Beyazperdede savaşlar
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Çok yakınımızda her an bir savaş çıkabilir. Halen bu savaşın neresinde durduğumuzu tartışırken beyazperdeye bir gözatalım istedik. Ve gördük ki; Battle of Algerie ve İnce Kırmızı Hat gibi savaşın nafile yokediciliğini vurgulayan filmlerden Pearl Harbour ve Kara Şahin Düştü gibi Hollywood bombardımanlarına, bir yığın insanlık trajedisini sinemada yerini bulmuş.
Beyazperdenin yanılsamalar dünyasında yerini bulan gerçek bir insanlık trajedisi olan savaş, seyrek rastlanan duyarlı bakışlardan daha çok, ‘kahramanlık’ temasının öne çıkarıldığı aksiyon maceraları olarak yansıyor. Özellikle son dönem filmlerinden We Were Soldiers, Kara Şahin Düştü, Düşman Hattında, Rüzgarla Konuşanlar gibi dev bütçeli Hollywood filmleri birer kahramanlık öyküsü olarak öne çıktılar.
Savaş filmleri ve evrim teorisi
Savaş filmlerinin hiç bir zaman tarihe ışık tutmak gibi bir amaçları olmadı. Ama yine de benzer bir tarihi ve ideolojik evrimi onlar da yaşadı. Hatta bu konuda birbirlerini etkilediler. Genel dağıtımda tüm dünya sinema pazarını elinde tutan Hollywood kuşkusuz bu konuda en çok film dağıtan kaynak. Hollywood ya savaşı mitleştirip karakterleri bu mitin bir parçası olarak sundu ya da, özellikle Vietmam sonrası, savaş karşıtı filmlerle karakterlerin zaaflarını ve korkularını ön plana çıkaran filmler yaptı. Özellikle bu ikinci türün en belirgin örnekleri Er Ryan’ı Kurtarmak, Schindler’in Listesi ya da Cross of Iron tarzı filmler.
İnce Kırmızı Hat bu iki yaklaşımı da birleştiren bir film: Bir yandan karakterler son derece insan, her türlü zaafa ve savaş karşıtı eğilimlere sahip. Öte yandan ise dişlerini tırnaklarına takıp ölümüne savaşıyorlar. Sinema yazarı Roger Ebert, "filmin yönetmeni bir şey yaparken karakterler çok farklı bir şey yapıyor" diyerek bu konunun altını çiziyor. Aslında bu durumun kendisi savaş filmlerinde ulaşılan yeni bir evrim noktası olabilir: Birden fazla, hatta çelişkili mesajlar içeren ‘açık’ savaş filmleri. Zaten başka türlüsünü düşünmek ancak bir yanılsama olurdu.
ABD’nin kendi iç savaşı yani bağımsızlık mücadelesi sayılmazsa sınırları üzerine yaşanan bir savaşı yok. Ancak Amerikan askerlerinin dünyanın muhtelif köşelerinde savaştığı gerçeği var. Bunun en yakın tarihli örneği ise ünlü Körfez Savaşı. Meg Ryan ile Denzel Washington’un başrolde yer aldığı Ateş Altında Cesaret mevzuya tipik genel geçer Hollywood bakışıyla yaklaşan bir “kahraman kimdir” soruşturması adeta. Bu “ciddi” yaklaşımın dışındaki en keyifli ve de gerçekçi macera ise kuşkusuz Üç Kral. George Clooney’nin başrolde oynadığı bu körfez macerası ‘fırsatçı’ Amerikalı askerlerin çölde yaşadıklarını, baba Bush döneminin tüm referanslarıyla göz önüne seriyor. Daha öncelere gidersek, çöllerde hak iddia eden sarışın Avrupalının macerasında Arabistanlı Lawrence’i görüyoruz. Ancak bu kıtada geçen en önemli filmlerden, bir başyapıt olan Cezayir Savaşı/Tne Battle of Algerie’yı unutmamak gerekiyor. Teneke Trampet gibi Avrupa işi yapımlar saymazsak da geriye Amerikan yapımı bir dizi film kalıyor.
