Shaymalan'dan Üçüncü Film: Signs - İşaretler
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
M. Night Shaymalan'ın ülkemizde vizyona giren üçüncü filmi olan "İşaretler", ilk bakışta, yönetmenin kendine özgü bir üslup yaratmayı başardığı "Altıncı His" ve "Ölümsüz"den farklı bir noktada duruyor gibi.
Kendine yabancılaşmış bireyin, yaşamın içinde yuvarlanıp gitme türküsünden sıkılmış olacağız ki, karanlık salonlarda kendini keşfetmeye kendisiyle yüzleşmeye çalışan karakterlerin sayısı gün geçtikçe artsa da onları bu yolculuklarında yalnız bırakmak istemiyoruz. Doğruluğuna inandığı şeylerden kuşku duymaya başlayan bu karakterlerin soluk aldığı hikayeleri düşündüğümüz zaman akla gelecek ilk isimlerden biri kuşkusuz Night Shyamalan. Fantastik olanı gerçek/sıradan hayatın bir parçası olarak sunan/yapılandıran bu hikâyelerin satır aralarına ‘iletişimsizlik’, ‘yabancılaşma’, ‘kimlik arayışı’, ‘ölüme ve yaşama karşı iç hesaplaşma’, ‘zaman & mekân bütünlüğü’ gibi söylemleri ustaca yerleştiren bir yönetmen/yazar Shyamalan. İroni ve gizem bir arada İstediği başarıyı elde edemediği “Praying With Anger” ve “Wide Awake” filmlerinin ardından, Shyamalan kendi üslubunu tamamen yansıtabildiği “Altıncı His (Sixth Sense)” ve “Ölümsüz (Unbreakable)”de kültürel ve sosyal açılımları olan farklı boyutlar yakalamıştı. “İşaretler (Signs)”de yine fantastik bir hikâye üzerinden yola çıkıp çok boyutlu okumalara açık bir yapı örüyor. “İşaretler”de, görünürde işlenen/akan hikâye oldukça tanıdık: Pennsylvania’da kendi halinde bir çiftçi olan Graham Hess bir sabah uyandığında mısır tarlalarında devasa boyutlarda, iç içe geçmiş şekiller olduğunu fark eder. Bu garip şekillerin nasıl oluştuğunu çözmeye çalışırken, televizyon istasyonlarından bu şekillerin çeşitli bölgelerde oluşmakta olduğunu ve hızla yayıldığını öğrenir/öğreniriz. Karşı karşıya kaldığımız durum, tüm dünyada korku uyandıran bir ‘uzaylı istilası’dır.
“İşaretler”in prodüksiyon ekibine baktığımızda Frank Marshall ve Kathleen Kennedy isimlerini görüyoruz. Aynı ekibin “E.T.-The Extra Terrestrial-” filminin prodüksiyonuna da imza atmış olması, “İşaretler”’de karşılaşacağımız uzaylılar hakkında bizi yanılgıya sürükleyebilir. Steven Spielberg, “E.T.”de ya da “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar”da, amacı dostluk olan uzaylı portresi çiziyordu, oysa ki Shyamalan’ın uzaylıları oldukça saldırganlar. Ancak bu saldırılar karşısında Hess ailesinin, kendilerini savunmalarına bakacak olursak Shyamalan’ın benzer tarz filmlerdeki istilalar karşısında, insanların verdiği tepkilere eleştirel bir gözle yaklaştığını söyleyebiliriz. Graham Hess’in eski bir beyzbol şampiyonu olan erkek kardeşi Merril (Joaquin Phoenix) günlük hayatta yaşlarından olgun davranan çocukları Morgan (Rory Culkin) ve Bo (Abigail Breslin) UFO’lar hakkında bir kitap okuyorlar, uzaylılar beyinlerine sahip çıkamasın diye kendilerine folyo kağıttan şapkalar yapıyorlar. Bunlar bize ister istemez çizgi film kahramanı Bart Simpson’ın maceralarını hatırlatıyor ve filmin gizemli havasını dağıtıyor. Ancak tüm bu ironilere rağmen, “Altıncı His”te gördüğümüz ölü insanlar kadar etkili ve gerçekçi olmasa da, Shyamalan olağan akışın içerisinde birdenbire karşımıza çıkardığı ürkütücü görüntülerle bizi dehşete düşürmeyi de ihmal etmiyor. İstila