Örümcek Adam 2
Kafası karışık bir süper kahraman
Kafası karışık bir süper kahraman

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Sinema tarihinin en başarılı çizgi roman uyarlamalarından biri olarak değerlendirilen 2002 yapımı "Örümcek-Adam"ın devamı, çıtayı biraz daha yukarı taşımayı başarıyor. İlk filmde sorumluluk yolunda ilerlemeyi seçen Peter Parker/Örümcek Adam'ın kafası bu filmde daha da karışıyor.
Hatırlayacağınız gibi, en sevilen çizgi roman karakterlerinden biri olan ‘Örümcek Adam’, 2002 yazında ilk kez sinema perdesine arz-ı endam etmiş ve 820 milyon dolar hasılat yaparak ABD box-office tarihinin en yüksek gişe rakamını elde eden beşinci filmi olmuştu. ‘Örümcek-Adam’ çizgi roman dizisinin yaratıcılarından Stan Lee, “Örümcek-Adam’ı diğer büyük teknolojili macera filmlerinden ayıran şey, karakterleştirmeye ve kişisel ilişkilere verilen önemdi” diyor ve ekliyor: “Aksiyonu ve muazzam setleri zaten ortada. Ama yapımcıların Peter Parker’ın sorunlarını ele alış biçimleri filme esas başarıyı getiren şey oldu.” Karakteri yaratan isim bile böyle güzel şeyler söyleyince, doğal olarak, yönetmen Sam Raimi, henüz ilk film vizyona girmeden çekilmesi kararlaştırılan ikinci film için daha fazla sorumluluk hissetmeye başlamıştı. Sonraki macera için oluşan beklentiyi karşılayacak bir devam sunmaktan sorumlu olduğunu biliyordu. Her ne kadar Raimi, “Filmi izleyen çocuklar için, Örümcek-Adam bir kahraman. Yani, ikinci film hem eğlendirici olmalıydı, hem de, kahramanımızı çocukların hayranlığına layık olması için, bu hikâyede zor seçimler yapıp doğru kararlar veren ahlâklı bir karakter olarak sunmak zorundaydık” dese de, filmin basit bir ahlâkçılığın peşinden gittiğini veya sadece çocuklara hitap ettiğini söylemek mümkün değil. Tersine, ‘Örümcek-Adam’ın diğer süper kahramanların aksine çok dünyevi sorunları olması, sürekli yaşamda yapması gereken tercihlerle, üzerinde taşıdığı rollerle çatışma içinde olması, filmin her yaş grubundan insana hitap etmesi gibi bir durum ortaya çıkarıyor.
İkinci filmde de, ilk filmde olduğu gibi, çizgi romanın özüne sadık kalma konusunda Raimi ve filmin yapımcıları hem fikir olmuşlar. Filmin ana yapımcılarından Laura Ziskin, bu konuda şunları söylüyor: “Kalkıp tekerleği tekrar icat edecek değildik. İzleyici bu karakterleri seviyor ve bir sonraki aşamalarının ne olduğunu bilmek istiyor. Yani, ‘Örümcek-Adam 2’deki her karakter için bir evrim ve buna paralel olarak, bir sonraki aşamada başlarına neler geleceğine ilişkin bir merak unsuru söz konusu. Önlerine çıkan engellerde kaçınılmazlık hissi var.”