Özellikle iki yıl önceki dev bütçeli olay film Pearl Harbour ile II. Dünya Savaşı mevzularına geri döndüğümüzü görüyoruz. Aslında Steven Spielberg yıllardır uzak durulan tabu bir konuyu Er Ryan'ı Kurtarmak ile yeniden moda haline getirmişti. 20 yıldır film çekmeyen Terence Malick bir II.Dünya Savaşı filmi olan İnce Kırmızı Hat" ile sinemaya dönmüştü. Kısacası son dönem sinemada savaş çığlıkları yeniden atılmaya başlandı. Vietnam Savaşı’ üzerine önemli filmler Müfreze, Kıyamet gibi filmlerin dışında tek tutanağı İkinci Dünya Savaşı olan Hollywood'un bu savaş filmleri aslında neler anlatıyor ? Pearl Harbour: ABD savaşa giriyor
1939 yılında ‘medeni’ Avrupa’nın göbeğinde başlayan bu yıkıcı savaş ve Yahudi katliamına ‘kendi savaşı olmadığı’ gerekçesiyle Aralık 1941 tarihine kadar seyirci kalan ABD, Pearl Harbour baskınıyla II. Dünya Savaşı’na dahil olmuştu. Kuşkusuz dramatik anlamda savaşın kaderini değiştiren Japonların, Pearl Harbour limanındaki ABD donanmasına yaptığı bu kanlı baskın, aynı zamanda savaş sonrası dünya dengelerini de etkileyen çok önemli bir olay olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı.
Amerikan vatanseverliği, klasik ‘düşman’ kalıpları ve zaman zaman ırkçılığa varan söylemiyle yabancı eleştirmenlerden pek de olumlu not almayan ama izleyiciden büyük ilgi gören filmde ‘ulaşılmaz ve dolayısıyla yenilemez’ ABD donanmasını askeri bir stratejiyle vuran Japon amiralinin söylediği tek bir replik aslında tarihi etkileyen bu baskını özetliyor: "Uyuyan devi uyandırdık!"
Pearl Harbour’un öcü alınacak
Pearl Harbour baskını ilk defa uluslararası arenada yenilgi, Amerika ötesi bir düşmandan korkmak ve öç almak gibi duyguları sinemaya taşıdı. Yine sonsuz başvuru kaynağı olan Westernlerle içiçe düşünülen bir formülün ilk güçlü örneği Bataan oldu. Müfrezesindeki her askerin tek tek öldürüldüğü filmde komutan Dane, Japon askerlere delice ateş etmeye başlar ve son kurşun kameraya ve dolayısıyla seyirciye "isabet eder". Film de yazı da Bataan ’a geri dönüleceğini ima eden sözlerle son bulur.
Savaş ‘oyunları’ gerçeği
Objective Burma ’da Amerikalılar artık ‘kirli’ savaşın kurallarını öğrenmiş, onları içselleştirmişlerdir. Artık daha gerçekçi bir şekilde yaklaştıkları savaşta yine çok kayıp verirler Bataan’dan en en önemli farkı intikam haykırışlarının savaşın kaçınılmazlığı mesajına dönüşmesi. Savaş gerçeğinin benimsenmesi zaten hedeflenen ulusal bir politikaydı.
Son olarak İkinci Dünya Savaşı filmi olmamakla birlikte Fort Apache filmi ilk defa cephe gerisindeki hayatın, asker eşlerinin savaş sırasında ne denli değişebileceği endişesini yansıtıyor. Flashback (geri dönüş) ile tanıtılan bu aile fertleri değişime açık ama bunun da ötesinde savaş gerçeklerine adapte olup güçlenen ve erkekler için savaş sonrasında nerdeyse tehdit unsuru olabilecek karakterler çiziyor. Gerçekten de Amerika savaş sonrasında geri dönüşü olmayan bir değişikliği kabullenmek zorunda kaldı: Kadınların toplumda eskisine göre çok daha aktif rol almaları. İkinci Dünya Savaşı’nda neler oluyor?
