"Yedi", "6. His", "Tehlikeli Şeyler" ve "Dövüş Kulübü"nü miksere atıp iyice karıştırın!

Üner Altay 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
İlk filmi “Şişman” ile adını duyuran, ikinci filmi “Güçlüler Bölgesi”nde Sly Stallone ile çalışan, Winona Ryder ve Angelina Jolie'li “Girl Interrupted” ile drama tarzına dönüş yaparak 2001 yılında da Hugh Jackman ve Meg Ryan ile “Büyülü Çift”i kotaran James Mangold, son filmi "Kimlik" ile karşımızda.
Psikolojik sorunlar ekseninde geçen “Şişman” (“Heavy”, 1995) ve “Girl Interrupted” (1999) gibi filmleriyle tanıdığımız James Mangold, “Scream” serisinin yapımcısı Cathy Conrad ile çalışması sonucu ortaya çıkan "Kimlik"de (“Identity”), kimilerinin Stephen King romanlarına kimilerinin ise Hitchcockvari "katil kim" filmlerine yakın bulduğu, izleyiciyi devamlı enformasyon bombardımanı ile konsantre edip sonlara doğru ise kafalarda belirginleşen farklı senaryoları sırayla boşa çıkarışının ardından sürpriz bir son inşa etmeyi başarmış. Bu açıdan filmin “Yedi”, “6. His”, “Tehlikeli Şeyler” ve “Dövüş Kulübü” filmlerinin güzel bir karışımı olduğu rahatlıkla söylenebilir. John Cusack, Ray Liota ve az görünseler de hikâyenin kilit noktalarında ortaya çıkan Pruit Taylor Vince ve Alfred Molina gibi isimler de filmi izlemek için teşvik edici nedenler.
“Şişman” filminin yıldızı Pruit Taylor Vince'in yüzünü filmin ilk karelerinde, psikiyatr olduğunu tahmin ettiğimiz kişinin, masasına yaydığı dökümanlar -eski gazete kupürleri, incelediği kişiye ait olduğu belli olan günlük benzeri bir defter- üzerinde çalışıp bir yandan da hastasıyla yaptığı görüşmenin bant kaydını dinlerken baktığı bir gazetede görürüz. Ancak kare Vince'in, yine gazeteler vasıtasıyla 24 saat içerisinde idam edileceğini öğrendiğimiz katille nasıl bir ilişkisi olduğunu anlamamıza yetmez. Vince sadece bir kurban mı yoksa katilin kendisi midir? Yine filmin başında edindiğimiz bilgiler arasında katilin dehşet verici bir çocukluk geçirdiği de vardır. Bu bilgiler bize, insanlardan kötü çocukluğunun intikamını alan bir katille karşı karşıya olduğumuzu düşündürür. Katilin teypten duyduğumuz sesi bir çocuk tekerlemesi söylemektedir.
Katili mahkûm eden savcıya gece geç vakitte gelen bir telefon ile mahkumun deli olduğunu kanıtlayan bir defterin ele geçirildiğini ve bu konuda özel bir gece yarısı duruşması yapılacağı haber verilir. Mahkûm uyuşturulmuş ve duruşmanın yapılacağı salona nakledilmektedir. Bu haber savcının pek de hoşuna gitmez.
Sonraki sahnede yoğun yağmur altında, bomboş bir yolda arabalarıyla ilerlemekte olan tek çocuklu bir aile görürüz. Lastikleri patladığı için dururlar ve baba arabadan iner. Lastik tamir edilirken dışarıya çıkan anneye, ansızın nereden çıktığı belli olmayan bir araba çarpar. Arabanın şoförü bir Hollywood yıldızını sete yetiştirmeye çalışan John Cusack'tir. Zaten dikkatinin dağılıp kadına çarpmasına neden olan da bu kibirli, şımarık kadındır. Hep birlikte en yakın yerleşim birimi olan bir motele giderler. Yağıştan dolayı telefon çalışmamaktadır ve çevre yollara bağlanan bütün noktalar sel yüzünden kapanmıştır. Filmin bundan sonraki bölümü, hikâyedeki diğer kahramanların, olayların büyük bölümünün vuku bulacağı sözkonusu motele zorunlu olarak intikal edişine sahne olur. Artık filmdeki yaşam alanı aşağı yukarı belli olmuştur. Motelin bu geceki diğer sakinleri; motelin sarsak yöneticisi, sorunlu genç bir çift, genç ve güzel bir fahişe ve -işin en ilginç tarafı- arabasının arka koltuğundaki mahkûmu naklederken motele sığınmak zorunda kalan polis memuru Ray Liota'dır.
