"Cinayet Gecesi": Hafif bir cinayet!
K. D. Yılmaz 18 Mayıs 2007, Cuma 00:00
Başrolünde yer alan, farklı kuşaklardan iki yetenekli aktörün, Anthony Hopkins'le Ryan Gosling'in performanslarıyla dikkat çeken "Cinayet Gecesi", benzeri mahkeme filmlerinden farklılaşmaya çalışsa da bu konuda ne kadar başarılı olduğu tartışmaya açık.
Genel seyirci beğenisini karşılamak için bir 'mahkeme gerilimi'nde yer alması gereken en önemli iki unsur olarak senaryo ve oyunculuk gösterilebilir. Çoğunlukla sınırlı ortamlarda çekilen bu filmlerde keskin diyaloglar ve seyirciyi koltuğuna çivileyecek öykü dönüşümlerinin yanında birazcık abartıya kaçması tercih edilebilecek gösterişçi performanslar türün klasiklerinin olmazsa olmazıdır. Sonuçta seyircinin işi ciddiye alması için sürekli olarak kışkırtılması gerekir. Türün iyi bilinen örneklerinden "İlk Korku"nun da ("Primal Fear", 1996) kamera arkasında bulunan Gregory Hoblit'in yeni filmi "Cinayet Gecesi" ("Fracture", 2007) maalesef bunlara sahip bir film değil. Ancak ilginç bir şekilde bildiğimiz mahkeme filmlerinden de belirgin bir farkı var. Bu da içerik ve yapıya yedirdiği –ve belli ki bilinçli yapılmış– bir hafiflik duygusu.

"Cinayet Gecesi" bahsettiğim bu havayı çoğunlukla sevimli bir mizah yoluyla veriyor. Anthony Hopkins'in canlandırdığı Ted Crawford karakteri işini en ince ayrıntısına kadar planlamış, soğukkanlı bir katil olmasının yanında aynı zamanda inanılmaz sıcak bakışlar atan, biraz abartsanız tonton bir amca olarak tanımlayabileceğiniz sevimli bir Hannibal izlenimi veriyor. Diğer yandan peşindeki savcı Willy Beachum'ın (Ryan Gosling) ise türün diğer örneklerinden aşina olduğumuz ciddiyete ve göreve bağlılığa sahip olmadığını söyleyebiliriz. Sonuçta genel anlamda en büyük amacının devlet kurumundan özel bir şirkete geçerek 'kariyer yapmak' olduğunu düşününce Beachum'ın davaya o kadar hırslı başlamıyor olması bir anlamda fark yaratıyor.

"Cinayet Gecesi" türdeşlerinden ne kadar farklı?

Bu yapı sayesinde filmin özellikle ilk yarısının diğer türdeşlerine bir fark attığını söyleyebiliriz. Özellikle Fiona Shaw'un canlandırdığı yargıcın içinde bulunduğu mahkeme ve buna hazırlık anları şimdiye kadar görmediğimiz türden dengeli bir mizahı da içinde barındırıyor. Hazır Shaw'dan bahsetmişken oyuncuları da teker teker anmak gerekiyor. Hopkins, her zamanki etkili ses tonu ve delici bakışlarıyla şimdiye kadar görmediğimiz yeni bir şey sunmuyor bizlere. Ancak yine de sonuçta Anthony Hopkins'i seyretmek her zaman için büyük bir keyif. Bu sene "Tepetaklak Nelson"la ("Half Nelson", 2006) Oscar'a aday gösterilen ve bence neslinin en yetenekli aktörlerinden biri olan Ryan Gosling ise metne bağlı kalmayan, ayrıca filmdeki diğer oyunculara nazaran daha vurdumduymaz gözükmesini sağlayan performansıyla Beachum'ın bildik savcı figürlerinden farklı biri olduğunu destekliyor. Ayrıca genelde bağımsız filmlerde görmeye alışık olduğumuz bu tarz bir performansın da böyle bir anaakım filme farklı bir hava kattığını söylemek mümkün. Ryan Gosling ve Anthony Hopkins'in karşılıklı oynadıkları sahneleri izlemek ise ikilinin son derece rahat oyunlarıyla farklı bir zevk verebilir. Kadroda yer alan bir başka deneyimli aktör David Straithairn'in ise maalesef karakterinin sıradanlığı oyuncunun rol çalma potansiyelini yok etmiş.

"Cinayet Gecesi", içinde barındırdığı bu rahat ve hafiften vurdumduymaz tavırla birlikte özellikle ilk yarısında farklı bir eğlence sunuyor. Ancak hepimiz iyi biliyoruz ki bir mahkeme filminde bu lale devri'nin bitmesi ve işlerin biraz daha ciddileşmesi gerekiyor. Öyle de oluyor aslında. Filmin sunduğu bu hafif dozda mizah kendisini tüketmeye hazırlanırken karakterler arası çatışmalar yavaşça artıyor ve işler daha ciddi bir seviyeye erişiyor. İşte "Cinayet Gecesi" da bu aşamadan itibaren irtifa kaybetmeye başlıyor.

Filmin başlarındaki tavrından bağımsız olarak dava ve cinayet vakasıyla ilgili ortaya ciddi bir bulgu atılmıyor olması filmin en büyük dezavantajı haline geliyor. En başta sorulan "silah nerede?" sorusu öykünün girişinde gayet cazibeliyken filmin sonlarına doğru artık kendisini tüketmeye başlıyor. Özellikle işlerin ciddiye bindiği ikinci yarıdan itibaren öykünün gizeminde bir değişiklik olmaması ve bu soruya takılıp kalınması bir süre sonra seyircide 'umrunda olmama' durumu yaratıyor. Üstüne üstlük filmin giderek tüm temelini dayandırdığını anladığımız bu sorunun cevabının –ki kolaylıkla tahmin edilebilir bir şey- aslında hiç de yaratıcı olmayan bir şekilde cevap bulması da 'hoş bir deneme' olarak başlayan "Cinayet Gecesi"nin duvara toslamasına sebep oluyor.

Bu yüzden başlarda oluşturulan yaratıcı dokunuşlar da aslında 'bir hiç' olan ana fikrin üstünün örtüldüğü bir makyaj haline geliyor. Üstüne üstlük o dokunuşların da devamının gelmiyor olması bu anlamda filmin başladığı işi bitirememesine sebep oluyor. "Cinayet Gecesi" anlatım ve oyunculuktaki bazı zeki duruşlara rağmen temelini güçlendirmediği ve sahip olduğu ufacık bir kozu sakız gibi uzattığı için de türünün diğer örnekleri arasında farklı bir yerde durma şansını kaçırıyor.

Kimler İzlemeli:

  • Kayıtsız şartsız Anthony Hopkins hayranları.
  • Ryan Gosling'i hâlâ keşfetmemiş olanlar. (Tabii diğer filmlerine ulaşım şansı yoksa…)
  • Kimler İzlememeli:

  • Filmin öyküsünden yaratıcı ve zeki bir cinayet vakası bekleyenler.
  • Filmden herhangi bir şekilde gerilmeyi veya heyecanlanmayı umanlar.
  • 'Mahkeme filmi ciddi olur' diyenler.
  • En basit cevapların, dünyayı yeniden keşfetmiş gibi sunulmasından rahatsız olanlar.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    TV'de bugün
    Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

    Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

    Replik
    Damadı Öpebilirsin
    Artık olmadığım biri gibi yaşamak istemiyorum.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com