Beyazperdenin karizmatik öğretmenleri

Sinema.com 9 Mayıs 2003, Cuma 00:00
Bu hafta vizyona giren “İmparatorlar Kulübü” sinemanın sıkça ziyarete ettiği bir kurumun, okulun kapısını aralıyor ve yine karizmatik bir öğretmenle öğrencileri arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Biz de bu vesileyle, hem biraz eskilerden, hem de yakın dönemden, beyazperdede izlediğimiz karizmatik öğretmenleri hatırlayalım istedik.
“İmparatorlar Kulübü”, bir erkek okulunda geçiyor olması ve de sıradışı bir öğretmeni hikâyesinin merkezine almasıyla, ilk anda “Ölü Ozanlar Derneği”ni (“Dead Poet’s Society”) akla getirse de, filmin öğretmen-öğrenci ilişkisine bakışı, “Ölü Ozonlar Derneği”nden biraz farklı. Öykünün merkezinde yer alan öğretmen William Hundert (Kevin Kline), bir senatörün oğlu olan, sorunlu öğrencisi Sedgewick Bell’le arasını düzeltebilmek uğruna, davranış problemlerini çözdüğü Sedgewick’in puanını gizlice yükselterek, aslında üçüncü olduğu bilgi yarışmasını kazanıp, uzun süredir hazırlandığı yıl sonundaki tarih yarışmasına girmesini sağlar. Ancak Sedgewick’in finalde de kopya çekme hazırlığı içinde olduğunu fark edince, soruları son anda değiştirir ve yaptığı hatanın daha da büyümesini engellemiş olur. Ancak filmi asıl ilginç kılan yanı, öğretmenle öğrenci arasındaki hesaplaşmanın bu noktada bitmemesi ve seneler sonra, artık başarılı bir iş adamı olmuş olan Sedgewick’in sınıfını bir araya getirip, Bay Hundert’ten aynı yarışmayı tekrar etmesini istemesiyle farklı bir boyuta taşınıyor olması.
“İmparatorlar Kulübü”nde, Kevin Kline’ın karizmasından fazlasıyla nasibini alan William Hundert karakterini görünce, gerek yakın dönemden gerekse eskilerden, karizmatik öğretmen karakterlerinin damgasını vurduğu bazı filmleri hatırladık ve sizinle paylaşalım istedik. (Tabii ki burada, yaşamın her alanındaki öğreten kişi-öğrenen kişi ilişkisinden bahsetmiyoruz; skalamızı o kadar geniş tutarsak, “Karateci Çocuk”taki Miagi San’dan, “Matrix”in Morpheus’una kadar pek çok farklı durağı ziyaret etmek durumunda kalırdık ki bu, küçük çaplı bir yazının içinden çıkabileceği bir durum değil.) “Elveda Öğretmenim / Goodbye, Mr. Chips” ve Peter O’Toole (Mr. Chips)
1939 yapımı Robert Donat ile Greer Garson’un başrollerinde yer aldığı aynı adlı filmin müzikal olarak yeniden çevrimi olan “Goodbye Mr. Chips”, 1924 İngilteresi’nde yeni sınıfıyla iletişim kurmakta zorlanan ürkek bir öğretmen olan Mr. Chips’in yaşamından bir kesiti beyazperdeye taşıyordu. Mr. Chips, tatildeyken, eski bir öğrencisinin davetiyle gittiği bir müzikholde tanıştığı, eğitimsiz bir şarkıcı olan Clark’tan çok etkilenir. Bir sonraki durağı Pompei’de onunla yeniden karşılaşınca bunun basit bir etkilenme değil aşk olduğunu fark eder, Clark’ın da duygularına karşılık vermesiyle onunla evlenir. Bu durum, okulda pek hoş karşılanmasa da Mr. Chips’in aşkı için mücadele edeceğini göstermesiyle herkes durumu olduğu gibi kabul eder. Yılların geçmesine karşı, çiftin mutluluğu azalmamaktadır, Mr. Chips, Clark’ı kendi öğrencisiymiş gibi yetiştirirken, Clark da yaşam enerjisiyle, onun utangaç kabuğunu kırıp yaşama daha çok katılmasını sağlar. Tek sıkıntıları, çok