İlk olarak John Cusackin şoförlüğünü yaptığı bayan oyuncunun yağmur altında katledilişiyle birlikte filmin "kan" perdesi açılır. Kadının kafası motelin çamaşırhanesindeki bir çamaşır makinesinin içinde - bir oda anahtarıyla birlikte- bulunur. Ancak oda anahtarı suçlunun tuvalet lavabosuna kelepçeli olduğu odaya aittir!
Filmin ikinci yarısı, sayıları ilk başta 10 olan motel sakinlerinin birer birer öldürülmelerine sahne olmaktayken kameralar filmin başında gördüğümüz savcının da hazır bulunduğu bir toplantı odasına döner. Yine filmin başından tanıdığımız psikiyatr savcıya dört yıl önce bir cinnet anında altı cana kıyan katilin neden deli sayılması gerektiğini ve suçsuz olduğunu anlatırken mevzubahis katil eskortlar eşliğinde odaya getirilir. Ancak bu şahıs filmin başında bir gazetede resmini gördüğümüz "şişman" Pruit Taylor Vince'den başkası değildir! Peki öyleyse filmin başından beri tutulduğumuz enformasyon bombardımanı neticesinde ruh hastası katil olarak benimsediğimiz -Ray Liota'nın arabasıyla motele gelen- ve şımarık aktris ile başladığı katliama sorunlu çiftten erkek olanı ile devam eden iri yarı sarışın adam kimin nesidir?
Bu noktada filmdeki ilk kafa karışıklığını yaşarız. Akabinde savcının odasında edindiğimiz bilgiler bize katilin "çoklu kişilik bozukluğu" yaşadığını öğretmiştir ve bu, gerçek katilin belki de moteldeki diğer mahkûm olduğunu düşünmemize neden olur. Birkaç sahne sonra ise bu iri yarı sarışın şahsın da hunharca öldürüldüğünü görürüz. Öyleyse katil motelde sağ kalanlardan biri de olabilir. Bu teori ise sorunlu sevgililerden histerik bayanın bütün olanlara motelin yakınlarında bulunan Kızılderili mezarlarındaki ruhların neden olduğunu söylemesi ile çürümeye başlar. Ayrıca filmin başından beri ölen kişiler ile kaldıkları odalar arasında doğaüstü bir bağlantı da söz konusudur; ölenlerin oda numaraları geriye doğru saymaktadır. Bu ihtimal de zaten filmin başından beri -genç çiftin kaldığı odanın kapısının sertçe kapanması sonucunda "6" rakamının ters dönerek "9" haline gelmesi ve kameranın bunu açıkça göstermesi ya da kameranın moteldeki turistik "Kızılderili Mezarları" tabelasını görüntülemesi- ayrıntılarla desteklenmektedir.
Filmin kendileri için gizemini kaybetmesini istemeyenler lütfen yazının bundan sonrasını okumasınlar!
İzleyicinin ölümleri Kızılderili mezarlığı ile ilişkilendirmesini sağlayan detayların giderek artması ve sonunda devreye "gökten inme" güçler, -güdümlü, ölümcül yıldırımlar ve kapıların aniden kapanması- girmesi sonucunda oldukça "bu dünyada" geçen filmin birden Knight Shayamalan'ımsı bir sona yöneldiği düşünülebilir ancak filmin sonu aslında çok daha Fight Club'ımsı...
Aslında motel ve motelde olanlara tanıklık eden tüm insanlar ruh hastası Malcolm Rivers'ın zihnindedir. Rivers'ın "çoklu kişilik bozukluğu", kafasının içinde tam 10 adet ayrı şahsiyetin dolaşmasına tekabül etmektedir. Psikiyatr, savcı ve diğer yetkililer huzurunda Rivers'ın -katil kişiliği olmadığına inandıkları- John Cusack kişiliğini çağırıp onunla iletişim kurarlar. Bütün kişilikler katilin beyninde çocukluğundan bu yana bir simülasyon intizamıyla kendi münferit hayatlarını yaşadıkları için Cusack için de aynaya bakıp Rivers'ın suratını görmek tam bir şok olur. Psikiyatr Cusack'e durumu açıklar ve ona Rivers'ın beynindeki katil kişiliğin öldürülmesi sonucunda idamdan kurtulabileceğini- çünkü o altı cana kıyan kişilik de böylece yok edilmiş olacaktır- anlatır. Bu motel ve olanlar Rivers'ın bütün kişiliklerinin biraraya gelmeleri ve katil olan kişiliğini ortaya çıkması için psikiyatr'ın tertiplediği bir senaryodur. Cusack katil kişiliği bulup hayatına son vermek üzere motele geri döner...
