Asmalı Konak

Ender Ayna 29 Ekim 2003, Çarşamba 00:00
Asmalı Konak, klişelere gömülmüş senaryosu, ne yana gideceğini şaşıran anlatımı ve özensiz diyaloglarıyla başarısız bir film. Zaten, dizi tutkunlarınca bir çeşit ihanet olarak görülürken sinema seyircisi tarafından da vasat bulunuyor.
Asmalı Konak, vizyona girdiği ilk gün izleme rekoru kırarak fırtına gibi girdiği vizyonda, gişe başarısını garantilediğini ispatladı. Ustaca belirlenmiş bir taktikle milyonlarca izleyicisi olan dizinin finalini sinemaya taşımak kimilerine göre Abdullah Oğuz’un bu ilk filminde başarıyı garantileme çabası olarak yorumlandı. Oğuz ise çekimlerin başladığı günden itibaren filmin diziden bağımsız bir hikayesi olacağını söylüyordu: ‘Asmalı Konak Hayat’ı seyreden biri, diziyi hiç seyretmemiş olsa da filmden zevk almalı’yd...
Açıkçası ben de diziyi hiç seyretmeyen ve belki de azınlık olan bu grubun içerisindeyim. Böylece dizinin getireceği bütün önyargılardan uzak olarak filmi izleme fırsatına sahiptim, diyebilirim. Ancak film başlar başlamaz jenerikteki yazı filmin dizi izleyicileri için yapıldığını gösteriyor. Oğuz, dizi izleyicilerinin sadakatine karşı küçük bir jest yapmış. Jenerikle birlikte gelen Seymen ve Bahar’ın aşkının öncesini özetleyen bölüm, Oğuz’un reklamcı geçmişinden yoğun izler taşıyan, görselliğin ağır bastığı, anlamsız bulduğum göndermelerle dolu ve bence oldukça sıkıcı. Filmin giriş bölümü sizi filme çekmek yerine daha da uzaklaştırıyor, Seymen ve Bahar’ın incelikle ve titizlikle örülmesi gereken aşkları birkaç dakikada izleyiciye aktırılıveriyor. Dizideki karakterlerden beslenmeyen bir izleyici olarak işte tam da bu sebepten dolayı film boyunca gelişen hikayeyi bir türlü mantığa oturtamayıp karakterlerin hiç birisiyle özdeşleşme kuramıyorsunuz (senaryodaki boşluklar da cabası). Kaldı ki Oğuz film boyunca, geniş açı kullanarak çektiği yakın planlarıyla, oyuncu yönetimiyle, diyaloglar ve hatta mekanların seçimiyle bile bu özdeşleşmeyi sağlamaya çalışıyor. Giriş bölümünden aklımda kalan en önemli sahne Seymen ve Bahar’ın kavga ettikleri; ikisinin bölünmüş bir sahnede iki ayrı uçta kaldıkları sahne. Arkadaki perdeye yansıyan görüntüde Dicle ve Yaman’ın fotoğrafları vardı. Bu görüntüdeki yoğun çağrışımlar film boyunca Dicle’nin veya Yaman’ın kilit bir rolü olacağını düşünmemize yol açıyor.
Ancak film dizideki renkli karakterlerin ve hatta Bahar’dan da öte sadece Seymen’in üzerine kurulu. Onun da başarıyla gerçekleştirildiği söylenemez. Seymen’in ortadan kayboluşu bence çok yetersiz bir motivasyona dayanıyor, ana hikaye örgüsünün yanında gelişen, özellikle konaktaki sahneler, samimiyetten uzak gelişigüzel çekilmiş izlenimi veriyor (bir sirtaki sahnesi var ki akıllara zarar, oyuncular zorla oynamış gibi). Filmin üç sondan hangisiyle biteceğini tahmin etmek hiç zor olmadığı gibi, filmi ilerlerken bir sonraki karede gelecek görüntüyü, diyalogları hatta esprileri bile oyunculardan önce siz söyleyebiliyorsunuz...
Asmalı Konak, klişelere gömülmüş senaryoyla, ne yana gideceğini şaşıran anlatımıyla, özensiz diyaloglarıyla başarısız bir film. Eğer Oğuz, sadece dizi izleyicileri veya sinema seyircisi arasında bir seçim yapsaydı en azından hayal kırıklığına uğramayan bir kesime ulaşabilirdi. Ancak şu andaki haliyle film, dizi tutkunlarınca bir çeşit ihanet olarak görülürken sinema seyircisi tarafından da vasat bulunuyor. Fakat hepsinden daha önemlisi, bence Asmalı Konak bir Türk filmi değil.
Yanlış anlaşılmalara neden olmadan öncelikle şunu açıklamak isterim: Filmin Türk filmi olmaması düşüncem hikayenin New York’ta gelişmesinden veya kullanılan sinematografik tekniklerden kaynaklanmıyor. Hatta filmde kullanılan ses tekniği son yıllardaki bütün Türk filmlerinden daha başarılı. Mesele, filmin Türk insanına özgü hiçbir karakteristik yapıyı aktaramamasından kaynaklanıyor (Belki bir iki sahnede kullanılıyor, ama komedi amaçlı bu kullanımlar batı kaynaklı bir bakışı içeriyor ve bence aşağılayıcı bir tavrı var.) Bir yönetmen olarak Abdullah Oğuz, mainstream (anadamar) Hollywood sinemasına ait her türlü kalıbı ve formulize edilmiş yöntemi izleyici garantisini perçinlemek için film boyunca rahatlıkla kullanıyor. Yönetmenlik açısından belki yeni bir şey söylemiyor ama en azından çuvallamıyor. İzleyicilerin filmi Amerikan yapımlarına benzetmesi de bu başarının (!) bir kanıtı.