istemesine rağmen, Mr. Chips’in bir türlü okul müdürlüğüne yükselememesidir. Bu esnada İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Clark, askerleri eğlendirerek moral vermek için orduya katılır. Bu esnada, Mr. Chips, okul müdürlüğüne atanır; ancak kendisiyle birlikte yıllardır bu anı beklemiş karısına müjdeyi veremez, çünkü Clark bir bombardıman sırasında ölmüştür. Özellikle, filmin finalinde emekli olan Mr. Chips’in hem okul yönetimiyle, hem de öğrencileriyle vedalaştığı, daha sonra benzeri filmler tarafından taklit edilecek, çok etkileyici ve ‘dokunaklı sahneleriyle hatırladığımız “Goodbye Mr. Chips”, başrol oyuncusu Peter O’Toole’a Oscar adaylığı getirmişti. “Sevgili Öğretmenim / To Sir, With Love” ve Sidney Poitier (Mark Thackeray)
1967 yapımı bu filmde, bir mühendis olan, ancak iş bulamadığı için, East End’de, İngiliz işçi sınıfı ailelerine mensup çocukların devam ettiği bir lisede öğretmenlik yapmaya başlayan Mark Thackeray, ‘sabrın sonu selamet’ mesajı veren öğretmen tipinin başarılı örneklerinden biri olarak hafızamıza kazınmıştı. Thackeray, ilk ders günlerinde, problemli tüm liseli gençler gibi, kendi sınıfının öğrenme ve düzgün davranma konusundaki isteksizliği karşısında, sabırlı olmaya çalışsa da zamanla bu sabrını kaybetmeye ve öğrencilerine bağırmaya başlıyordu. Ancak kısa sürede bunun yanlışlığını fark edip, ilk haline geri dönüyor ve adeta bir melek gibi, öğrencileriyle tek tek konuşarak, onların sorunlarına ilgi ve sabırla eğilerek sonunda istediği iletişimi kurmayı başarıyordu. Böylece öğrencileri alışkanlıklarından vazgeçip, öğrenmeyi sever hale getiren Thackeray rolünde Sidney Poitier harikalar yaratmış, film de, hem öğrencilerinin aşırı davranışlarını perdeye taşımada, dönemin sansür kurallarını zorlayan sıradışı anlatımı, hem de siyah sorunlarına değinen tavrıyla takdir toplamıştı. “Ölü Ozanlar Derneği / Dead Poets Society” ve Robin Williams (John Keating)
Bu dosyanın hazırlanmasında “İmparatorlar Kulubü” kadar (hatta ondan daha da fazla) “Ölü Ozanlar Derneği”nin etkisi olduğunu belirtmemiz lazım. Gerçekten, öyküsünü dramatik ve Hollywood kalıplarını uygulayan bir öykü olarak görseler bile, pek çok kişiye “karizmatik bir öğretmenin olduğu bir film söyle” diye sorduğumuzda aldığımız ilk cevap hep “Ölü Ozanlar Derneği” oldu. Bir zamanlar öğrenci sıralarında oturduğu Vermont’taki, ABD’nin en prestijli okullarından biri olan Welton Academy’ye genç bir edebiyat öğretmeni olarak geri dönen John Keating’in sıradışı eğitim anlayışıyla öğrencileri üzerinde müthiş bir etki kurmasını ve onların yeni ve farklı bir dünyayı keşfetmelerini sağlayışını konu alan 1989 yapımı film, her ne kadar merkezinde üç öğrenci yer alsa da, daha çok Robin Williams’ın sıradışı öğretmen portresiyle hatırlanıyor. Özellikle, “Goodbye Mr. Chips” gibi, tüm izleyicileri göz yaşlarına boğan finaliyle akıllarda yer eden “Ölü Ozanlar Derneği”nin gündeme oturduğu dönemde, orta dereceli okullarda, sıranın üzerine çıkıp “O Captain, My Captain” diyen öğrenci gruplarına sık sık rastlandığı rivayet edilir. “Sakıncalı Düşünceler / Dangerous Minds” ve Michelle Pfeiffer (LouAnne Johnson)
