Tavşanlar ve insanlar..

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Çit" bu haftanın "On"la birlikte önemli iki filminden birisi.
Tavşanların Avustralya'ya geliş öyküsünü bilir misiniz?
Beyazlar tarafından önce katledilen, olmadı asimile edilen Avustralyalı yerlilerin dramı ile geçen yüzyılda İngiliz aristokratların av keyfi nedeniyle bu büyük adaya getirilen tavşanların dramı kendisinden 'farklı' olanı yok etmeye meyilli batı medeniyetinin benzer icraatıyla ortaya çıkıyor.
Tavşanların Avustralya'ya geliş öyküsünü bilir misiniz?
Beyazlar tarafından önce katledilen, olmadı asimile edilen Avustralyalı yerlilerin dramı ile geçen yüzyılda İngiliz aristokratların av keyfi nedeniyle bu büyük adaya getirilen tavşanların dramı kendisinden 'farklı' olanı yok etmeye meyilli batı medeniyetinin benzer icraatıyla ortaya çıkıyor.
Bence On'la birlikte haftanın ve son dönemin en önemli filmlerinden birisi Çit.
Adalet, denge, etnik kimlikler sorunuyla başa çıkmaya çalışır gibi görünen egemen ülkelerin parlak söylevlerinin ardındaki dramı 'açık' eden bir film. Avustralyalı siyahi, küçük bir kızın yaşam öyküsüne dayanan "Çit/Rabbit-Proof Fence", onun kızkardeşi ve kuzeniyle birlikte, hükümet tarafından işletilen ve yerli halka mensup, siyahi çocukları alıp eğiterek beyaz ırka entegre etmeye çalışan bir kamptan kaçış öyküsünü konu alıyor.
Filmin İngilizce orijinal adı ise manidar. "Rabbit-Proof Fence" yani 'tavşanın geçişine izin vermeyen çit.'
Tavşanların Avustralya'ya geliş öyküsünü bilir misiniz?br> Beyazlar tarafından önce katledilen, olmadı asimile edilen Avustralyalı yerlilerin dramı ile geçen yüzyılda İngiliz aristokratların av keyfi nedeniyle bu büyük adaya getirilen tavşanların dramı kendisinden 'farklı' olanı yok etmeye meyilli batı medeniyetinin benzer icraatıyla ortaya çıkıyor. Çabuk üreyen tavşanların bu özelliğini dikkate almayan Avustralyalı beyazlar komünü, azalan av gelenekleriyle birlikte tavşanları unutuveriyorlar.
Tavşanlar yıllar içinde o kadar çok fazlalaşıyorlar ve ciddi bir açlık tehlikesiyle karşılaşıyorlar ki beslenmek için tarım arazilerine saldırmak zorunda kalıyorlar. Avustralya hükümeti acımasızca bir kararla yoketme planı uygulamaya başlıyor; zehirliyor, bombalıyor minik tavşanları ama başa çıkamıyor.
Bu defa bir çit çekerek onları kurak alan içine hapsediyor. Ama yaşam için mücadele eden her canlı gibi tavşanlar yine direniyor. Çiti aşabilenler kurtuluyor ama milyonlarcası kurak arazide bir yudum su ve yiyecek olmaksızın yavaş yavaş acılar içinde can veriyor. Sonuçta bahsettiğimiz çit adayı boydan boya kesen binlerce kilometrelik bir çit ve milyonlarca dolar masraf.
Ne için?
Batı medeniyetinin kendi hatasını cinayetle 'telafi' etmesi için kuşkusuz. Yıllar önce izlediğim bir belgeselle öğrenmiştim bu büyük acımasızlığı. Milyonlarca tavşanın çitler boyunca koşturarak bir kurtuluş arama çabalarını göstreren belgedeldeki o geniş planları hatırlıyorum. Ve gördüklerimin karşısında tutamadığım gözyaşlarım da hala baki.
Kısaca Çit, Batı medeniyetinin insan veya hayvana karşı halen süren yıkıcı tavrını özetliyor. Lütfen kaçırmayın!
Vizyonun eğlenceli tarafına dönersek bir korku görüyoruz. Biri bizi gözetlerse mutlaka oturduğumuz yerde duramayacağımız bellidir. Biz otursak da yanımızdaki oturamaz bir nedenle ve gözetlenme bilgisinin bizde yarattığı huzursuzlukla büyüyen samimiyetsizliğimiz mutlak bir kaosun habercisi olabilir. Bir de dışarıdan gelen provakasyon ile 'beslenince' kaosun boyutunu tahmin bile edemeyiz. Gözetlenmek, denetlenmek zor ,iş. (Bkz: televizyonlarımızdaki BBG)
Mevzudan çok uzaklaşmayalım ve haftanın korku filmi olan Ölüm Bizi Gözetliyor'un işte bu TV showlarının bir öykünmesi olduğunu söyleyelim. Sadece bir evin içinde bir süre birlikte yaşamak isteyen beş kişi hiç bir nedenle mekanı süre bitimine kadar terketmemek zorunda. Biri bile terkederse büyük ödül havaya uçuyor. Fikir parlak ama ben filmi henüz görmediğim için filmin keşfini ve yorumunu size bırakıyorum.
