11 Eylül ve Hollywood
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
New York gökdelenleri alevler içindeydi; "Zor Ölüm"lerden hangisiydi bu?... Dünyanın süper gücü ABD, Hollywood'un şişirdiği en büyük paranoya olan, "Bağımsızlık Günü"nün uzaylıları tarafından saldırıya uğramıştı adeta. Böylesine büyük bir trajediye sinema perdesini izlerken yaptığımız gibi mi tepki vermemiz gerektiğini düşünürken zihnimiz yavaş yavaş kurgunun pençesinden çıkıp gerçeği algılamaya başladı: Acı bir şekilde, izlediklerimizin Hollywood yapımı olmadığını fark ettik!
Orta Doğu kökenli teröristler, gökdelenlerde patlayan bombalar, bombalı uçaklar, uzaydan gelen istila, Pentagon'da casuslar... 11 Eylül 2001… Dünyanın başı beladaydı, pardon ABD'nin. Hale bakın ki tüm belalar 'dışarıdan' gelmişti, tehlike ise 'diğeri'ydi her zamanki gibi. Ya da 'yabancılar' veya 'yaratık' mı desek, ya da onlar gibi tek kelimeyle 'alien'??? Her yeni filmle şiddet ve terörün dozunu arttırarak milyonlarca dolar kazanan Hollywood'un paranoyası sonunda gerçekleşmişti. Aslında gerçekleşmesi hiç de düşünülmeyen bu felaketin ağırlığı artık Amerika üzerine çökmüş durumda ve 'dünyanın geri kalan kısmı' da donakalmış, dehşet içinde bu korkuyu izliyordu. Görüntüler, Hollywood'un çok sık gördüğümüz filmlerindeki gibiydi. Hani, koltuklarımızda, sinema salonunun güvenli karanlığında izleyip de heyecanlı ve 'keyifli' birkaç saat geçirdiğimiz şu filmlerdeki gibiydi her şey. Bir bilet parasına izlediğimiz yanılsamaları, yapımcıların terörist, uzaylı yaratıklar, Ruslar, King Kong ve Godzilla'nın yerle bir ettiği şehir görüntülerini bu kez televizyondan 'son dakika' gelişmelerinde izliyorduk. Yani bu görüntüler gerçekti!.. Binalar iskambil kağıtları gibi düşüyordu, ama hiçbirisi dekorun parçası değildi. Havaya savrulan bedenler meşakkatli dublörlerin gösterisi hiç değildi. Kanlar içinde haykıran insanlar kamera “stop" dediğinde ayağa kalkıp kahve molası istemeyeceklerdi. Filmlerde en olmayacak anda, ölüm kalım anında yapılan espriler bu kez yoktu. Bruce Willis de ortalıklarda görünmüyordu. Arnie dünyayı kurtarmak için bu kadar geç kalmamalıydı sanki. Durum vahimdi, herkes biliyordu: ABD ve Hollywood bir daha asla aynı olmayacaktı. Amerikalı’nın paranoyası Amerikalılar için her zaman bu tür olaylar alaycılıkla yaratılan bir komedi sahnesi gibiydi. Hani gerçekte, kimse onların ülkesine füze göndermedi, askeri çıkartma yapmadı. Filmlerden de öyle gördük; Amerikan halkı yumuşak başlıydı. Terör hep 'dışarıdan' geliyordu. Amerika'ya sonradan dahil olan 'diğerleri'ydi bunlar. İngilizce'deki 'Alien' kelimesinin hem yaratık hem de 'yabancı' anlamına geldiğini, uzay-ABD sınır kapısı aracılığıyla iltica olayını tiye alarak kahkaha yaratan “Siyah Giden Adamlar”da da hatırlamamış mıydık! Yakın tarihe bakarsak; bu son yüzyılda öyle Avrupalılar, Ruslar ya da dünyanın diğer bölgelerindeki gibi bir savaş görmemişlerdi, bu konuda bilenmemişlerdi. Başkalarının toprağına müdahale etmekten hiç geri kalmamışlardı lakin. Devil's Own'un aksine sokaktaki vatandaş IRA bombalarıyla muhatap olmamıştı. “Müfreze”, “Kıyamet gibi filmlerden orada ne yaptıklarını