Mutantlarla ikinci kez...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yapımı basından sır gibi saklanan “X-Men 2”, tüm dünyayla birlikte ülkemizde de vizyona giriyor. İlk filmi mutant dünyasını kurmaya ve karakterleri tanıtmaya adamış olan Bryan Singer, bu filmde öyküye daha fazla önem vermiş ve aksiyon musluğunu biraz daha fazla açmış.
“X-Men 2” de, son dönemin hit serileri “Yüzüklerin Efendisi”, “Harry Potter” ve yine bu ay içinde ikinci filmini izleyeceğimiz “Matrix” gibi yapmı aşamasında ser verilip sır verilemeyen filmlerden biri oldu. Her ne kadar, bu üç seri kadar büyük bir heyecanla beklenmese de, çizgiroman fanatiği, kemikleşmiş fanatik kitleyi göz ardı etmemek gerekiyor. Üstelik serinin 2000 yılında vizyona giren ilk filmi, son dönemde yapılan çizgiroman uyarlamalarının en başarılılarından biri olarak kabul edilirken.
Vizyon tarihine çok kısa bir zaman kala çeşitli fragmanlar ve fotoğraflarla, meraklı kitleyi bilgilendirmekten çok körüklemeyi amaçlayan bilgi tanecikleri etrafta uçuşmaya başladı. Tabii ki anında, fanatik camiada tartışmalar alevlendi. “İlk filmde merkezde olan Wolverine bu filmde daha mı az yer alıyor? ; Cyclops ilk filmdeki silikliğini aşıp hikâye içerisinde daha mı etkin bir hal alıyor? İlk filmdeki Toad ve Sabretooth, yalnızca bu ayakta mı yoklar, yoksa seriden toptan mı çekildiler? Nightcrawler hak ettiği karizmayla perdeye taşınabilmiş mi? Seksi kötü Lady Deathstrike ve Kitty Pride filme katkısı ne kadar olacak?” gibi envai çeşit sorular ortada uçuşmaya başladı. Ancak, her zaman olduğu gibi, sorulan sorular hep magazinel kategorisi altında toplanavilecek cinstendi. Kimse, ilk filmin bu kadar ses getirmesinde büyük katkısı olan, arka plana mutantların farklılığı üzerinden yerleştirilmiş ‘ötekilik’ temasının yeni filmde korunup korunmadığını, insanlarla mutantlar arasında ne tür gerilimler yaşanacağını merak etmiyordu.
Oysa “X-Men 2”ye dair ilk merak edilmesi gereken soru bu: “İlk filmde, öyküye verilen ağırlık bu filmde de korunuyor mu, yoksa aksiyon daha mı öne çıkıyor?” Aslında tek tek ve ayrı filmler olarak ele aldığınızda, serinin ilk filmindeki aksiyon dozunun “X-Men 2”den hissedilir şekilde az olduğu sonucuna varabilirsiniz. Ancak bu sonuca sarılmadan önce şunu unutmamak gerekiyor: X-Men, çizgiromanlar içinde en çetrefil olay örgüsüne ve karaktere sahip olan, kendine has dünyasının anlatılması, az zamanda yeninden yaratılması mümkün olmayan bir yapıya sahip. Dolayısıyla Biran Singer, çok başarılı bulduğumuz ilk filmde, bizi bu dünyanın içine sokmaya daha fazla vakit ayırmış, o dünyadaki karakterlerle, çizgiroman okuru olmayan izleyicilerin de bağ kurmalarını sağlamıştı. İkinci filmde, doğal olarak rahatlamış ve artık böyle bir misyon yüklenmemiş. Bu nedenle, çatışmaya dayalı mutant evreninin olmazsa olmazı adrenalin bu filmde biraz daha fazla salgılanıyor; dediğimiz gibi bu durumu ticari bir kaygı olmaktan çok, öykünün doğasının getirdiği bir sonuş olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
“X2”de ilk filmde yer alan tüm karakterler -Toad ve Sabretooth hariç- senaryodaki ağırlıkları değiştirilmiş de olsa korunmuş. Üstelik Nightcrawler, Lady Deathstrike ve b>Kitty Pride gibi fanatiklerin merakla beklediği yeni isimlerle karakter yapısı zenginleştirilmiş. İlk filmde kurulan evrene sadık kalan “X2”, ilkiyle bağlantısı olmayan, yepyeni bir hikâye anlatıyor. Filmin yeni teması, iki mutant jenerasyonunun insanlardan gelen bir tehdit üzerine bir araya gelmesi.