Örümcek Adam’ın olgunlaşma sancıları
“Örümcek Adam 2”, ilk filmde, amcasının “Büyük güç büyük sorumluluk getirir” öğüdünden çok etkilenip sorumluluk yolunu seçmeye karar veren kahramanımız Peter Parker’ın bu sorumluluk yolunda daha da olgunlaşmasını konu alıyor. Ancak, Parker’ın süper kahraman oluşunu içselleştirmesi, her olgunlaşma döneminde olduğu gibi pek çok kafa karışıklığını da beraberinde getiriyor. Başkalarına yardımcı olmak için, kendi arzularını bir kenara itmek zorunda kalan Parker’ın, genç yaşının getirdikleri ve süper kahraman kimliği arasında bocalaması ikinci filmde artarak devam ediyor. Filmin yönetmeni Sam Raimi, Parker’ın içinde bulunduğu durumu şu şekilde özetliyor: “Bu film Peter’ın sorumluluğu seçmesi sonucu çıktığı yolculuğu, o anlık kararın olgunlaşmasını yansıtıyor. Becerilerini başkalarının faydası için kullanması gerektiğini bilirken, kişisel ihtiyaçları ile sorumluluk duygusunu nasıl dengeleyecek? Yaşadığı ikilem hepimizin günlük hayatında daha az ve dramatik biçimde yaşadığımız bir şey. Sorumlu davranmak her zaman zordur ve fedakârlık gerektirir. Kendinizden bir şey vermek, hatta biraz yaralanmayı kabullenmek durumunda kalırsınız. Bu hikâyede böylesine tatmin edici olan şey bu. Her şey seçimlerle ve kafası son derece karışmış bir karakterle ilgili.”
Peter, seçim yapmanın zorluğunu iliklerinde hissettikçe, daha fazla içine kapanıyor ve yaşamındaki kişilerle ilişkileri de giderek çetrefil bir hal almaya başlıyor. Örneğin, deli gibi aşık olduğu Mary Jane Manhattan’a taşınıp yeni bir işe giriyor ve yeni bir hayat kuruyor. Yeni işinde çok başarılı olup New York’taki reklam panolarını süsleyecek kadar ünlenince, Parker’ın onu aklından çıkarması daha da zorlaşıyor.
Parker’ın yaşadığı kimlik bunalımı sonucu uzaklaştığı tek kişi Mary Jane değil. Kendisini babası Norman Osborn’un ölümünden sorumlu tutan en iyi arkadaşı Harry Osborn ve mali durumu giderek bozulduğu için yeğeninin geleceği konusunda endişeleri artan May Teyzesi’yle de arası giderek açılıyor.
Tüm bu keşmekeş yetmiyormuş gibi, ‘Örümcek Adam/Peter Parker’, ilk filmdeki Yeşil Cin’den (Norman Osborn) daha acar yeni bir düşman kazanır: ‘Doktor Ahtapot/Dr. Otto Octavius’.
Aslen, hayatını füzyonu yeni bir enerji kaynağı olarak kullanma deneyleri yapmaya adamış, parlak bir bilim adamı olan Dr. Octavius’un çalışmalarını, babasının ölümüyle Harry Osborn’un başına geçtiği OsCorp şirketi finanse etmektedir. Zaten Peter’ın ilk kez Doktor’la tanışması da Harry Osborn sayesinde gerçekleşir. Peter, üniversitede hazırladığı ödevle çok yakından ilgili bir konuda çalışmalar yapan doktorla tanışmaktan çok memnun olur, Doktor da kendisi gibi bilime meraklı olan bu genç adama büyük yakınlık duyar. Hiç şüphesiz Peter’ın Doktor’da kendisi için bir rol modeli görmesi de bu yakınlaşmayı körüklüyor. Şöyle ki, bilimle uğraşarak, yeteneklerini insanların hizmetine adamış olan Doktor, eşi Rosie’yle mutlu bir hayat sürdürmeyi de başarabilmiş biri. Bu da Peter’a, süper güçleriyle özel hayatı arasında bir denge yakalayabileceğini düşündürtüyor.
Örümcek Adam, Doktor Ahtapot’a karşı…
Ne var ki, tıpkı ilk filmde, Harry’nin babası Norman ile olduğu gibi Peter Doktor’la da farklı bir düzlemde karşı karşıya gelmek zorunda kalıyor. Füzyon teorisini mükemmelleştirmek için gece gündüz çalışan Doktor Octavius, deney sonuçlarından birinin sunumunu yaparken geçirdiği kazayla korkuç bir dönüşüme uğruyor ve çok kollu yaratık Doc Ock’a (Doktor Ahtapot) dönüşüyor. Duvarlara Örümcek-Adam’dan daha hızlı tırmanabilen Ock, ilk bakışta, Örümcek-Adam’ı rahatlıkla alt edebilecek biri görünümü çiziyor. Üstelik Peter, sadece Ock’un gücüyle mücadele etmiyor. Ock, aynı zamanda Peter’ın eski halini çok sevdiği, hatta onun gibi olabilmeyi arzuladığı biri. Bu nedenle, Peter’ın aralarındaki tüm bu geçmişi bir kenara bırakıp tüm güçlerini odaklayarak Doc. Ock’u durdurması, giderek daha da güçleşiyor.