LouAnne Johnson’un gerçek deneyimlerini anlattığı “My Posse Don't Do Homework” adlı kitabından 1995 yılında uyarlanan “Dangerous Minds”, daha çok “To Sir, With Love”ınkine benzer bir çizgiden giden, problemli öğrencilerle onlarla iletişime geçmeye çalışan öğretmenin ilişkilerine odaklanan bir film. Deniz Kuvvetleri’nden ayrılmış eski bir asker olan LouAnne Johnson, genellikle göçmen ve zenci öğrencilerin devam ettiği bir okula öğretmen olarak atanması ve kendisine okulun en sorunlu öğrencilerinden oluşan bir sınıf vermesiyle, hayalindeki eğirim anlayışından çok farklı bir şey denemek zorunda kalır. Henüz ikinci dersinde, orduda edindiği karate bilgisini gösterip öğrencilerin gözünü az da olsa korkutur ve otoritenin kimde olduğunu onlara gösterir. Ancak asıl iş, yaşamları boyunca kaçtıkları eğitimin güzelliklerinin farkına varmalarını sağlamaktadır. Johnson’un aklında, bu işi başarmak için, daha önce denenmemiş bazı yöntemler vardır. Gerek öğrenci ve de öğretmen tiplemelerinde, gerekse öyküsünde, benzer filmlerin şablonlarını kullanan “Dangerous Minds” başrolde Michelle Pfeiffer gibi karizmatik bir oyuncunun yer almasıyla öne çıkıyordu. “Öykü Anlatımı / Storytelling” ve Mr. Scott (Robert Wisdom)
Son dönemde Amerikan bağımsız sinemasının yükselen isimlerinden biri olan Todd Solondz imzalı “Öykü Anlatımı”nı, 1. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde izlemiştik. Solondz’un, kendisine şöhreti getiren önceki iki filmi “Oyunevine Hoşgeldiniz” (“Wellcome to the Dollhouse”) ve “Mutluluk”la (“Happiness”) hesaplaşma niteliği taşıyan bu filmi ‘Fiction’ (Kurgu) ve ‘Non-Fiction’ (Gerçek) adlı iki bölümden oluşuyordu. Zenci edebiyat profesörüyle yaşadığı sarsıcı seks deneyimini öyküleştirip sınıfta okuduğunda, olayları abarttığı, gerçekçi olmadığı ve ırkçı davrandığı yolunda eleştirilen bir öğrencinin öyküsünü anlatsa da bu bölümünde, filmi izleyen herkesin aklına karizmasıyla ve ‘cool’luğuyla kazınan karakter zenci bir edebiyat profesörü “Mr. Scott” olmuştu. Özellikle sigara içişi ve bakışlarıyla öğrencilerini baştan çıkarıp seks fantezileri için kullanan “Mr. Scott”, bu dosyaya aldığımız filmlerdeki öğretmenlerin hepsinden farklı, marjinal bir noktada duruyor. “Wonder Boys” ve Michael Douglas (Grady Tripp)
En son “8 Mil” filmini izlediğimiz Curtis Hanson imzalı, 2000 yapımı “Wonder Boys”, ilk romanıyla epey bir sükse yapmış olan yazar ve edebiyat profesörü Grady Tripp’in orta yaş bunalımına girdiği dönemi konu alıyor. Karısıyla ayrılan, yeni sevgilisi hamile kalan, yedi yıldır üzerinden çalıştığı ikinci romanını bir türlü bitiremediği için yayıncısının soluğunu ensesinde hisseden, bir yandan da yetenekli ama sorunlu öğrencisi James Leer’la (Tobey Maguire) uğraşmak zorunda kalan Tripp’in birkaç gün içinde yaşadığı şeyler yaşamını oldukça değiştiriyordu. Özellikle, gündelik yaşamla edebşyat arasındaki benzerliğe dikkat çeken anlatımı ve merkezinde yer alan karizmatik öğretmen figürünü romantize etmeyen ya da kahramanlaştırmayan tavrıyla dikkat çeken film pek fazla ülkede vizyona girmese de, Bob Dylan imzalı “Times Have Changed” şarkısıyla ve Michael Douglas’ın olağanüstü doğallıktaki oyunculuğuyla akıllara kazındı bile.