Birleşik Devletler başkanına yapılan bir suikastın ipuçları incelendiğinde, bu olayın arkasında bir mutantın olma ihtimali üzerinden durulmaya başlanır ve devlet anti-mutant bir operasyon başlatır. İşin ilginci, operasyonun başına eski bir ordu komutanı olan ve mutantlar üzerinde yaptığı deneylerle tanınan William Stryker’ın geçirilmesidir. Stryker, önce Xavier’in Yetenekli Gençler Enstitüsü'ne askeri bir operasyon düzenleyerek burayı ve bazı mutantları ele geçirir. Kaçabilenler, bir yandan Stryker’ın ısrarlı takibinden kurtulmaya, bir yandan da ırklarına yönelen bu müthiş tehdit karşısında, farklı mutant gruplarını birleştirmeye çalışmaktadırlar. Bugüne kadar karşılarına çıkan en büyük tehlikelerden biri olan Stryker’a, ne pahasına olsun karşı koyacaklardır.
Her ne kadar, öykünün ilk filmden bağımsız olduğunu söylesek de, az önce belirttiğimiz gibi, filmin yönetmeni Singer’ın bize X-Men evrenini yeninden tanıtma gibi bir derdi yok; dolayısıyla bu filmin tadını tam olarak çıkarabilmek için ilk filmi izlemiş olmak büyük önem taşıyor. Nitekim, öykünün arka planında yer alan bağlantılara da ancak bu şekilde tam olarak vakıf olabiliyorsunuz. Özellikle gizemli Wolverine karakterinin Stryker ve Lady Deathstrike’la olan bağı, kendisinin de hatırlamadıı geçmişini aydınlatmada önemli bir rol oynuyor. Benzer şekilde, insanların yok edilmesi gerektiğine inanan ve yıllar önce Prof. Xavier’le yollarını ayırmış olan Magneto’nun pek çok yerde Darth Vader’a benzetilen, iyilik-kötülük arasında gidip gelene karakterinin karanlık tarafıyla da filmin ana hikâyesinin dışında içli dışlı olmak mümkün.
Ancak yazının başında da belirttiğimiz gibi, filmi tarihsel açıdan önemli bir noktaya taşıyan, farklı okumaları mümkün kılan senaryosu sayesinde, ‘önyargı, ‘yabancı korkusu’, ‘güç’ , ‘iyilik-kötülük’, ‘ötekilik’ gibi kavramlarla ilişkilendirebilmesi ve farklı çağrışımlara imkan vermesi. Nitekin “X2”de ayyuka çıktığı söylenen anti-mutant histeriyi, içinde bulunduğumuz bağlamda 11 Eylülün yansımaları, Amerikan emperyalizminin yeninden dişini göstermesi gibi yeni oluşmakta olan toplumsal korkular üzerinden yapılan değerlendirmeler, daha film vizyona girmeden başladı. İyisi mi, “X-Men 2”ye gitmeden önce ne yapıp edin, görmediyseniz bir şekilde ilk filmiz de izlemeye çalışın. Böylece kendinize, basit bir aksiyon filminin ötesinde bir film izleme şansını sunmuş olacaksınız.
Vizyon tarihine çok kısa bir zaman kala çeşitli fragmanlar ve fotoğraflarla, meraklı kitleyi bilgilendirmekten çok körüklemeyi amaçlayan bilgi tanecikleri etrafta uçuşmaya başladı. Tabii ki anında, fanatik camiada tartışmalar alevlendi. “İlk filmde merkezde olan Wolverine bu filmde daha mı az yer alıyor? ; Cyclops ilk filmdeki silikliğini aşıp hikâye içerisinde daha mı etkin bir hal alıyor? İlk filmdeki Toad ve Sabretooth, yalnızca bu ayakta mı yoklar, yoksa seriden toptan mı çekildiler? Nightcrawler hak ettiği karizmayla perdeye taşınabilmiş mi? Seksi kötü Lady Deathstrike ve Kitty Pride filme katkısı ne kadar olacak?” gibi envai çeşit sorular ortada uçuşmaya başladı. Ancak, her zaman olduğu gibi, sorulan sorular hep magazinel kategorisi altında toplanavilecek cinstendi. Kimse, ilk filmin bu kadar ses getirmesinde büyük katkısı olan, arka plana mutantların farklılığı üzerinden yerleştirilmiş ‘ötekilik’ temasının yeni filmde korunup korunmadığını, insanlarla mutantlar arasında ne tür gerilimler yaşanacağını merak etmiyordu.
