Hayalet Dalgalar
Sinema.com 26 Temmuz 2007, Perşembe 00:00
Geçtiğimiz hafta vizyona giren Hayalet Dalgalar (Invisible Waves) filminin yönetmeni Pen- Ek Ratanaruang filmi ile ilgili ilginç ayrıntıları ve merak edilenleri bu röpörtajda anlatıyor.

Hayalet Dalgalar

Hollywood Reporter’a göre ancak Jacques Tati’nin yaptığı bir gangster gerilimi böyle olurdu.

Evrendeki Son Yaşam’ın devamı niteliğindeki bu kasvetli ve şiddetli psikolojik gerilim, filmini “bir David Lynch yapıtından alınma bi’şey” diye tanımlayan Ratanaruang’ı görüntü yönetmeni Christopher Doyle ve Japon oyuncu Tadanobu Asano ile yeniden bir araya getiriyor.

Asano’nun canlandırdığı Japon aşçıbaşı, patronunun eşini öldürmekle suçlanırken; soluğu bir gezinti gemisinde alır. Gemide garip şeyler olmaya başlayacak, aşçıbaşı tuhaf kişilerle arkadaşlık kuracaktır. Bunlar arasında uzun zamandır kayıplara karışmış babası olabileceğini düşündüğü biri ve onu öldürmek için tutulmuş bir tetikçi de vardır.

Bu filmi çekerken bir sinemacı olarak neleri başarmayı umuyordunuz?

İlk olarak sanırsam bu sefer para kazanmakta hedeflerim içindeydi. Benim için sinema bir yolculuk gibi. Bir yere film çekmeye giderken o yerin bütün dokuları bana da işlenir. Düşüncelerim, fikirlerim buna göre şekillenir ve filmlerimde böyle oluşur. Zaten bir yere giderken bu yolculuğa çıkmaktan hep mutlu olmuşumdur.

Bu filminiz bir önceki filminizin devamı olarak anlaşılabilirmi? Last Life in the Universe’de de ana karakterimiz kaderle savrulup duruyordu.

Ben filmi yaparken bir devam filmi niteliğinde düşünmedim. Evet eski kadroyla aynen yola devam ediyorduk ama bunun sebebi çok iyi bir sinerji yakaladığımız düşünmemizdir. Bizlerde bunun üzerine gidip iyi işler çıkartabileceğimizi anladık. Ama illa kader yüzünden hayatı sürekli değişen bir adam var dersek bu aslında benim bütün filmlerimde olan bir durum. Wawes’i çekerken kafamda daha çok bir ‘film noir’ havası yakalamak vardı ama film bittiğinde bunu ne kadar başardım bilemiyorum.

Wawes kariyerinizdeki en karanlık film olarak geçebilir. Karakterler, hikaye anlatımı kullandığınız stil hep bunu gösteriyor.

İşin aslına bakarsanız bu filmin o kadar karanlık olmasını istememiştim. Ancak bu filmi çekerken o kadar sıkıcı şeyler geldi ki başıma. Senaryomuz hazırdı ama parasal sıkıntılar çekiyorduk, o sorunu halledince bütün ekibi toparlamak çok zaman aldı. Bütün bu etkenler filme yansıdı istemeden.

Film bir gerilim filmi değil, daha çok bir aşk filmi ya da drama havasında. Hikaye anlatımı yönünden içinde her şeyi taşıyan bir havası var.

Hikâye kendini cezalandırmayı anlatıyor. Suçluluk duygusu üzerinde çok durdum galiba bunun sebebi benim sürekli suçluluk duymam. Bir yönetmen olarak bencil olmanız normal. Sonuçta herkes sizin adınıza çalışır. İstediğiniz senaryo elinize gelir, istediğiniz mekanlarda çekim yaparsınız. Bütün bunlar bazen beni suçluluk duygusuna itiyor. Karakterlerimde bu suçluluk duygusunu benimkiyle beraber üst düzeye çıkartıyorum.

Önceki filmlerinizde kadın karakterler her zaman olayların bir parçası bütünü olmuş durumda. Wawe’de kadın karakter daha bağımsız bir figür çiziyor.Bunun sebebi nedir?

Ben karakterlerimi oluştururken kadın, erkek olarak ayırmıyorum. Yani bir kadının nasıl düşündüğünü çözmeye çalışarak kafa yormuyorum. Daha önce Clint Eastwood filmlerindeki gibi karakterlerim olsun istiyordum. Maço erkekler. Ancak filmlerime baktığınızda maço diyebileceğimiz bir karakter bile filmin sonunda kadın karakterine daha çok bürünmüş olabiliyor.

Çekimlerinizi bir kısmı Hon kong, Fuket gibi yerlerde yaptınız. Bu yerlerin filminize bir etkisi oldu mu?

Oldukça çok. İlk üç filmimi çok geleneksel bir şekilde çektim. Senaryo ile aradığım görüntüleri birleştiriyordum ve bu görüntülere uygun mekânlar arıyordum. Sürecin tamamen merkezindeki adam bendim. Wawe’de ise daha çok dinlemeyi denedim. Kafamda kurduğum görüntülerden daha fazlasını aradım. Hatta bulduğum mekanlardan çok fazla etkilenip senaryoda bile değişiklikler yaptığım oldu.

Hiç yaptığınız bir filmin size tecrübe kazandırmadığına veya zaman kaybına uğradığınızı düşündünüz mü?

Sürekli bu şekilde hissettiğim oluyor! Ben merakımdan dolayı film yapan bir adamım. Film yapmaya kafamda oturmuş fikirlerle başladım. Kafamda filmi tamamen oturtarak temiz bir imge hiçbir zaman göremedim. Böyle olunca da kendimden emin olamıyorum ve boşa kürek çekiyormuşum gibi geliyor. Ancak işin tuhaf kısmı başka türlü film yapmasını da bilmiyorum. İnsanlar benim filmlerime yüksek miktarda para yatırıyorlar ve filmlerimin satması önemli bir hale geliyor. Bu insanları da kendi iç çekişmelerim yüzünden hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com