“İmparatorlar Kulübü”nde, Kevin Kline’ın karizmasından fazlasıyla nasibini alan William Hundert karakterini görünce, gerek yakın dönemden gerekse eskilerden, karizmatik öğretmen karakterlerinin damgasını vurduğu bazı filmleri hatırladık ve sizinle paylaşalım istedik. (Tabii ki burada, yaşamın her alanındaki öğreten kişi-öğrenen kişi ilişkisinden bahsetmiyoruz; skalamızı o kadar geniş tutarsak, “Karateci Çocuk”taki Miagi San’dan, “Matrix”in Morpheus’una kadar pek çok farklı durağı ziyaret etmek durumunda kalırdık ki bu, küçük çaplı bir yazının içinden çıkabileceği bir durum değil.) “Elveda Öğretmenim / Goodbye, Mr. Chips” ve Peter O’Toole (Mr. Chips)
1939 yapımı Robert Donat ile Greer Garson’un başrollerinde yer aldığı aynı adlı filmin müzikal olarak yeniden çevrimi olan “Goodbye Mr. Chips”, 1924 İngilteresi’nde yeni sınıfıyla iletişim kurmakta zorlanan ürkek bir öğretmen olan Mr. Chips’in yaşamından bir kesiti beyazperdeye taşıyordu. Mr. Chips, tatildeyken, eski bir öğrencisinin davetiyle gittiği bir müzikholde tanıştığı, eğitimsiz bir şarkıcı olan Clark’tan çok etkilenir. Bir sonraki durağı Pompei’de onunla yeniden karşılaşınca bunun basit bir etkilenme değil aşk olduğunu fark eder, Clark’ın da duygularına karşılık vermesiyle onunla evlenir. Bu durum, okulda pek hoş karşılanmasa da Mr. Chips’in aşkı için mücadele edeceğini göstermesiyle herkes durumu olduğu gibi kabul eder. Yılların geçmesine karşı, çiftin mutluluğu azalmamaktadır, Mr. Chips, Clark’ı kendi öğrencisiymiş gibi yetiştirirken, Clark da yaşam enerjisiyle, onun utangaç kabuğunu kırıp yaşama daha çok katılmasını sağlar. Tek sıkıntıları, çok istemesine rağmen, Mr. Chips’in bir türlü okul müdürlüğüne yükselememesidir. Bu esnada İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Clark, askerleri eğlendirerek moral vermek için orduya katılır. Bu esnada, Mr. Chips, okul müdürlüğüne atanır; ancak kendisiyle birlikte yıllardır bu anı beklemiş karısına müjdeyi veremez, çünkü Clark bir bombardıman sırasında ölmüştür. Özellikle, filmin finalinde emekli olan Mr. Chips’in hem okul yönetimiyle, hem de öğrencileriyle vedalaştığı, daha sonra benzeri filmler tarafından taklit edilecek, çok etkileyici ve ‘dokunaklı sahneleriyle hatırladığımız “Goodbye Mr. Chips”, başrol oyuncusu Peter O’Toole’a Oscar adaylığı getirmişti. “Sevgili Öğretmenim / To Sir, With Love” ve Sidney Poitier (Mark Thackeray)
1967 yapımı bu filmde, bir mühendis olan, ancak iş bulamadığı için, East End’de, İngiliz işçi sınıfı ailelerine mensup çocukların devam ettiği bir lisede öğretmenlik yapmaya başlayan Mark Thackeray, ‘sabrın sonu selamet’ mesajı veren öğretmen tipinin başarılı örneklerinden biri olarak hafızamıza kazınmıştı. Thackeray, ilk ders günlerinde, problemli tüm liseli gençler gibi, kendi sınıfının öğrenme ve düzgün davranma konusundaki isteksizliği