başkasını... Evet, karşılaştıkları bir seri cinayettir ve kurbanların iki ortak özelliği vardır: Vücutlarında dövme olması ve bu dövmenin bisturi ile vücutlarından kesilip alınmış olması. İki polis, olayların içine daldıkça, profesyonel mesafelerini korumanın giderek zorlaşacağı vahşet, kan ve saplantı girdabının içinde bulacaklardır kendilerini.
Hem filmin merkezinde yer alan seri cinayet vakası hem bu vakanın peşine biri veteran, diğeri çaylak iki polisin düşmesi, hem de filmin geçtiği mekânların oldukça grotesk ve karanlık olmasıyla filmle David Fincher’ın efsanevi eseri “Yedi” (“Seven”) arasındaki bağı görmek mümkün. Ancak “Dövme”de -bilinçli ya da bilinçsizce- referanslarını görebileceğimiz tek film “Yedi” değil. Daha açılış sahnesinde, Robert Aldrich’in klasikleşmiş suç gerilimi “Beni Öldüresiye Öp”e (“Kiss Me Deadly”, 1955) gönderme yapan “Dövme”, öykünün insan etiyle olan ilişkisi nedeniyle “Kuzuların Sessizliği”ne ("The Silence of the Lambs”), kanalizasyonda geçen etkileyici sekansıyla da “Üçüncü Adam”a (“The Third Man”, 1949) da benzetiliyor. Ancak şu noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: Tüm bu filmlerin anlatım yapısında, ‘özdeşim’ mekanizmasının önemli bir etkisi vardır. “Yedi”de Brad Pitt’in canlandırdığı David Mills’le kurduğumuz özdeşimin filmin finalinde yaşadığımız gerilimde ne kadar etkili olduğunu hatırlatmaya gerek yok herhalde. Ancak “Dövme”nun anlatımında ‘özdeşim’in çok da büyük bir yeri olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta, filmin, ‘özdeşim’ mekanizmasına pek de yaslanmaması, izleyiciye tutunacağı net bir karakter (ya da karakterler) sunmamasıyla, özgün yanını kazandığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, bahsettiğimiz iki dedektifle birlikte Berlin’in karanlık gece klüplerine daldıkça, onlarla aramızda yakın bir bağ kurulmadığı için ortada bırakılıyor ve filmin gerilimini, boğuculuğunu daha gerçek bir biçimde hissedebiliyoruz.
Bu anlamda, genç Alman yönetmen Robert Schwentke’nin, senaryosuna da imza attığı ilk uzun metrajlı filminde, gösterdiği onca dehşet verici görüntüye, detay sahnelerinde adli tıpla ilgili verdiği onca detaya rağmen soğukkanlılığını ve anlatımın kontrolünü hiç kaybetmediğini söyleyebiliriz. Bu, kendinizi yakın hissedebileceğiniz bir karakter bile bulunmayan, soğuk ve mesafeli anlatımıyla Schwetke, gördüklerinizin dehşetinin iyice artmasını ve daha da rahatsız olmanızı sağlıyor. Nitekim, filmi daha önce ‘Geceyarısı Sineması’ kuşağında gösterildiği 22. İstanbul Film Festivali’nde izlediğimizde, insanların yüzüne bu soğukluğun aynen işlendiğine tanık olmuş ve festival kitapçığında filmle ilgili haklılığı su götürmeyen şu cümleyi aklımıza kazımıştık: “Dövme, insan sapkınlığını kabullenişi ve acımasızca çizdiği kötülük resmiyle, üstün nitelikli bir janr filmi, kapkara bir mücevher.”
Filmin sıradan sinopsislerine bakınca, “Dövme”nin sıradan bir çaylak polis-veteran polis filmi olduğunu sanmak mümkün. Niye orada olduğunu hiçbir zaman bilememiş, çiçeği burnunda polis akademisi mezunu Marc, hiç de polis gibi yaşamamaktadır. Dahil olduğu yasa dışı bir parti, meslektaşları (!) tarafından basılınca artık bir karar vermesi gerekir: Ya baskını düzenleyen ekibin başındaki dedektif Minksin birlikte çalışma teklifine ‘evet’ diyecek ya da baskından kaçmaya çalışırken olay yerinde unuttuğu ceketinden çıkan haplar nedeniyle başlamayan kariyeri son bulacak, üstelik bir süreliğine kodesi de boylayacaktır. Tabii ki ilkini seçer.