Unutmamak gerekir ki bir filmin zamana karşı koyabilmesi yakaladığınız kusursuz görüntüler, kullandığınız teknikler veya harcadığınız parayla değil seyircinin beğenisiyle gerçekleşiyor. Asmalı Konak – Hayat bu açıdan bakıldığında unutulup gidecek gibi görülüyor.
Açıkçası ben de diziyi hiç seyretmeyen ve belki de azınlık olan bu grubun içerisindeyim. Böylece dizinin getireceği bütün önyargılardan uzak olarak filmi izleme fırsatına sahiptim, diyebilirim. Ancak film başlar başlamaz jenerikteki yazı filmin dizi izleyicileri için yapıldığını gösteriyor. Oğuz, dizi izleyicilerinin sadakatine karşı küçük bir jest yapmış. Jenerikle birlikte gelen Seymen ve Bahar’ın aşkının öncesini özetleyen bölüm, Oğuz’un reklamcı geçmişinden yoğun izler taşıyan, görselliğin ağır bastığı, anlamsız bulduğum göndermelerle dolu ve bence oldukça sıkıcı. Filmin giriş bölümü sizi filme çekmek yerine daha da uzaklaştırıyor, Seymen ve Bahar’ın incelikle ve titizlikle örülmesi gereken aşkları birkaç dakikada izleyiciye aktırılıveriyor. Dizideki karakterlerden beslenmeyen bir izleyici olarak işte tam da bu sebepten dolayı film boyunca gelişen hikayeyi bir türlü mantığa oturtamayıp karakterlerin hiç birisiyle özdeşleşme kuramıyorsunuz (senaryodaki boşluklar da cabası). Kaldı ki Oğuz film boyunca, geniş açı kullanarak çektiği yakın planlarıyla, oyuncu yönetimiyle, diyaloglar ve hatta mekanların seçimiyle bile bu özdeşleşmeyi sağlamaya çalışıyor. Giriş bölümünden aklımda kalan en önemli sahne Seymen ve Bahar’ın kavga ettikleri; ikisinin bölünmüş bir sahnede iki ayrı uçta kaldıkları sahne. Arkadaki perdeye yansıyan görüntüde Dicle ve Yaman’ın fotoğrafları vardı. Bu görüntüdeki yoğun çağrışımlar film boyunca Dicle’nin veya Yaman’ın kilit bir rolü olacağını düşünmemize yol açıyor.
Ancak film dizideki renkli karakterlerin ve hatta Bahar’dan da öte sadece Seymen’in üzerine kurulu. Onun da başarıyla gerçekleştirildiği söylenemez. Seymen’in ortadan kayboluşu bence çok yetersiz bir motivasyona dayanıyor, ana hikaye örgüsünün yanında gelişen, özellikle konaktaki sahneler, samimiyetten uzak gelişigüzel çekilmiş izlenimi veriyor (bir sirtaki sahnesi var ki akıllara zarar, oyuncular zorla oynamış gibi). Filmin üç sondan hangisiyle biteceğini tahmin etmek hiç zor olmadığı gibi, filmi ilerlerken bir sonraki karede gelecek görüntüyü, diyalogları hatta esprileri bile oyunculardan önce siz söyleyebiliyorsunuz...
Asmalı Konak, klişelere gömülmüş senaryoyla, ne yana gideceğini şaşıran anlatımıyla, özensiz diyaloglarıyla başarısız bir film. Eğer Oğuz, sadece dizi izleyicileri veya sinema seyircisi arasında bir seçim yapsaydı en azından hayal kırıklığına uğramayan bir kesime ulaşabilirdi. Ancak şu andaki haliyle film, dizi tutkunlarınca bir çeşit ihanet olarak görülürken sinema seyircisi tarafından da vasat bulunuyor. Fakat hepsinden daha önemlisi, bence Asmalı Konak bir Türk filmi değil.
Yanlış anlaşılmalara neden olmadan öncelikle şunu açıklamak isterim: Filmin Türk filmi olmaması düşüncem hikayenin New York’ta gelişmesinden veya kullanılan sinematografik tekniklerden kaynaklanmıyor. Hatta filmde kullanılan ses tekniği son yıllardaki bütün Türk filmlerinden daha başarılı. Mesele, filmin Türk insanına özgü hiçbir karakteristik yapıyı aktaramamasından kaynaklanıyor (Belki bir iki sahnede kullanılıyor, ama komedi amaçlı bu kullanımlar batı kaynaklı bir bakışı içeriyor ve bence aşağılayıcı bir tavrı var.) Bir yönetmen olarak Abdullah Oğuz, mainstream (anadamar) Hollywood sinemasına ait her türlü kalıbı ve formulize edilmiş yöntemi izleyici garantisini perçinlemek için film boyunca rahatlıkla kullanıyor. Yönetmenlik açısından belki yeni bir şey söylemiyor ama en azından çuvallamıyor. İzleyicilerin filmi Amerikan yapımlarına benzetmesi de bu başarının (!) bir kanıtı.
Unutmamak gerekir ki bir filmin zamana karşı koyabilmesi yakaladığınız kusursuz görüntüler, kullandığınız teknikler veya harcadığınız parayla değil seyircinin beğenisiyle gerçekleşiyor. Asmalı Konak – Hayat bu açıdan bakıldığında unutulup gidecek gibi görülüyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!









Seanslar
Fragman