Dünya dengelerini değiştiren bu büyük savaşın, II. Dünya Savaşı’nın beyazperde yansımalarına baktığımızda hemen önemli bir film görüyoruz yakın tarihten.
İnce Kırmızı Hat, Spielberg’in tabuları kırıp tekrar İkinci Dünya Savaşı filmlerine dönmesinden sonra ortaya çıkan türünün ender örneklerinden. Her ne kadar Spielberg’in Schindler’in Listesi ve Er Ryan’ı Kurtarmak gibi İngiliz Hasta gibi filmler de İkinci Dünya Savaşını temsil etseler de, artık bu konuda çekilen filmler giderek azalıyor. Bir İngiliz yayınevi, kitap yazanlar için hazırladığı bir klavuza "Sakın İkinci Dünya Savaşı konusunda bir kitapla bize başvurmayın. İnanın bu konuda mümkün olabilecek her türlü kitap yazıldı" diye bir not düşmek gereğini duyuyor. Belki de bu ‘genre’yı hala yaşatan tek alt kategori savaş sırasında cephe dışındaki hayatı anlatan filmler. İlk akla gelen örnekler "Closely Observed Trains", "The Last Metro", "The Night of San Lorenzo", hatta Kasablanka ".
Amerikan sineması ve savaşlar
İkinci Dünya Savaşı üzerine bir film yapmanın bir zorluğu da, özellikle Vietnam’dan sonra savaşı tek boyutlu bir tarihsel olay şeklinde sunmanın da algılamanın da giderek zorlaşması. Hemen tüm Vietnam savaşlarının alt metinlerle, günümüze yaptıkları göndermeler düşünülünce bu durum daha da açıklık kazanıyor. Ama yine de İkinci Dünya Savaşı temalarını içeren dört klasik Amerikan filmi düz ayak bir savaş filminin ötesinde, çapraşık mesajlara ve alt metinlere sahip çağdaş filmlerin önünü açtı.
İlk örnek Çanlar Kimin İçin Çalıyor Ernest Hemingway’in aynı adlı romanından uyarlanan ve İspanya İç Savaşı sırasında geçen bir film. Savaşın ilk yıllarında daha Pearl Harbour baskını gerçekleşmeden yıllar önce Amerikan Hükümeti savaşa aktif olarak girmenin getireceği çıkarların farkındaydı. Ama Amerikan kültürü o kadar içe dönüktü ki uluslararası olaylar onları nerdeyse hiç ilgilendirmiyordu. Filmlerdeki düşmanlar yabancı da olsa ancak onların ülkeye sızmalarını önlemek düzeyinde bir ilgi filmler için konu olabiliyordu. Zaten Western’lerin en tipik özelliği de olası bir savaşı son anda önlemek olduğu düşünülürse bu geleneğin uluslararası düşmanlar için de geçerli olacağı açıkça ortaya çıkıyor.
Filmin kahramanı Jordan da Westen tarzı yaşamın artık mümkün olmadığı bir dönemde yine de Western geleneğine uyarak yeni bir cephe arayışına girer ve İspanya İç Savaşına katılır. Savaş sırasında yenilenler safında ölür ama bu ölüm Amerikan değerlerini savunurken gerçekleşir. Dahası, tıpkı Westernlerde olduğu gibi sevdiği kadını ve ailesini her türlü barbarlığı temsil eden düşmanlardan korumaya çalışırken ölür. Kışkırtıcı bir düzeyde savaşa seyirci kalmanın onursuzlukla aynı şey olduğunu ima eden bu film, savaş filmleri evriminin ilk halkasını oluşturuyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Güzel Dedektif
Gracie Hart: Hawai’de “aloha”yı merhaba ve hoşçakal anlamında kullanmıyorlar mı?
Miss Hawaii: Evet, ve?
Gracie Hart: Eğer biriyle telefondaysan, ve konuşmayı durdurmuyorlarsa, ve sen tamam aloha diyorsan, her şeye yeniden başlamazlar mı?

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com