“Dövme”nin klişe yanının Marc’ın bu tercihinden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Dedektif Minsk, yıllar önce ortadan kaybolmuş kızını bulabilmek için ‘underground’ kültürle olan ilişkisinden yararlanmak istediği Minsk’le birlikte Berlin’in yer altı dünyasına daldığında, önce yanmış bir kadın ceseti bulur, ardından bir başkasını... Evet, karşılaştıkları bir seri cinayettir ve kurbanların iki ortak özelliği vardır: Vücutlarında dövme olması ve bu dövmenin bisturi ile vücutlarından kesilip alınmış olması. İki polis, olayların içine daldıkça, profesyonel mesafelerini korumanın giderek zorlaşacağı vahşet, kan ve saplantı girdabının içinde bulacaklardır kendilerini.
Hem filmin merkezinde yer alan seri cinayet vakası hem bu vakanın peşine biri veteran, diğeri çaylak iki polisin düşmesi, hem de filmin geçtiği mekânların oldukça grotesk ve karanlık olmasıyla filmle David Fincher’ın efsanevi eseri “Yedi” (“Seven”) arasındaki bağı görmek mümkün. Ancak “Dövme”de -bilinçli ya da bilinçsizce- referanslarını görebileceğimiz tek film “Yedi” değil. Daha açılış sahnesinde, Robert Aldrich’in klasikleşmiş suç gerilimi “Beni Öldüresiye Öp”e (“Kiss Me Deadly”, 1955) gönderme yapan “Dövme”, öykünün insan etiyle olan ilişkisi nedeniyle “Kuzuların Sessizliği”ne ("The Silence of the Lambs”), kanalizasyonda geçen etkileyici sekansıyla da “Üçüncü Adam”a (“The Third Man”, 1949) da benzetiliyor. Ancak şu noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: Tüm bu filmlerin anlatım yapısında, ‘özdeşim’ mekanizmasının önemli bir etkisi vardır. “Yedi”de Brad Pitt’in canlandırdığı David Mills’le kurduğumuz özdeşimin filmin finalinde yaşadığımız gerilimde ne kadar etkili olduğunu hatırlatmaya gerek yok herhalde. Ancak “Dövme”nun anlatımında ‘özdeşim’in çok da büyük bir yeri olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta, filmin, ‘özdeşim’ mekanizmasına pek de yaslanmaması, izleyiciye tutunacağı net bir karakter (ya da karakterler) sunmamasıyla, özgün yanını kazandığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, bahsettiğimiz iki dedektifle birlikte Berlin’in karanlık gece klüplerine daldıkça, onlarla aramızda yakın bir bağ kurulmadığı için ortada bırakılıyor ve filmin gerilimini, boğuculuğunu daha gerçek bir biçimde hissedebiliyoruz.
Bu anlamda, genç Alman yönetmen Robert Schwentke’nin, senaryosuna da imza attığı ilk uzun metrajlı filminde, gösterdiği onca dehşet verici görüntüye, detay sahnelerinde adli tıpla ilgili verdiği onca detaya rağmen soğukkanlılığını ve anlatımın kontrolünü hiç kaybetmediğini söyleyebiliriz. Bu, kendinizi yakın hissedebileceğiniz bir karakter bile bulunmayan, soğuk ve mesafeli anlatımıyla Schwetke, gördüklerinizin dehşetinin iyice artmasını ve daha da rahatsız olmanızı sağlıyor. Nitekim, filmi daha önce ‘Geceyarısı Sineması’ kuşağında gösterildiği 22. İstanbul Film Festivali’nde izlediğimizde, insanların yüzüne bu soğukluğun aynen işlendiğine tanık olmuş ve festival kitapçığında filmle ilgili haklılığı su götürmeyen şu cümleyi aklımıza kazımıştık: “Dövme, insan sapkınlığını kabullenişi ve acımasızca çizdiği kötülük resmiyle, üstün nitelikli bir janr filmi, kapkara bir mücevher.”Henüz kimse yorum yapmamış.
- Bakış Açısı
- Banka İşi (The Bank Job)
- Waz
- Beni Orada Arama
- Jumper
- Annemler Tatilde
- Korkusuz (Fearless / Huo Yuan Jia)
- Vahşi Zarafet
- Spiderwick Günceleri
- Semum
- M.Ö 10.000
- Canavar (Cloverfield)
- Kelebek ve Dalgıç
- İçerde (Inside)
- Amerikan Gangsteri



Son Kale (7 Eylül 2008 23:00 Fox)
Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.
Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

Dünya Ticaret Merkezi
Acı senin dostun; yaşıyorsun demektir.
Acı senin dostun; yaşıyorsun demektir.






Seanslar
Fragman