edenlerin portresi değişse de “İşaretler”in çeşitli açılardan diğer ‘istila’ filmleriyle kesiştiği noktalar var. Graham, “E.T.”deki küçük Elliott’ın büyümüş hali sanki. Graham da Elliott gibi, eline bir fener alıp, karanlıkların arasındaki ‘yabancı’yı keşfetmeye çıkıyor. Televizyon istasyonlarında, uzaylılar tarafından istila edilmiş tekin olmayan dünyanın ‘modern birey’leri “Kurtuluş Günü (Independence Day)”ndeki insan manzaralarından kopmuş gibiler. Kuşların saldırılarına uğradıklarında kendilerini, şehirden uzaktaki evlerine hapseden insanlardan pek de bir farkı yok Hess ailesinin bireylerinin... “İşaretler”in, kendini hemen ele veren bu tanıdık sahneleri, Amerikan sineması’nın ‘uzaylı’ kavramını işleyişine eleştirel bir tavır sanki. Görünürdeki hikâyeyi, klişelerle süsleyen Shyamalan, Amerikan sineması’nın kalıplarına bir ayna tutarken aynı zamanda o hikâyeyi bir araç olarak kullanıp, asıl anlatmak istediğini satır aralarına saklıyor. Ekranı kaplayan ‘uzaylı hikâyesi’ni araladıkça, farklı bir öykü çıkıyor karşımıza: Donuk ve üzgün bakışlı Graham’ın eskiden bir papaz olduğunu, karısını bir trafik kazasında kaybettikten sonra, Tanrıya olan inancını kaybettiğini ve kiliseye istifasını verdiğini öğreniyoruz. ‘İnanç’ konusunda çok büyük ikilemler yaşayan Graham’la birlikte biz de ‘üstün bir güce inanma ihtiyacı’ konusunda içsel hesaplaşmalara giriyoruz. Shyamalan bizi yine kandırıyor mu? “Altıncı His”in son sahnesindeki sürprizle, kandırıldığını anlayan izleyici, Shyamalan filmlerini şahitlik ettiği şeylere kuşku duyarak izlemeye başlamıştı. “İşaretler”in başındaki ‘rüyadan uyanış’ sahnesi, duyduğumuz kuşkuyu arttırıyor ve bizi ‘her an uyanacağımız bir rüyanın içinde olduğumuz’ yanılsamasına itiyorsa da, film bittiğinde Shyamalan’ın bu sefer farklı bir yol izleyip, ‘sürpriz’li yapıyı kırdığını ve sorgulamayı tüm filme yaydığını görüyoruz. Böylece biz de, Graham’la birlikte içine girdiğimiz ‘içsel hesaplaşma süreci’nde, farklı bir yol izlemek zorunda kalıyoruz. İzlediğimiz şeyin, her an bir sürprizle darmadağın olacağı kuşkusuyla koltuğumuza otursak da, dakikalar geçtikçe, hikayenin içine davet edildiğimizi hissedip rahatlıyor ve içsel sorgulamayı Graham’la özdeşleşerek yaşama fırsatını yakalıyoruz.
Sürprizler barındırmayan hikâye yapısı ve bu yolla izleyiciyi farklı bir serüvene davet eden anlayışı ile “Altıncı His” ve “Ölümsüz”den farklı bir yerde duran “İşaretler”in bu filmlerle ortak paydada buluşabildiği çeşitli noktalar da mevcut: ‘Graham Hess uyanır ve işaretlerle karşılaşır.’. “İşaretler”i ilk farkeden ise Graham’ın oğlu, astım hastası Morgan. “Altıncı His”te, ölülerle iletişim kurabilen, Dr. Malcom’ın ölü olduğunu anlamasını sağlayan ve böylece izleyiciyi de sürprize taşıyan Cole’du. “Ölümsüz”de ise babasının limitlerini keşfetmesine yardımcı olan ve hikâyeyi aydınlatan Stephen’dı. Shyamalan’ın filmlerinde çok önemli yer tutan ve hikâyenin düğüm aşamasına katkıda bulunan çocuk karakterlerin, “İşaretler”de de etkisi büyük. Ancak diğer filmlerdeki çocuklar görünür olanın arkasındaki gerçeği filmin sonuna kadar taşırken mısır tarlasının ortasındaki işaretleri babasına gösteren Morgan, filmin başında, kendisinden yetişkin olan bir karakterin var olan garip şeylerin farkında olmasını sağlıyor. Filmin sonunda da, uzaylı tarafından