
"Duvara Karşı"nın büyük başarısından sonra uzun süre ne yapacağını bilemediğini, araya giren "İstanbul Hatırası"nın kendisini rahatlattığını ve pek çok yolculuk yaparak yeni filminde ele almak istediği meselelerin, hislerin izini sürdüğü Fatih Akın'ın yeni filminden önce izleyicilere şu mesajı iletiyor:
"Yaşamın Kıyısında" bana göre "Duvara Karşı"nın ("Gegen die Wand") felsefi ve politik anlamda devamıdır. "Duvara Karşı"nın çekimleri bittiğinde 29 yaşındaydım, bugün 32 yaşındayım ve bir oğlum var. Cannes Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptım, dünyayı filmimle gezdim, şimdi işlemek istediğim birçok şey yaşadım ve gördüm.
"Yaşamın Kıyısında" son üç yılın izlenimlerini konu alıyor. Dünya politikasında olanları –11 Eylül 2001 ve bunun sonrasında- dünyayı saran korkudan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması tartışmalarına kadar olanları kendi tarzımla ele alıyorum. Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili kişisel fikrim "Evet, hemen şimdi" ile "Hayır, üye olmasa daha iyi" arasında gidip geldi. Olumsuz tavrım beynimde topladığım sol fikirlerle ilgili. Şöyle ki, "AB emperyalist bir oluşumdur" ya da "AB'nin amacı ekonomik ve kültürel küreselleşmeyi sağlamaktır" gibi argümanlar ağır bastı.
Bugün biliyorum ki, Türkiye'de yüzde yüz uygar bir toplum, önkoşulsuz insan hakları, ekoloji bilinci ve fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim sistemine, AB olmaksızın kavuşmak uzak bir hayal.
Türkiye ile AB'nin ilişkisini bana sanki iki insan arasındaki zorlu bir aşk ilişkisi gibi geliyor. Ayten ve Lotte'nin, Ayten ve Susanne'nin, Nejat'ın, Ali ve Yeter'in karşılaşmaları, bu tuhaf bilateral ilişkiye örnek olabilir. Anahtar kelime affetmektir. Çünkü affetmek aynı zamanda karşındakini hatalarıyla kabul etmektir.
Filmin şiirselliği benim kişisel gelişimimle ilgilidir. Bununla birlikte yeni keşfettiğim Latin Amerika sinemasının ve yapımcılarının bugünkü düşüncelerimde büyük bir rolü olmuştur. "Amores Perros" ve "21 Gram" gibi muhteşem filmlerin yazarı Guillermo Arriga, bana ilham verdi. Sinematografik bakış açımı değiştirdi. Hem "Y Tu Mama Tambien" hem de "Motorcycle Diaries" bana politik, gelenekçi olmayan sinemanın tüm dünyada değerlendirilebilir olduğunu gösterdi.
Oğlumun doğumu bana hayat ve ölüm hakkında düşünme imkânı verdi. Şuna kuvvetle inanıyorum ki, bebeklerin geldiği yer, öldükten sonra gideceğimiz yerdir.
Ölüm hakkında pozitif bir film çekme fikri çok hoşuma gidiyor. Rüyada ölüm değişikliğe delalettir. Yeni bir hayata geçiş, bir metamorfozdur. Birçok kültürde ölüm kötü ve negatif bir şey olarak görülmenin tersine, umudu temsil etmektedir.
Benim hikâyem ölümün nasıl karmaşık dramlar ve aslında çözülemeyen çatışmalar yarattığının göstergesidir.
Tüm bu felsefi ve politik fikirlerden gerilimli, keyifli ve değerlendirilebilir bir sinema filmi yapmak istedim.
Sanırım bu mümkün.


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Herkes hak ettiğini mi yaşıyor süpermen? Bak şu ışıklara, bak şu ışıltıya, bak şu paranın insanı insan yaptığı yerlere… hepsi hak edilerek mi kazanılmış ve yaşanıyor? Uyan süpermen, daha uçucan!







Seanslar
Fragman