Bu noktada Peter’ın bu çelişkisinin filme başarılı bir şekilde dahil oluşunda, Afred Molina’nın Doc. Ock karakterini canlandırırken ortaya koyduğu performansın öneminin altını çizmek gerekiyor. Sam Raimi’nin “Frida” filminde izledikten sonra rolü vermeyi kafasına koyduğu Molina, bir Marvel çizgi romanları hayranı olduğundan projeyi hemen kabul etmiş. Raimi’yle birlikte, Dr. Otto Octavius’ın ‘Doc. Ock’a dönüşümü hakkında uzun uzun konuştuklarını söyleyen Molina’nın rolüne bu denli özenmiş olmasının Doc. Ock’a dikkat çekici bir gerçeklik ve samimiyet kattığını da belirtmek gerek.
Filme yeni eklenen tek karakter tabii ki Doc. Ock değil. Çizgi romanın olduğu gibi, ilk filmin de en renkli karakterlerinden biri olan, Peter Parker’ın çalıştığı Daily Bugle gazetesinin ‘sert’ patronu J. Jonah Jameson’ın astronot olan oğlu John ikinci filmin öyküsünde önemli bir role sahip. Aydan dönüşünde bir kahraman gibi karşılanan ve Mary Jane ile, Peter Parker’ı kahreden bir ilişkiye başlayan John, filme dahil olan önemli karakterlerden biri. Mary Jane’in en iyi arkadaşı Louise rolündeki Vanessa Ferlito ve Peter’ın üniversitedeki tek kollu profesörü Dr. Curt Connors’ı canlandıran Dylan Baker da filme yeni eklenen isimler olarak göze çarpıyor.
Bir New York filmi
İkinci film için kolları sıvadıklarında, Sam Raimi ve filmin yapımcıları, oldukça başarılı olan ilk filmden sonra, tıpkı bir izleyici gibi düşünmeye çalışmışlar ve “bir sonraki filmde daha çok görmek istediğimiz şey ne?” sorusunu sorarak işe koyulmuşlar. Ve ilk buldukları cevap ‘New York’ olmuş. Peter Parker’ın ve Jameson’un tam anlamıyla New York’lu karakterler olmasının yanı sıra, şehrin baş döndürücülüğünü, yüksek binalarını, köprülerini, tünellerini daha çok yansıtabilmek isteyen ekip, bilgisayardan mümkün olduğu kadar az yardım alarak şehrin otantikliğini yansıtmaya çalışmışlar. Örümcek-Adam’ın doğası gereği, dünyanın en estetik gökdelenlerine sahip şehri olan New York’taki çekimlerin ağırlıklı bölümü bu şehrin pek görünür olmayan yüksek kesimlerinde gerçekleştirilmiş. Filmin ortak yapımcılarından Grant Curtis, bu durumla ilgili olarak şunları söylüyor: “Aşağıda gezerken New York gökdelenlerinin enfes mimarisini yeterince takdir edemiyorsunuz. İlk filmde az da olsa bu güzelliği sergilemiştik, ama bu kez Örümcek-Adam’ın yükseklerdeki dünyasını göstermek istedik ve sanırım bunu gerçekten başardık.” Bunun yanı sıra, Peter’ın devam ettiği Columbia Üniversitesi; May Teyze’siyle birlikte yaşadığı Queens; Ben Amca’nın mezarının yer aldığı Brooklyn’in Cypress Hills Mezarlığı; filmde Dr. Octavius’un füzyon gösterisinin yarattığı büyük patlamayla oluşan kaos bölgesi işlevini gören Manhattan’daki Anthology Film Archives’ın (Antoloji Film Arşivleri) dış bölümü; Peter ve Mary Jane’in yürüyerek sohbet ettikleri Chinatown ve Mary Jane’in Daily Bugle adına geceyi izlemek için gelen Peter’la uygunsuz bir karşılaşma yaşadığı hayır galasına ev sahipliği yapan Natural History Müzesi’ndeki Rose Center da filmin çekim mekânları arasında yer alıyor.
