
Filmin konusu gerçek bir klişe üzerine kurulu: Birbirine her şeyiyle zıt iki adam ölüm döşeğinde buluşurlar. Zıt kutupların çekiciliği! Biri zengin, biri fakir. Birisi uçarı ve kaprisli, diğeri olgun ve bilge. Biri yalnız, biri aile babası. Biri hayatını aile değerleri üzerine kurmuş, biri başarı ve para üzerine. İkisi de diğerinin hayatının eksikliğini duyuyor. Edward'ın çok parası var, aklına eseni yapabilecek kadar çok. Carter ise hayatı boyunca aklındaki hiçbir şeyi yapmaya fırsat bulamamış. İşte 'ölmeden önce yapmayı istediğim şeyler listesi' böyle çıkıyor ortaya. Filmin hiçbir şeyinde orijinallik olmadığı gibi, Edward ve Carter'ın ölmeden önce yapmak istedikleri de ilk akla gelecek şeyler de oldukça sıkıcı: Hava dalışı yapmak, dünyayı gezmek, bütün bunları yaptıktan sonra para saadet getirmez klişesine toslayıp ailelerine dönmek, hayatın anlamını dostluk, sevgi ve bağlılıkta bulmak...
Filmin en can sıkıcı yanı da yoğun bir mesaj kaygısı taşıması. Dünyayı gezerken duraklar arasında bulunan muhtelif 'mezarlar' (piramitler, Tac Mahal, vs...) Carter ve Edward'a hayat ve ölüm başlıklı sohbetleri için mükemmel birer fon oluşturuyor. Ancak film nihayetinde 'dolu dolu yaşamak için dünyanın yedi harikasını görmeniz gerekmez, hayatı dolduran ailedir' ya da ona benzer bir şey demeye çalıştığı için, bu dünyayı gezerek aklına eseni yapma kısmını bir çeşit plan sekans havasında geçiştirmeye kalkmış. Kah Jack Nicholson binlerce metre yüksekten atlarken ödü kopan Morgan Freeman'a takılıyor, kâh kiraladıkları pistte araba yarışı yaparken Freeman Nicholson'a sataşıyor; kâh Paris'de baş başa bir yemekte, kâh Morgan Freeman Nicholson'ı kucaklamış neşeyle dönüyorlar... (Tamam bu sonuncusunu ben ekledim ama kabul edelim yoğun tahrik var.) Sorun şu ki, bu plan sekans filmin yaklaşık üçte biri. Film bir yandan izleyiciye bir hastane odasındaki iki yaşlı adamın homurdanmalarından daha çekici geleceği kesin olan bu 'çocuklar gibi şendik' bölümünü geçiştirirken, bir yandan da görsel olarak satmak için elinden geldiğince süslüyor. Serde o kadar prodüksiyon masrafı var... Dolayısıyla sonunda beklenmedik derecede parlak bir şekilde mevzuyu bağlasa da filmin kullandığı onca kalıbın yanı sıra dengesiz ve tutarsız olmak gibi bir problemi de var. Dengesiz ve tutarsız demişken... Artık hepimiz neden Jack Nicholson'ın sürekli deli adamları oynadığını biliyoruz değil mi? Bilmeyenler için söyleyeyim, çünkü kendisi de normal bir insan değil. Bu durum maalesef giderek daha fazla oyunculuğunu etkiliyor. Ben şöyle olduğunu tahmin ediyorum. Bir gün sete geliyor, keyfi çok yerinde ve gerçekten inanılmaz oynuyor, tüm ruhuyla, herkesi hayran bırakarak. Ertesi gün canı sıkkın, kahvesini getiren çocuğa kızmış, bir an önce işini bitirip gitmek istiyor ve "serçe parmağımla da oynasam olur, çünkü ben Jack Nicholson'ım ve bunların çok üzerindeyim" oyunculuğuyla o günü geçiştiriyor. Yani tam da oynadığı Edward karakteri gibi... Zaten senaryoyu okuyunca Morgan Freeman ve filmin yönetmeni Rob Reiner'ın aklına Edward rolü için ilk olarak Jack Nicholson'ın adı gelmiş. Filmin tanıtımıyla ilgili okuyacağınız tüm kaynaklarda bu not mutlaka düşülmüş. Neden acaba? Ya da biz giderek yaşlı ve huysuz bir adam olan Jack Nicholson'ı yaşlı ve huysuz adam rolleri dışında izleyemeyecek miyiz? Bu kadar muhteşem bir oyuncunun kendi yarattığı bir klişeye dönüşmesi bence çok üzücü. Morgan Freeman'sa her zamanki gibi efendi efendi oynuyor. Hayranları hayal kırıklığına uğramayacaktır. Yani filmin elbette belli bir standardı var. Yönetmen koltuğunda da zaten 'belli bir standardı olan filmlerin' yönetmeni Rob Reiner oturuyor. Son olarak kalburüstü bir romantik komedi olan "Gerçek Dedikodu" ("Rumor Has It", 2005) filmini izlemiştik. "Ya Şimdi Ya Asla"nın da kalburüstü bir romantik komedi olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar tür konvansiyonlarının biraz dışında işlese de...
Bir de söylemeden geçemeyeceğim. Dilerseniz, filmin resmi sitesindeki linki tıklayarak, kendi 'bucket' listenizi oluşturacağınız bir Facebook uygulaması indirebiliyorsunuz.
Kimler izlemeli?
Kimler izlemeli?


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Travis Bickle: Aklımda bazı kötü fikirler var.








Seanslar
Fragman