farkına vardığımız Vietnam Savaşı ile acı çekmişti genç Amerikalı ruhlar, bedenler, bunu öğrenmiştik. Ama kendi arazinde vurulmak, hayır! Gerçekte hiç siperleri delinmemişti. “Pearl Harbour” mı? Bir kere o zaman dünya savaşın ortasındaydı, adı üzerinde savaştı, üstelik bu saldırı sivillere değil orduya yönelikti. Üstelik orası ABD'nin göbeği değildi. İstihbarat servisleri iş başında!! Kısaca ortaya çıkan gerçekte, kendi güvenlikleri için bu denli endişe eden, "büyük güç" olarak tüm dünyanın hedefi oldukları paranoyasını taşıyan ve bu korkuyu takıntı yapan halk ve ülke aslında geçmişte hiç istilaya ya da ani saldırıya uğramamıştı. Oysa sayısız Hollywood filmi bu anlaşılmaz nevrozu sürekli kaşıyan, ayakta tutan görüntüler yaratmaktan hiç vazgeçmediler. Ancak bu kez ekranda izlediğimiz görüntüler Hollywood tarafından tasarlanmamıştı. Bir çok Hollywood filminde kaba saba, elindeki füzeyi ve bombayı bir türlü patlatamayan, kaçırdığı uçağa sahip çıkamayan, genellikle kendi aralarında tartışmadan çıkan husumetle hemen bir fire veren ve böylece 'iyi adama' ilk hamle şansı tanıyan kaba saba düşman değildi ortadaki. Bu düşman her kimse, James Bond'un mücadele etmek zorunda kaldığı düşmanlar gibi akıllı, zengin, güçlü ve iyi organize edilmişti. Üstelik, “Kuşatma”daki Denzel Washington benzeri Amerika'nın üstün vasıflı, sofistike, 'barışçıl' ajanları da ortada yoktu. Kritik Karar'daki gibi uçaktaki teröristleri konuşarak ya da kurşunlayarak 'ikna eden' özel tim ekipleri de bir senaryo olarak kaldı. Çıkış var mı? Kimse böylesine bir düşmanın varlığını tahmin edemedi. Genelde terör uzmanları bir bombanın güvenlik kontrolünden bazen ne denli kolayca geçebileceği konusunda bilgiler veriyorlardı kuşkusuz, ama ülkenin güvenlik sembolü Pentagon'un üzerinde bir bombanın patlayacağını kimse aklına getirmiyordu. Bu, “Çıkış Yok/No Way Out” filminde Pentagon'da dolaşan Rus köstebeği Kevin Costner'ın yaptığı gibi güvenlik sisteminin sadece bir bölümünün delinmesine benzemiyordu. ABD'nin 100 milyar dolar harcadığı Ulusal Füze Savar programı güvenlik şemsiyeni delen büyük bir darbe oldu. Peki Amerika şu anda ne durumda? Neler olacak? İşte dünyanın huzursuzluk ve endişeyle beklediği şey de bu. Olayların faili bulunursa intikam ve misilleme çok güçlü olacak. Zaten hedefin kim olduğunun bilinmemesi de ayrı bir endişe konusu. İnsan avı ve faili bulma, Amerikan ruhunu rahatlatma amacıyla belki de yanlış saptamalar sonucu yüzbinlerce yaşamı tehdit edilecek. Usama Bin Laden'in saklandığı yeri bulmak için gereksiz bir hareketle bir Afgan camisinin nasıl misilleme yapılarak füzelerle yerle bir edildiğini hatırlamak gerekiyor. Ya da Amerikan Elçiliğinin bombalanmasına karşılık olarak Sudan'daki bir kimyasal ilaç fabrikasına yapılan cruise füzesi saldırısını. Bütün bu kör intikamlar dünyanın dört bir yanında Amerika'ya karşı öfke hissettirmekten başka bir işe yaramadı. Kötüye kullanılan zeka, nafile hedefler, amaçsızca ateşlenen füzeler nedense Clinton'a dış politikanın bir gerekliliği gibi geldi. Politik manevralar Dünyanın bir de dileği vardı sanki o günlerde: Bu hazin terör olaylarının kaynağının ABD'nin