Tüm bu özenli çalışmaya, bir de, ilk filmdekinden çok daha başarılı olan özel efekt çalışmasını ekleyince, “Örümcek-Adam 2” kaçırılmaması gereken bir deneyim olarak sinemalardaki yerini alıyor.
İkinci filmde de, ilk filmde olduğu gibi, çizgi romanın özüne sadık kalma konusunda Raimi ve filmin yapımcıları hem fikir olmuşlar. Filmin ana yapımcılarından Laura Ziskin, bu konuda şunları söylüyor: “Kalkıp tekerleği tekrar icat edecek değildik. İzleyici bu karakterleri seviyor ve bir sonraki aşamalarının ne olduğunu bilmek istiyor. Yani, ‘Örümcek-Adam 2’deki her karakter için bir evrim ve buna paralel olarak, bir sonraki aşamada başlarına neler geleceğine ilişkin bir merak unsuru söz konusu. Önlerine çıkan engellerde kaçınılmazlık hissi var.”
Örümcek Adam’ın olgunlaşma sancıları
“Örümcek Adam 2”, ilk filmde, amcasının “Büyük güç büyük sorumluluk getirir” öğüdünden çok etkilenip sorumluluk yolunu seçmeye karar veren kahramanımız Peter Parker’ın bu sorumluluk yolunda daha da olgunlaşmasını konu alıyor. Ancak, Parker’ın süper kahraman oluşunu içselleştirmesi, her olgunlaşma döneminde olduğu gibi pek çok kafa karışıklığını da beraberinde getiriyor. Başkalarına yardımcı olmak için, kendi arzularını bir kenara itmek zorunda kalan Parker’ın, genç yaşının getirdikleri ve süper kahraman kimliği arasında bocalaması ikinci filmde artarak devam ediyor. Filmin yönetmeni Sam Raimi, Parker’ın içinde bulunduğu durumu şu şekilde özetliyor: “Bu film Peter’ın sorumluluğu seçmesi sonucu çıktığı yolculuğu, o anlık kararın olgunlaşmasını yansıtıyor. Becerilerini başkalarının faydası için kullanması gerektiğini bilirken, kişisel ihtiyaçları ile sorumluluk duygusunu nasıl dengeleyecek? Yaşadığı ikilem hepimizin günlük hayatında daha az ve dramatik biçimde yaşadığımız bir şey. Sorumlu davranmak her zaman zordur ve fedakârlık gerektirir. Kendinizden bir şey vermek, hatta biraz yaralanmayı kabullenmek durumunda kalırsınız. Bu hikâyede böylesine tatmin edici olan şey bu. Her şey seçimlerle ve kafası son derece karışmış bir karakterle ilgili.”
Peter, seçim yapmanın zorluğunu iliklerinde hissettikçe, daha fazla içine kapanıyor ve yaşamındaki kişilerle ilişkileri de giderek çetrefil bir hal almaya başlıyor. Örneğin, deli gibi aşık olduğu Mary Jane Manhattan’a taşınıp yeni bir işe giriyor ve yeni bir hayat kuruyor. Yeni işinde çok başarılı olup New York’taki reklam panolarını süsleyecek kadar ünlenince, Parker’ın onu aklından çıkarması daha da zorlaşıyor.