Bir de unutmadan haftanın yenileri arasında Liz Hurleyli bir komedi Tehlikeli Dişi..
Bu hafta da yaşamda iyi seyirler :))
Adalet, denge, etnik kimlikler sorunuyla başa çıkmaya çalışır gibi görünen egemen ülkelerin parlak söylevlerinin ardındaki dramı 'açık' eden bir film. Avustralyalı siyahi, küçük bir kızın yaşam öyküsüne dayanan "Çit/Rabbit-Proof Fence", onun kızkardeşi ve kuzeniyle birlikte, hükümet tarafından işletilen ve yerli halka mensup, siyahi çocukları alıp eğiterek beyaz ırka entegre etmeye çalışan bir kamptan kaçış öyküsünü konu alıyor.
Filmin İngilizce orijinal adı ise manidar. "Rabbit-Proof Fence" yani 'tavşanın geçişine izin vermeyen çit.'
Tavşanların Avustralya'ya geliş öyküsünü bilir misiniz?br> Beyazlar tarafından önce katledilen, olmadı asimile edilen Avustralyalı yerlilerin dramı ile geçen yüzyılda İngiliz aristokratların av keyfi nedeniyle bu büyük adaya getirilen tavşanların dramı kendisinden 'farklı' olanı yok etmeye meyilli batı medeniyetinin benzer icraatıyla ortaya çıkıyor. Çabuk üreyen tavşanların bu özelliğini dikkate almayan Avustralyalı beyazlar komünü, azalan av gelenekleriyle birlikte tavşanları unutuveriyorlar.
Tavşanlar yıllar içinde o kadar çok fazlalaşıyorlar ve ciddi bir açlık tehlikesiyle karşılaşıyorlar ki beslenmek için tarım arazilerine saldırmak zorunda kalıyorlar. Avustralya hükümeti acımasızca bir kararla yoketme planı uygulamaya başlıyor; zehirliyor, bombalıyor minik tavşanları ama başa çıkamıyor.
Bu defa bir çit çekerek onları kurak alan içine hapsediyor. Ama yaşam için mücadele eden her canlı gibi tavşanlar yine direniyor. Çiti aşabilenler kurtuluyor ama milyonlarcası kurak arazide bir yudum su ve yiyecek olmaksızın yavaş yavaş acılar içinde can veriyor. Sonuçta bahsettiğimiz çit adayı boydan boya kesen binlerce kilometrelik bir çit ve milyonlarca dolar masraf.
Ne için?
Batı medeniyetinin kendi hatasını cinayetle 'telafi' etmesi için kuşkusuz. Yıllar önce izlediğim bir belgeselle öğrenmiştim bu büyük acımasızlığı. Milyonlarca tavşanın çitler boyunca koşturarak bir kurtuluş arama çabalarını göstreren belgedeldeki o geniş planları hatırlıyorum. Ve gördüklerimin karşısında tutamadığım gözyaşlarım da hala baki.
Kısaca Çit, Batı medeniyetinin insan veya hayvana karşı halen süren yıkıcı tavrını özetliyor. Lütfen kaçırmayın!
Vizyonun eğlenceli tarafına dönersek bir korku görüyoruz. Biri bizi gözetlerse mutlaka oturduğumuz yerde duramayacağımız bellidir. Biz otursak da yanımızdaki oturamaz bir nedenle ve gözetlenme bilgisinin bizde yarattığı huzursuzlukla büyüyen samimiyetsizliğimiz mutlak bir kaosun habercisi olabilir. Bir de dışarıdan gelen provakasyon ile 'beslenince' kaosun boyutunu tahmin bile edemeyiz. Gözetlenmek, denetlenmek zor ,iş. (Bkz: televizyonlarımızdaki BBG)
Mevzudan çok uzaklaşmayalım ve haftanın korku filmi olan Ölüm Bizi Gözetliyor'un işte bu TV showlarının bir öykünmesi olduğunu söyleyelim. Sadece bir evin içinde bir süre birlikte yaşamak isteyen beş kişi hiç bir nedenle mekanı süre bitimine kadar terketmemek zorunda. Biri bile terkederse büyük ödül havaya uçuyor. Fikir parlak ama ben filmi henüz görmediğim için filmin keşfini ve yorumunu size bırakıyorum.
Bir de unutmadan haftanın yenileri arasında Liz Hurleyli bir komedi Tehlikeli Dişi..
Bu hafta da yaşamda iyi seyirler :))
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Dövüş Klübü
Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız...
Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız...
Tyler Durden








Seanslar
Fragman