karşısında, sabırlı olmaya çalışsa da zamanla bu sabrını kaybetmeye ve öğrencilerine bağırmaya başlıyordu. Ancak kısa sürede bunun yanlışlığını fark edip, ilk haline geri dönüyor ve adeta bir melek gibi, öğrencileriyle tek tek konuşarak, onların sorunlarına ilgi ve sabırla eğilerek sonunda istediği iletişimi kurmayı başarıyordu. Böylece öğrencileri alışkanlıklarından vazgeçip, öğrenmeyi sever hale getiren Thackeray rolünde Sidney Poitier harikalar yaratmış, film de, hem öğrencilerinin aşırı davranışlarını perdeye taşımada, dönemin sansür kurallarını zorlayan sıradışı anlatımı, hem de siyah sorunlarına değinen tavrıyla takdir toplamıştı. “Ölü Ozanlar Derneği / Dead Poets Society” ve Robin Williams (John Keating)
Bu dosyanın hazırlanmasında “İmparatorlar Kulubü” kadar (hatta ondan daha da fazla) “Ölü Ozanlar Derneği”nin etkisi olduğunu belirtmemiz lazım. Gerçekten, öyküsünü dramatik ve Hollywood kalıplarını uygulayan bir öykü olarak görseler bile, pek çok kişiye “karizmatik bir öğretmenin olduğu bir film söyle” diye sorduğumuzda aldığımız ilk cevap hep “Ölü Ozanlar Derneği” oldu. Bir zamanlar öğrenci sıralarında oturduğu Vermont’taki, ABD’nin en prestijli okullarından biri olan Welton Academy’ye genç bir edebiyat öğretmeni olarak geri dönen John Keating’in sıradışı eğitim anlayışıyla öğrencileri üzerinde müthiş bir etki kurmasını ve onların yeni ve farklı bir dünyayı keşfetmelerini sağlayışını konu alan 1989 yapımı film, her ne kadar merkezinde üç öğrenci yer alsa da, daha çok Robin Williams’ın sıradışı öğretmen portresiyle hatırlanıyor. Özellikle, “Goodbye Mr. Chips” gibi, tüm izleyicileri göz yaşlarına boğan finaliyle akıllarda yer eden “Ölü Ozanlar Derneği”nin gündeme oturduğu dönemde, orta dereceli okullarda, sıranın üzerine çıkıp “O Captain, My Captain” diyen öğrenci gruplarına sık sık rastlandığı rivayet edilir. “Sakıncalı Düşünceler / Dangerous Minds” ve Michelle Pfeiffer (LouAnne Johnson)
LouAnne Johnson’un gerçek deneyimlerini anlattığı “My Posse Don't Do Homework” adlı kitabından 1995 yılında uyarlanan “Dangerous Minds”, daha çok “To Sir, With Love”ınkine benzer bir çizgiden giden, problemli öğrencilerle onlarla iletişime geçmeye çalışan öğretmenin ilişkilerine odaklanan bir film. Deniz Kuvvetleri’nden ayrılmış eski bir asker olan LouAnne Johnson, genellikle göçmen ve zenci öğrencilerin devam ettiği bir okula öğretmen olarak atanması ve kendisine okulun en sorunlu öğrencilerinden oluşan bir sınıf vermesiyle, hayalindeki eğirim anlayışından çok farklı bir şey denemek zorunda kalır. Henüz ikinci dersinde, orduda edindiği karate bilgisini gösterip öğrencilerin gözünü az da olsa korkutur ve otoritenin kimde olduğunu onlara gösterir. Ancak asıl iş, yaşamları boyunca kaçtıkları eğitimin güzelliklerinin farkına varmalarını sağlamaktadır. Johnson’un aklında, bu işi başarmak için, daha önce denenmemiş bazı yöntemler vardır. Gerek öğrenci ve de öğretmen tiplemelerinde, gerekse öyküsünde, benzer filmlerin şablonlarını kullanan “Dangerous Minds” başrolde Michelle Pfeiffer gibi karizmatik bir oyuncunun yer almasıyla öne çıkıyordu. “Öykü Anlatımı / Storytelling” ve Mr. Scott (Robert Wisdom)