Parker’ın yaşadığı kimlik bunalımı sonucu uzaklaştığı tek kişi Mary Jane değil. Kendisini babası Norman Osborn’un ölümünden sorumlu tutan en iyi arkadaşı Harry Osborn ve mali durumu giderek bozulduğu için yeğeninin geleceği konusunda endişeleri artan May Teyzesi’yle de arası giderek açılıyor.
Tüm bu keşmekeş yetmiyormuş gibi, ‘Örümcek Adam/Peter Parker’, ilk filmdeki Yeşil Cin’den (Norman Osborn) daha acar yeni bir düşman kazanır: ‘Doktor Ahtapot/Dr. Otto Octavius’.
Aslen, hayatını füzyonu yeni bir enerji kaynağı olarak kullanma deneyleri yapmaya adamış, parlak bir bilim adamı olan Dr. Octavius’un çalışmalarını, babasının ölümüyle Harry Osborn’un başına geçtiği OsCorp şirketi finanse etmektedir. Zaten Peter’ın ilk kez Doktor’la tanışması da Harry Osborn sayesinde gerçekleşir. Peter, üniversitede hazırladığı ödevle çok yakından ilgili bir konuda çalışmalar yapan doktorla tanışmaktan çok memnun olur, Doktor da kendisi gibi bilime meraklı olan bu genç adama büyük yakınlık duyar. Hiç şüphesiz Peter’ın Doktor’da kendisi için bir rol modeli görmesi de bu yakınlaşmayı körüklüyor. Şöyle ki, bilimle uğraşarak, yeteneklerini insanların hizmetine adamış olan Doktor, eşi Rosie’yle mutlu bir hayat sürdürmeyi de başarabilmiş biri. Bu da Peter’a, süper güçleriyle özel hayatı arasında bir denge yakalayabileceğini düşündürtüyor.
Örümcek Adam, Doktor Ahtapot’a karşı…
Ne var ki, tıpkı ilk filmde, Harry’nin babası Norman ile olduğu gibi Peter Doktor’la da farklı bir düzlemde karşı karşıya gelmek zorunda kalıyor. Füzyon teorisini mükemmelleştirmek için gece gündüz çalışan Doktor Octavius, deney sonuçlarından birinin sunumunu yaparken geçirdiği kazayla korkuç bir dönüşüme uğruyor ve çok kollu yaratık Doc Ock’a (Doktor Ahtapot) dönüşüyor. Duvarlara Örümcek-Adam’dan daha hızlı tırmanabilen Ock, ilk bakışta, Örümcek-Adam’ı rahatlıkla alt edebilecek biri görünümü çiziyor. Üstelik Peter, sadece Ock’un gücüyle mücadele etmiyor. Ock, aynı zamanda Peter’ın eski halini çok sevdiği, hatta onun gibi olabilmeyi arzuladığı biri. Bu nedenle, Peter’ın aralarındaki tüm bu geçmişi bir kenara bırakıp tüm güçlerini odaklayarak Doc. Ock’u durdurması, giderek daha da güçleşiyor.
Bu noktada Peter’ın bu çelişkisinin filme başarılı bir şekilde dahil oluşunda, Afred Molina’nın Doc. Ock karakterini canlandırırken ortaya koyduğu performansın öneminin altını çizmek gerekiyor. Sam Raimi’nin “Frida” filminde izledikten sonra rolü vermeyi kafasına koyduğu Molina, bir Marvel çizgi romanları hayranı olduğundan projeyi hemen kabul etmiş. Raimi’yle birlikte, Dr. Otto Octavius’ın ‘Doc. Ock’a dönüşümü hakkında uzun uzun konuştuklarını söyleyen Molina’nın rolüne bu denli özenmiş olmasının Doc. Ock’a dikkat çekici bir gerçeklik ve samimiyet kattığını da belirtmek gerek.