"Kimlik", sinemaların yaz rehavetine kapıldığı şu dönemde, ilginç buluşlar içeren senaryosu ve kafa yormaya teşvik eden sahneleri ile dikkate değer bir yapım.
“Şişman” filminin yıldızı Pruit Taylor Vince'in yüzünü filmin ilk karelerinde, psikiyatr olduğunu tahmin ettiğimiz kişinin, masasına yaydığı dökümanlar -eski gazete kupürleri, incelediği kişiye ait olduğu belli olan günlük benzeri bir defter- üzerinde çalışıp bir yandan da hastasıyla yaptığı görüşmenin bant kaydını dinlerken baktığı bir gazetede görürüz. Ancak kare Vince'in, yine gazeteler vasıtasıyla 24 saat içerisinde idam edileceğini öğrendiğimiz katille nasıl bir ilişkisi olduğunu anlamamıza yetmez. Vince sadece bir kurban mı yoksa katilin kendisi midir? Yine filmin başında edindiğimiz bilgiler arasında katilin dehşet verici bir çocukluk geçirdiği de vardır. Bu bilgiler bize, insanlardan kötü çocukluğunun intikamını alan bir katille karşı karşıya olduğumuzu düşündürür. Katilin teypten duyduğumuz sesi bir çocuk tekerlemesi söylemektedir.
Katili mahkûm eden savcıya gece geç vakitte gelen bir telefon ile mahkumun deli olduğunu kanıtlayan bir defterin ele geçirildiğini ve bu konuda özel bir gece yarısı duruşması yapılacağı haber verilir. Mahkûm uyuşturulmuş ve duruşmanın yapılacağı salona nakledilmektedir. Bu haber savcının pek de hoşuna gitmez.
Sonraki sahnede yoğun yağmur altında, bomboş bir yolda arabalarıyla ilerlemekte olan tek çocuklu bir aile görürüz. Lastikleri patladığı için dururlar ve baba arabadan iner. Lastik tamir edilirken dışarıya çıkan anneye, ansızın nereden çıktığı belli olmayan bir araba çarpar. Arabanın şoförü bir Hollywood yıldızını sete yetiştirmeye çalışan John Cusack'tir. Zaten dikkatinin dağılıp kadına çarpmasına neden olan da bu kibirli, şımarık kadındır. Hep birlikte en yakın yerleşim birimi olan bir motele giderler. Yağıştan dolayı telefon çalışmamaktadır ve çevre yollara bağlanan bütün noktalar sel yüzünden kapanmıştır. Filmin bundan sonraki bölümü, hikâyedeki diğer kahramanların, olayların büyük bölümünün vuku bulacağı sözkonusu motele zorunlu olarak intikal edişine sahne olur. Artık filmdeki yaşam alanı aşağı yukarı belli olmuştur. Motelin bu geceki diğer sakinleri; motelin sarsak yöneticisi, sorunlu genç bir çift, genç ve güzel bir fahişe ve -işin en ilginç tarafı- arabasının arka koltuğundaki mahkûmu naklederken motele sığınmak zorunda kalan polis memuru Ray Liota'dır.
İlk olarak John Cusackin şoförlüğünü yaptığı bayan oyuncunun yağmur altında katledilişiyle birlikte filmin "kan" perdesi açılır. Kadının kafası motelin çamaşırhanesindeki bir çamaşır makinesinin içinde - bir oda anahtarıyla birlikte- bulunur. Ancak oda anahtarı suçlunun tuvalet lavabosuna kelepçeli olduğu odaya aittir!
