Sally Potter'dan aşk ve 'yabancı' düşmanlığı

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Evet" ilk etapta bir aşk 'ilişkisinin' öyküsü. Kadın İrlanda asıllı, evli bir Amerikalı. Adam ise Lüblanlı, Arap bir mülteci. Açmazlar bir kaç katmanda ziyadesiyle mevcut yani. Gerçek süpriz ise Shirley Henderson. Kir, toz, pas üzerinden felsefe yapan evdeki hizmetçi kız rolündeki benzersiz İngiliz oyuncu, tragedyadaki koro misali arada ortaya çıkıyor ve mevzuyla ilgili önemli tesbitlerde bulunuyor. Tesbitler bir yana "Evet" maksadını ziyadesiyle olumluyor.
İngiliz yönetmen Sally Potter (solda), senaryosunu tutkunun karmaşık doğası üzerinden ‘açarak’ maksadına malzeme olarak kullanmış. 11 Eylül sonrası tırmanan yabancı düşmanlığına işaret eden maksat ise kendini filmin adında kendini ifade ediyor. Potter’ın bizzat vurguladığı gibi ‘evet‘ sözcüğünün ruh ve bedenle olan olumlu titreşimi filmde de iyiniyet, dilek ve temenni hisleri hakim.
Londra’da başlayan, Beyrut’tan Havana’ya uzanan filme MTV stilinden, durağan karelere uzanan farklı stil çalışmaları eşliğinde rengarenk bir görsel ve sözel ‘güzellik’ hakim. Sally Potter dans, müzik, sinema, şiir gibi farklı sanat dallarındaki icraatını bu filmde stilin hizmetine vermiş. Tüm bu stil çalışması da şiirsel tarafı öne çıkarak öyküye hizmet işlevini yerine getiriyor. Tabii ki bu ‘romantik’ maksatta 11 Eylül’den sonra tırmanan hoşgörüsüzlük ortamına sinema aracılığıyla bir itiraz saklı.
Amaç tutkunun çatışma halinden daha fazlasını anlatmak olduğundan diğerine ‘yabancı’ olmak durumu büyüyor, politik bir zemine kayarak yaşantımızda nasıl ayrılmaz bir ikili halinde varolabileceğinin altı çiziliyor. Kadın kahramanımızın mevcut ‘düzenini’ riske atarak, yaşam ritminin dışına taşıp kaçamak yapmaya kalktığında hissettiği güvensizlik hali bireysel bir mesele olmaktan da çıkıyor böylece. İngiltere’de, günümüz modern yaşamında da hükmünü sürdüren sınıf sisteminde esmer bir ‘yabancı’ olma durumu ilerleyen dakikalarda kaçınılmaz olarak filmin merkezine yerleşiyor. Londra’da vizyona girişi bombalamalara denk düşen filmin yönetmeni Potter ile daha önce bizzat görüştüğümüzde ‘arap erkek-batılı kadın’ olayının alacağı tepkiye hazırlıklıydı. Ama yapımcılarının daha ziyade repliklerin şiirsel armonileri kaşısında dehşete düştüklerini de şimdi açıklıyor. Lüks bir lokantada ahçı olarak çalışan Lüblanlı erkek ile çekici ve de zengin bir bilim kadının ‘imkansız aşk’ çıkmazı filmin ilerleyen dakikalarında yerini Batı toplumlarındaki önyargı ve ‘öteki’ meselesine doğru evriliyor.
11 Eylül’den sonra pompalanan ‘düşman’ kavramı iki ‘güzel’ (fizik ve de ruh) insanın ilişkisi aracılığıyla sorgulanıyor. Göndermeler de çok açık; beyaz ve soğuk tonlarda döşenmiş, ‘steril’ ev aracılığıyla Batılı kadının kocasıyla yaşadığı ‘sevgisizlik’ ve de iletişimsizlik ortamı vurgulanıyor. Erkeğin renkli ipeklilerle bezeli yatağı ise doğunun ‘ateşli’ sıcaklığına batılı bir yorum.