Oysa “X-Men 2”ye dair ilk merak edilmesi gereken soru bu: “İlk filmde, öyküye verilen ağırlık bu filmde de korunuyor mu, yoksa aksiyon daha mı öne çıkıyor?” Aslında tek tek ve ayrı filmler olarak ele aldığınızda, serinin ilk filmindeki aksiyon dozunun “X-Men 2”den hissedilir şekilde az olduğu sonucuna varabilirsiniz. Ancak bu sonuca sarılmadan önce şunu unutmamak gerekiyor: X-Men, çizgiromanlar içinde en çetrefil olay örgüsüne ve karaktere sahip olan, kendine has dünyasının anlatılması, az zamanda yeninden yaratılması mümkün olmayan bir yapıya sahip. Dolayısıyla Biran Singer, çok başarılı bulduğumuz ilk filmde, bizi bu dünyanın içine sokmaya daha fazla vakit ayırmış, o dünyadaki karakterlerle, çizgiroman okuru olmayan izleyicilerin de bağ kurmalarını sağlamıştı. İkinci filmde, doğal olarak rahatlamış ve artık böyle bir misyon yüklenmemiş. Bu nedenle, çatışmaya dayalı mutant evreninin olmazsa olmazı adrenalin bu filmde biraz daha fazla salgılanıyor; dediğimiz gibi bu durumu ticari bir kaygı olmaktan çok, öykünün doğasının getirdiği bir sonuş olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
“X2”de ilk filmde yer alan tüm karakterler -Toad ve Sabretooth hariç- senaryodaki ağırlıkları değiştirilmiş de olsa korunmuş. Üstelik Nightcrawler, Lady Deathstrike ve b>Kitty Pride gibi fanatiklerin merakla beklediği yeni isimlerle karakter yapısı zenginleştirilmiş. İlk filmde kurulan evrene sadık kalan “X2”, ilkiyle bağlantısı olmayan, yepyeni bir hikâye anlatıyor. Filmin yeni teması, iki mutant jenerasyonunun insanlardan gelen bir tehdit üzerine bir araya gelmesi.
Birleşik Devletler başkanına yapılan bir suikastın ipuçları incelendiğinde, bu olayın arkasında bir mutantın olma ihtimali üzerinden durulmaya başlanır ve devlet anti-mutant bir operasyon başlatır. İşin ilginci, operasyonun başına eski bir ordu komutanı olan ve mutantlar üzerinde yaptığı deneylerle tanınan William Stryker’ın geçirilmesidir. Stryker, önce Xavier’in Yetenekli Gençler Enstitüsü'ne askeri bir operasyon düzenleyerek burayı ve bazı mutantları ele geçirir. Kaçabilenler, bir yandan Stryker’ın ısrarlı takibinden kurtulmaya, bir yandan da ırklarına yönelen bu müthiş tehdit karşısında, farklı mutant gruplarını birleştirmeye çalışmaktadırlar. Bugüne kadar karşılarına çıkan en büyük tehlikelerden biri olan Stryker’a, ne pahasına olsun karşı koyacaklardır.
Her ne kadar, öykünün ilk filmden bağımsız olduğunu söylesek de, az önce belirttiğimiz gibi, filmin yönetmeni Singer’ın bize X-Men evrenini yeninden tanıtma gibi bir derdi yok; dolayısıyla bu filmin tadını tam olarak çıkarabilmek için ilk filmi izlemiş olmak büyük önem taşıyor. Nitekim, öykünün arka planında yer alan bağlantılara da ancak bu şekilde tam olarak vakıf olabiliyorsunuz. Özellikle gizemli Wolverine karakterinin Stryker ve Lady Deathstrike’la olan bağı, kendisinin de hatırlamadıı geçmişini aydınlatmada önemli bir rol oynuyor. Benzer şekilde, insanların yok edilmesi gerektiğine inanan ve yıllar önce Prof. Xavier’le yollarını ayırmış olan Magneto’nun pek çok yerde Darth Vader’a benzetilen, iyilik-kötülük arasında gidip gelene karakterinin karanlık tarafıyla da filmin ana hikâyesinin dışında içli dışlı olmak mümkün.
Ancak yazının başında da belirttiğimiz gibi, filmi tarihsel açıdan önemli bir noktaya taşıyan, farklı okumaları mümkün kılan senaryosu sayesinde, ‘önyargı, ‘yabancı korkusu’, ‘güç’ , ‘iyilik-kötülük’, ‘ötekilik’ gibi kavramlarla ilişkilendirebilmesi ve farklı çağrışımlara imkan vermesi. Nitekin “X2”de ayyuka çıktığı söylenen anti-mutant histeriyi, içinde bulunduğumuz bağlamda 11 Eylülün yansımaları, Amerikan emperyalizminin yeninden dişini göstermesi gibi yeni oluşmakta olan toplumsal korkular üzerinden yapılan değerlendirmeler, daha film vizyona girmeden başladı. İyisi mi, “X-Men 2”ye gitmeden önce ne yapıp edin, görmediyseniz bir şekilde ilk filmiz de izlemeye çalışın. Böylece kendinize, basit bir aksiyon filminin ötesinde bir film izleme şansını sunmuş olacaksınız.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba



Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...

Arizona Rüyası
Bir balık asla düşünmez çünkü balıklar herşeyi bilir.
Bir balık asla düşünmez çünkü balıklar herşeyi bilir.






Seanslar
Fragman
