Jon Keeyes hakkında ne biliyorsunuz?
Sinema.com 20 Temmuz 2007, Cuma 00:00

Ülkemizde Tamer Karadağlı, Deniz Akkaya, Yelda Reynaud, Michael Madsen gibi isimlerin rol aldığı "Ölümle Dans" ("Living and Dying") adlı filmiyle adını duyuran ABD'li bağımsız sinemacı John Keeyes, Mehmet Günsür ve Dominique Swain'nın başrolleri paylaştığı Dehşet Gecesi (Fall Down Dead) ile tekrardan karşımızda. Yönetmenin filmden ayrıntılar, gelecek projeleri ve Ölümle Dans ile ilgili de konuştuğu bir röpörtajını yayınlıyoruz.

Jon Dehşet Gecesi filminde hem yapımcı hem yazar hem de yönetmensin. Aslında film yapımında bütün aşamalarda yer almışsın. Son dönemlerdeki çalışmalarından biraz bahseder misin?

İşin aslı daha çok taze iki film bitirdik. İlk olarak ‘Living and Dying’ ki bu film benim korku-gerilim tarzından uzaklaşmam için çok iyi oldu. Korku türüne geri dönmem ise çok uzun zaman almadı, ‘Living and Dying’ bana ihtiyacım olan uzaklaşmayı sağlamıştı ve böylece ‘Fall down dead’ filmini çektim.

‘Fall Down Dead’ (Dehşet Gecesi) hakkında konuşmak istiyorum. Bu filmde korku türünde tanınmış isimlerle çalıştınız. Bunlardan bazıları Udo Kier, David Carradine idi. Onlarla çalışmak nasıldı?

Mükemmeldi, mükemmel olduğu kadar da eğlenceliydi. Udo setteki en büyük neşe kaynağı, kendisi benim ilk filmim olan American Nightmare’de de oynamıştı ve ilk defa orda  tanışmıştık. Zaten kendisinin büyük hayranıydım, son filmimde de tam ona uygun bir rol vardı, ben de onu ekibe kattım.
Eğlenceli insanlar olmaları bir yana deneyimleri işimizi gerçekten çok kolaylaştırıyor. Tecrübelerini iyi kullanarak bir çok çekimi daha rahat ve güzel yapmamızı sağlıyorlar, bir iş  yapılacağı zaman hemen ciddileşip onu en güzel şekilde yapmak için uğraşıyorlar.

Peki bize biraz da ‘Fall Down Dead’ (Dehşet Gecesi) filminden bahseder misin?

Aslına bakarsanız bu filmin ilk projeleri 3-4 yıl önce başladı. Çekimlerini Kanada’da yapacaktık ve Kanadalı bir yazarla birlikte yazacaktık. Kısa sürede bu proje suya düştü ancak yasal haklarına sahip olduk. Hikayede temel olarak büyük bir şehirde yeni bir katil ortaya çıkıyor ve yöntemlerinden dolayı basın ona ‘Picasso Killer’ lakabını takıyor. Katil kendisini bir sanatçı olarak nitelendiriyor ve Picasso’dan bile üstün görüyor. Film bir noktadan sonra tam bir kedi-fare kovalamacasına dönüyor ve o zaman asıl filmin temposu artıyor.

Çok güzel, istersen biraz da ‘Living and Dying’ (Ölümle Dans) dan konuşalım.

Aslında bu filmin senaryosu çok önceden yazılmıştı ama zamanla üzerinden geçe geçe daha da olgunlaştı ve şimdiki halini aldı. Çok kısa bir bahsedeyim hemen. Dört banka soyguncusu soygun için bir döviz bürosuna girerler ancak çıktıklarında polis etraflarını sarmıştır. Bunun üzerine büyük bir silahlı çatışma çıkar ve soygunlucalar kendilerini karşı kaldırımdaki kafeye atar. Kafedeki herkesi rehin alan soyguncular beklemedikleri bir sürprizle karşılaşırlar. Kafenin müşterilerinden ikisi masaları ters çevirip soygunculara silah çekerler ve olay tam bir yılan hikâyesine döner. Polis soyguncularla nasıl başa çıkacağını düşünürken, soyguncular da kendilerine silah çeken psikopatlarla nasıl başa çıkacaklarını çözmeye çalışırlar. 12 saatlik bir serüveni anlatan filmde karakterlerin değişimi benim için çok önemli. Filmin başında karakterler çok klasik gözükse de sonunda tamamen değişmiş oluyor.

Gerçekten de heyecan verici! Sizin sitenizi ziyaret ederek filmin fragmanını izleme fırsatı yakaladım ve bana aksiyon hiç azalmıyormuş  gibi geldi!

Daha filmin en başında polisler ve banka soyguncuları arasında çok sıkı bir aksiyon sahnesi var. Filmin sonunda da ona benzer harekeli bir sahne yer alıyor. 18 farklı model silah aynı anda ateşlenince çok güzel görüntüler yakaladık.

Peki yakında ne gibi çalışmalarınız olacak?

Şu anda iki filme birden çalışıyoruz. Tamamen kesinleştirilmiş bir şey yok ama Debbie Rochon ile ‘American Nightmare-2’ üzerine planlarımız var. Çok kısa bir zaman önce senaryonun kabasını bitirdik ve bir fikir sahibi olmaları için yapımcı şirketlere gönderdik. Diğer bir projemiz ise bir vampir filmi olan ‘Blood Walkers’. From Dusk Till Dawn havasında geçmesini istediğim film serseri vampirlerin bir barı basmaları anlatıyor.

Her ikisi de kulağa çok hoş geliyor. Siz Debbie Rochon ile uzun zamandır çalışıyorsunuz pek çok projeye beraber imza attınız. Onunla çalışmak nasıl?

Debbie müthiş bir kadındır! Hem oyunculuk hem de film yapımcılığına yeteneği olan nadir insanlardan biri. Onunla gazetecilik zamanlarımda tanıştım, hatta yaptığım ilk röportaj onunlaydı. Zamanla görüşmeye devam ettik ve arkadaş olduk. Oyunculuğunu çok beğeniyordum ve American Nightmare’yi çekerken ona katili oynaması için teklif götürdüm, o da kabul etti. Debbie’nin en güzel tarafı hislerinin çok kuvvetli olması ve karşı tarafın ne istediğini çok iyi anlamasıdır, o yüzden onunla anlaşırken hiçbir sorun yaşamam. Yaptığım işi daha da güzelleştirmek konusunda ondan iyisi yok benim için.

Bir çok aktör ve aktrisle çalıştığınızı biliyorum ancak en sık çalıştıklarınızdan biri Brandy Little, acaba yeni projelerinizde de bulunacak mı?

Brandy ile çektiğim dört filmde çalıştık. Kendisi Living&Dying için seçmelere gelmişti. Tabii bu film benim için çok yeni bir adımdı, daha büyük bir bütçeyle çalışıyordum ve tamamen farklı bir film çekiyordum. Filmde oynadığı rolle alakası olmayan bir rol için seçmelere katılırken onu yapımcılar da o kadar beğendi ki kafede ki bir anne rolünü verdik ve bu role çok güzel adapte olup çok iyi iş çıkardı.

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Lagerfeld Sırları
Ciddi olmak gerekir ama bunu başkalarına anlatmanıza gerek yok.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com