Filmin ikinci yarısı, sayıları ilk başta 10 olan motel sakinlerinin birer birer öldürülmelerine sahne olmaktayken kameralar filmin başında gördüğümüz savcının da hazır bulunduğu bir toplantı odasına döner. Yine filmin başından tanıdığımız psikiyatr savcıya dört yıl önce bir cinnet anında altı cana kıyan katilin neden deli sayılması gerektiğini ve suçsuz olduğunu anlatırken mevzubahis katil eskortlar eşliğinde odaya getirilir. Ancak bu şahıs filmin başında bir gazetede resmini gördüğümüz "şişman" Pruit Taylor Vince'den başkası değildir! Peki öyleyse filmin başından beri tutulduğumuz enformasyon bombardımanı neticesinde ruh hastası katil olarak benimsediğimiz -Ray Liota'nın arabasıyla motele gelen- ve şımarık aktris ile başladığı katliama sorunlu çiftten erkek olanı ile devam eden iri yarı sarışın adam kimin nesidir?
Bu noktada filmdeki ilk kafa karışıklığını yaşarız. Akabinde savcının odasında edindiğimiz bilgiler bize katilin "çoklu kişilik bozukluğu" yaşadığını öğretmiştir ve bu, gerçek katilin belki de moteldeki diğer mahkûm olduğunu düşünmemize neden olur. Birkaç sahne sonra ise bu iri yarı sarışın şahsın da hunharca öldürüldüğünü görürüz. Öyleyse katil motelde sağ kalanlardan biri de olabilir. Bu teori ise sorunlu sevgililerden histerik bayanın bütün olanlara motelin yakınlarında bulunan Kızılderili mezarlarındaki ruhların neden olduğunu söylemesi ile çürümeye başlar. Ayrıca filmin başından beri ölen kişiler ile kaldıkları odalar arasında doğaüstü bir bağlantı da söz konusudur; ölenlerin oda numaraları geriye doğru saymaktadır. Bu ihtimal de zaten filmin başından beri -genç çiftin kaldığı odanın kapısının sertçe kapanması sonucunda "6" rakamının ters dönerek "9" haline gelmesi ve kameranın bunu açıkça göstermesi ya da kameranın moteldeki turistik "Kızılderili Mezarları" tabelasını görüntülemesi- ayrıntılarla desteklenmektedir.
Filmin kendileri için gizemini kaybetmesini istemeyenler lütfen yazının bundan sonrasını okumasınlar!
İzleyicinin ölümleri Kızılderili mezarlığı ile ilişkilendirmesini sağlayan detayların giderek artması ve sonunda devreye "gökten inme" güçler, -güdümlü, ölümcül yıldırımlar ve kapıların aniden kapanması- girmesi sonucunda oldukça "bu dünyada" geçen filmin birden Knight Shayamalan'ımsı bir sona yöneldiği düşünülebilir ancak filmin sonu aslında çok daha Fight Club'ımsı...
Aslında motel ve motelde olanlara tanıklık eden tüm insanlar ruh hastası Malcolm Rivers'ın zihnindedir. Rivers'ın "çoklu kişilik bozukluğu", kafasının içinde tam 10 adet ayrı şahsiyetin dolaşmasına tekabül etmektedir. Psikiyatr, savcı ve diğer yetkililer huzurunda Rivers'ın -katil kişiliği olmadığına inandıkları- John Cusack kişiliğini çağırıp onunla iletişim kurarlar. Bütün kişilikler katilin beyninde çocukluğundan bu yana bir simülasyon intizamıyla kendi münferit hayatlarını yaşadıkları için Cusack için de aynaya bakıp Rivers'ın suratını görmek tam bir şok olur. Psikiyatr Cusack'e durumu açıklar ve ona Rivers'ın beynindeki katil kişiliğin öldürülmesi sonucunda idamdan kurtulabileceğini- çünkü o altı cana kıyan kişilik de böylece yok edilmiş olacaktır- anlatır. Bu motel ve olanlar Rivers'ın bütün kişiliklerinin biraraya gelmeleri ve katil olan kişiliğini ortaya çıkması için psikiyatr'ın tertiplediği bir senaryodur. Cusack katil kişiliği bulup hayatına son vermek üzere motele geri döner...
"Kimlik", sinemaların yaz rehavetine kapıldığı şu dönemde, ilginç buluşlar içeren senaryosu ve kafa yormaya teşvik eden sahneleri ile dikkate değer bir yapım.Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

İtalyan İşi
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger







Seanslar
Fragman