Filmde aşıkların adı yok. Mutsuz evliliğinde kaçan Amerikalı bilim kadınını canlandıran, 40’lı yaşlarının güzelliğindeki Joan Allen’ı iyi oyunculuğunun ötesinde sonunda böylesine çekici bir figür olarak izlemek hoş bir keyif. Mevzunun üçüncü ve etkisiz karakteri olan, iletişim özürlü politikacı kocayı canlandıran Sam Neil ise adeta “Piyano”daki erkek karakterini minimalize ettiği performansıyla tipik içine kapalı İngiliz erkeği rolünde gayet ikna edici. Gerçek süpriz ise Shirley Henderson. Kir, toz, pas üzerinden felsefe yapan evdeki hizmetçi kız rolündeki benzersiz İngiliz oyuncu, tragedyadaki koro misali arada ortaya çıkıyor ve mevzuyla ilgili önemli tesbitlerde bulunuyor. Tesbitler bir yana son kertede “Evet” maksadını ziyadesiyle olumluyor.
Londra’da başlayan, Beyrut’tan Havana’ya uzanan filme MTV stilinden, durağan karelere uzanan farklı stil çalışmaları eşliğinde rengarenk bir görsel ve sözel ‘güzellik’ hakim. Sally Potter dans, müzik, sinema, şiir gibi farklı sanat dallarındaki icraatını bu filmde stilin hizmetine vermiş. Tüm bu stil çalışması da şiirsel tarafı öne çıkarak öyküye hizmet işlevini yerine getiriyor. Tabii ki bu ‘romantik’ maksatta 11 Eylül’den sonra tırmanan hoşgörüsüzlük ortamına sinema aracılığıyla bir itiraz saklı.
Amaç tutkunun çatışma halinden daha fazlasını anlatmak olduğundan diğerine ‘yabancı’ olmak durumu büyüyor, politik bir zemine kayarak yaşantımızda nasıl ayrılmaz bir ikili halinde varolabileceğinin altı çiziliyor. Kadın kahramanımızın mevcut ‘düzenini’ riske atarak, yaşam ritminin dışına taşıp kaçamak yapmaya kalktığında hissettiği güvensizlik hali bireysel bir mesele olmaktan da çıkıyor böylece. İngiltere’de, günümüz modern yaşamında da hükmünü sürdüren sınıf sisteminde esmer bir ‘yabancı’ olma durumu ilerleyen dakikalarda kaçınılmaz olarak filmin merkezine yerleşiyor. Londra’da vizyona girişi bombalamalara denk düşen filmin yönetmeni Potter ile daha önce bizzat görüştüğümüzde ‘arap erkek-batılı kadın’ olayının alacağı tepkiye hazırlıklıydı. Ama yapımcılarının daha ziyade repliklerin şiirsel armonileri kaşısında dehşete düştüklerini de şimdi açıklıyor. Lüks bir lokantada ahçı olarak çalışan Lüblanlı erkek ile çekici ve de zengin bir bilim kadının ‘imkansız aşk’ çıkmazı filmin ilerleyen dakikalarında yerini Batı toplumlarındaki önyargı ve ‘öteki’ meselesine doğru evriliyor.
11 Eylül’den sonra pompalanan ‘düşman’ kavramı iki ‘güzel’ (fizik ve de ruh) insanın ilişkisi aracılığıyla sorgulanıyor. Göndermeler de çok açık; beyaz ve soğuk tonlarda döşenmiş, ‘steril’ ev aracılığıyla Batılı kadının kocasıyla yaşadığı ‘sevgisizlik’ ve de iletişimsizlik ortamı vurgulanıyor. Erkeğin renkli ipeklilerle bezeli yatağı ise doğunun ‘ateşli’ sıcaklığına batılı bir yorum.
Filmde aşıkların adı yok. Mutsuz evliliğinde kaçan Amerikalı bilim kadınını canlandıran, 40’lı yaşlarının güzelliğindeki Joan Allen’ı iyi oyunculuğunun ötesinde sonunda böylesine çekici bir figür olarak izlemek hoş bir keyif. Mevzunun üçüncü ve etkisiz karakteri olan, iletişim özürlü politikacı kocayı canlandıran Sam Neil ise adeta “Piyano”daki erkek karakterini minimalize ettiği performansıyla tipik içine kapalı İngiliz erkeği rolünde gayet ikna edici. Gerçek süpriz ise Shirley Henderson. Kir, toz, pas üzerinden felsefe yapan evdeki hizmetçi kız rolündeki benzersiz İngiliz oyuncu, tragedyadaki koro misali arada ortaya çıkıyor ve mevzuyla ilgili önemli tesbitlerde bulunuyor. Tesbitler bir yana son kertede “Evet” maksadını ziyadesiyle olumluyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Milyonluk Bebek
Çok fazla beklersen bir şey elde edemezsin.
Çok fazla beklersen bir şey elde edemezsin.








Seanslar
Fragman