kendi içinden çıkması. Facianın boyutunun büyümemesi, dünya güvenliğinin korunması adına, ABD dışındaki çoğu ülke umudu bu terörist saldırının da tıpkı Oklahoma'daki askerivari saldırı gibi Amerikan'nın kendi yarattığı çılgınlığının bir ürünü olmasını diliyordu; ancak bu dilekler gerçek olamadı ne yazık ki… Böylece ABD, yeniden “Başkan'ın Adamları”ndan da hatırladığımız, 'şerefini' kurtarmak için 'yaratık' ve 'yabancı' ülkelere saldırma yolunda politik manevraları yeniden yürürlüğe soktu. Amerika çözümsüzlük konusunda yalnız değil. Tüm Batı da aynı açmazı paylaşıyor. Global terörün karşısında çaresiz duran bir başka güç ise artık gücü tartışılan Birleşmiş Milletler. Doğru lafı kendine göre yansıtarak eğri anlatan “Barışçı”da olduğu gibi, Balkanlar'daki müdahalesinin gecikmesi ve uygulanan yanlış politikaları tartışılan B.M, artık Hollywood filmlerinde bile hedef gösterilir oldu. Komplo teorileri ve Hollywood'un dolarları Kuşkusuz artık Amerikan paranoyası daha da büyüyecek. Çünkü en kötü kabuslarının gerçek olması gibi bir nedenleri var ellerinde ve bu nedeni ısrarla canlı tutmaya çalışıyorlar. “Komplo Teorisi”ndeki Mel Gibson bile bu kadarını öngörememişti belki de. Tıpkı Gibson'ın filmde gizli hükümet güçlerince terör olayları için kullanılması gibi ABD'de şimdi bu facianın sebebi olarak gösterdiği Usame Bin Ladin'i, yıllar önce bizzat Afganistan'da Ruslar'a karşı kullandığını çoktan unutmuşa benziyor. Hatta, hedefine Irak’ı aldığından beri, ABD’nin Usame Bin Ladin’i de unuttuğunu söyleyebiliriz. Herkes Mel Gibson gibi anlaşma ve uzlaşma taraftarı değil. Teknolojik, finansal, sanatsal ve entellektüel birikime sahip bir ulus, yanlış politikaların sonunda bu noktaya geldi. Yeni dünya ekonomisi, değişen güç dengeleri filan derken Batı’nın, kendisine ve Doğu'ya bakarken bir şeyleri kaçırdığı ortada. Ne ironi ama! Hollywood cephesinde bir felaket daha! Amerikan paranoyasını kışkırtan, kurgulayan Hollywood, 11 Eylül’ün ardından yakalandığı paniği yeni yeni üzerinden atıyor. Hatırlayacağınız gibi 11 Eylül’den sonra, o sıralarda vizyona girmesi planlanan, “Arnie, eski formuna kavuşuyor” sloganıyla piyasaya sürülen “Ölümüne Takip”in (“Collateral Damage”) ve “Örümcek Adam”ın (“Spider-Man”) vizyon tarihleri ertelenmiş, ancak İkiz Kuleler’le ilgili sahnelerin çıkarılmasıyla bu filmler vizyona girebilmişti. Bu durum beraberinde, 11 Eylül olaylarından sonra Hollywood filmlerinde New York’un nasıl yansıtılması gerektiği yolunda bir tartışma başlatılmış, bu tartışma da, İkiz Kuleler’in görüntüsünün her filmde, kurgu aşamasında dijital olarak eklenmesini önerenler bile olmuştu. Aşırı duygusal yaklaşımlar nedeniyle verim alınamayan bu tartışmalardan elde kalan tek bir sonuç var elimizde: Hollywood, hâlâ 11 Eylül sonrası paranoyasıyla ve New York’la ne yapacağını bilemiyor!
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Matrix
Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatin boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir.. Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi... Seni deli eder...
Morpheus
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com