Son dönemde Amerikan bağımsız sinemasının yükselen isimlerinden biri olan Todd Solondz imzalı “Öykü Anlatımı”nı, 1. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde izlemiştik. Solondz’un, kendisine şöhreti getiren önceki iki filmi “Oyunevine Hoşgeldiniz” (“Wellcome to the Dollhouse”) ve “Mutluluk”la (“Happiness”) hesaplaşma niteliği taşıyan bu filmi ‘Fiction’ (Kurgu) ve ‘Non-Fiction’ (Gerçek) adlı iki bölümden oluşuyordu. Zenci edebiyat profesörüyle yaşadığı sarsıcı seks deneyimini öyküleştirip sınıfta okuduğunda, olayları abarttığı, gerçekçi olmadığı ve ırkçı davrandığı yolunda eleştirilen bir öğrencinin öyküsünü anlatsa da bu bölümünde, filmi izleyen herkesin aklına karizmasıyla ve ‘cool’luğuyla kazınan karakter zenci bir edebiyat profesörü “Mr. Scott” olmuştu. Özellikle sigara içişi ve bakışlarıyla öğrencilerini baştan çıkarıp seks fantezileri için kullanan “Mr. Scott”, bu dosyaya aldığımız filmlerdeki öğretmenlerin hepsinden farklı, marjinal bir noktada duruyor. “Wonder Boys” ve Michael Douglas (Grady Tripp)
En son “8 Mil” filmini izlediğimiz Curtis Hanson imzalı, 2000 yapımı “Wonder Boys”, ilk romanıyla epey bir sükse yapmış olan yazar ve edebiyat profesörü Grady Tripp’in orta yaş bunalımına girdiği dönemi konu alıyor. Karısıyla ayrılan, yeni sevgilisi hamile kalan, yedi yıldır üzerinden çalıştığı ikinci romanını bir türlü bitiremediği için yayıncısının soluğunu ensesinde hisseden, bir yandan da yetenekli ama sorunlu öğrencisi James Leer’la (Tobey Maguire) uğraşmak zorunda kalan Tripp’in birkaç gün içinde yaşadığı şeyler yaşamını oldukça değiştiriyordu. Özellikle, gündelik yaşamla edebşyat arasındaki benzerliğe dikkat çeken anlatımı ve merkezinde yer alan karizmatik öğretmen figürünü romantize etmeyen ya da kahramanlaştırmayan tavrıyla dikkat çeken film pek fazla ülkede vizyona girmese de, Bob Dylan imzalı “Times Have Changed” şarkısıyla ve Michael Douglas’ın olağanüstü doğallıktaki oyunculuğuyla akıllara kazındı bile. Henüz kimse yorum yapmamış.
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba



Herbie: Tam Gaz (6 Ekim 2008 20:00 Star)
Lindsay Lohan, Michael Keaton, Matt Dillon ve Breckin Meyer'ın oynadığı "Herbie: Tam Gaz"adlı komedi filmi bu akşam 20:00'da Star ekranlarında...
Lindsay Lohan, Michael Keaton, Matt Dillon ve Breckin Meyer'ın oynadığı "Herbie: Tam Gaz"adlı komedi filmi bu akşam 20:00'da Star ekranlarında...

Dünya Ticaret Merkezi
Acı senin dostun; yaşıyorsun demektir.
Acı senin dostun; yaşıyorsun demektir.






Seanslar
Fragman