Filme yeni eklenen tek karakter tabii ki Doc. Ock değil. Çizgi romanın olduğu gibi, ilk filmin de en renkli karakterlerinden biri olan, Peter Parker’ın çalıştığı Daily Bugle gazetesinin ‘sert’ patronu J. Jonah Jameson’ın astronot olan oğlu John ikinci filmin öyküsünde önemli bir role sahip. Aydan dönüşünde bir kahraman gibi karşılanan ve Mary Jane ile, Peter Parker’ı kahreden bir ilişkiye başlayan John, filme dahil olan önemli karakterlerden biri. Mary Jane’in en iyi arkadaşı Louise rolündeki Vanessa Ferlito ve Peter’ın üniversitedeki tek kollu profesörü Dr. Curt Connors’ı canlandıran Dylan Baker da filme yeni eklenen isimler olarak göze çarpıyor.
Bir New York filmi
İkinci film için kolları sıvadıklarında, Sam Raimi ve filmin yapımcıları, oldukça başarılı olan ilk filmden sonra, tıpkı bir izleyici gibi düşünmeye çalışmışlar ve “bir sonraki filmde daha çok görmek istediğimiz şey ne?” sorusunu sorarak işe koyulmuşlar. Ve ilk buldukları cevap ‘New York’ olmuş. Peter Parker’ın ve Jameson’un tam anlamıyla New York’lu karakterler olmasının yanı sıra, şehrin baş döndürücülüğünü, yüksek binalarını, köprülerini, tünellerini daha çok yansıtabilmek isteyen ekip, bilgisayardan mümkün olduğu kadar az yardım alarak şehrin otantikliğini yansıtmaya çalışmışlar. Örümcek-Adam’ın doğası gereği, dünyanın en estetik gökdelenlerine sahip şehri olan New York’taki çekimlerin ağırlıklı bölümü bu şehrin pek görünür olmayan yüksek kesimlerinde gerçekleştirilmiş. Filmin ortak yapımcılarından Grant Curtis, bu durumla ilgili olarak şunları söylüyor: “Aşağıda gezerken New York gökdelenlerinin enfes mimarisini yeterince takdir edemiyorsunuz. İlk filmde az da olsa bu güzelliği sergilemiştik, ama bu kez Örümcek-Adam’ın yükseklerdeki dünyasını göstermek istedik ve sanırım bunu gerçekten başardık.” Bunun yanı sıra, Peter’ın devam ettiği Columbia Üniversitesi; May Teyze’siyle birlikte yaşadığı Queens; Ben Amca’nın mezarının yer aldığı Brooklyn’in Cypress Hills Mezarlığı; filmde Dr. Octavius’un füzyon gösterisinin yarattığı büyük patlamayla oluşan kaos bölgesi işlevini gören Manhattan’daki Anthology Film Archives’ın (Antoloji Film Arşivleri) dış bölümü; Peter ve Mary Jane’in yürüyerek sohbet ettikleri Chinatown ve Mary Jane’in Daily Bugle adına geceyi izlemek için gelen Peter’la uygunsuz bir karşılaşma yaşadığı hayır galasına ev sahipliği yapan Natural History Müzesi’ndeki Rose Center da filmin çekim mekânları arasında yer alıyor.
Tüm bu özenli çalışmaya, bir de, ilk filmdekinden çok daha başarılı olan özel efekt çalışmasını ekleyince, “Örümcek-Adam 2” kaçırılmaması gereken bir deneyim olarak sinemalardaki yerini alıyor.Henüz kimse yorum yapmamış.
- Sinema ve anarşizm!
- Grazie Mille, Clooney !
- Sally Potter'dan aşk ve 'yabancı' düşmanlığı
- Penguenler 'süper' kahramanlardan önde
- Hollywood'un 'yazdığı' tarih
- Spielberg'ün önerisi
- Batman Başlıyor da diğerleri?
- "Masumiyet"le açıldı da
- Cannes'lı günler
- Hristiyan ve İslam alemi 'karşı karşıya'
- 'Çeviride kaybolan'
- O şimdi aktör!
- 'İktidar, kötü sinemayı cezalandıran halkın olmalı!'
- Festival'de "Gençler...Gençler"
- Öneriler, şimdiden :)


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Paramparça Aşklar Köpekler
Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset.
Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset.








Seanslar
Fragman