saldırıya uğrayan Morgan, Tanrı imgesini reddeden babasının ‘inanç’ konusunda farklı yüzleşmeler yaşamasının yolunu açıyor. Böylece “İşaretler”deki düğümlerin çözülmesinde çocuk karakter yine çok önemli görevler üstlenmiş oluyor. Ancak, ortada yanılsamalara dayalı bir akış olmadığı için, filmin doğal akışı içerisinde, diğer filmlerdeki çocuklar kadar keskin bir otorite çizemiyor Morgan ve Bo. Bu noktada Shyamalan’ın yarattığı diğer çocuk karakterlerden ayrılsalar da temelde paylaştıkları kader aynı; Hepsi parçalanmış ailelerin yitik çocukları... Bu çocuklara önemli sorumluluklar -hatta farklılılar- yüklüyor Shyamalan. Fantastik hikayelerde kahraman olan bu çocuklar, yaşadığımız gerçek dünyada kahraman olamıyorlar. Bu gerçeğin Shyamamlan’ın hikâyelerindeki farklı açılımı da yönetmenin, gerçek dünyanın yitik çocuklarına karşı, içinde taşıdığı umut olsa gerek... Görüntüyü ayna olarak kullanan bir yönetmen Shyamalan’ın her filminde önemle üzerinde durduğu bir başka söylem olan, ‘mekansal ve zamansal bütünlük’ “İşaretler”de de ustaca işlenmiş. İşlediği hikayenin içindeki anı ve mekanı geçmişiyle birlikte vermeyi seviyor Shyamalan. “Altıncı His”te, Dr. Malcom’ın talihsiz ölümüne, geçmişte tedavi ettiği hastalarından Vincent Gray’in sebep oluyordu. “Ölümsüz”de, David’in çocukluğunda geçirmiş olduğu trafik kazasına götürülüyorduk. a href="http://www.sinema.com/cda/sinema/film/0,1577,17263.html">“İşaretler”de ise Shymalan, Graham’ın ‘inanç’ konusunda içine düştüğü ikilemlere, trafik kazasında ölen karısının neden olduğunu, filmin dramatik yapısı içerisine ustaca yerleştiriyor. Şimdiyi geçmişle anlamlandırmaya çalışan Shyamalan, geleceği de bu zamansal bütünlüğün içine dahil ediyor ve oluşturduğu bu bütünsellikle, anlık tüketimleri yaşayan modern bireye, ‘tarih bilinci’nin önemini hatırlatmaya çalışıyor. “Altıncı His”te farklı bir iletişim kurabilen Cole’un fantastik dünyasını gerçek dünyada yaşadığımız ‘iletşimsizlik’ ve ‘yabancılaşma’ sorunsallarının kodlarıyla doldurmuştu Shyamalan. “Ölümsüz”de ise yine fantastik olanı (bir çizgi roman dünyasının gerçekliğini) yaşadığımız dünyanın gerçekliğine, ‘kimlik arayışı’ söylemi üzerinden ustaca oturtabilmişti. “İşaretler”de arka planda ‘ölümü ve ölümle değişen değerleri’ sorgulayan ve ‘inanç’ konusunda yaşadığımız ikilemlerle bizi tekrar yüzleştirmeye çalışan Shyamalan, taşıyıcı hikaye olarak neden bir ‘uzaylı istilası’nı tercih ediyor? Körükörüne inanmadığı, üzerinde düşünmeye ve sorgulamaya dair açık bir kapı bıraktığı her konuda, çeşitli ikilemlere düşer birey.
İçindeki uzaylıyla/yabancıyla karşılaşır. Graham’ın sorgulayıcı kişiliğini, içinde yaşattığı yabancıyla bireysel savaşımını, evrensel yabancı yani uzaylı portresi üzerine oturtuyor Shyamalan. Bu yabancı üzerinden giderek aslında bir çok mesaj yaymış hikayesine. Örneğin; Graham’ın uzaylıyla karşılaşması da, yönetmenin sıkça kullandığı görüntüyü yansıtan bir obje üzerinden oluyor. Bir nevi ayna işlevi gören bu objelerde, Shyamalan’ın çizdiği karakterler, kendi yüzlerini değil de bir ‘yabancı’nın suretini görüyorlar. Bu yabancı, aslında bireyin saklı yüzünün sembolü. Birey bu yabancıyla karşılaştığında kendisiyle yüzleşiyor. Graham karısını kaybettikten sonra, Tanrı’yı reddediyor ama iç dünyasında gel-gitler yaşıyor. Televizyon ekranının üzerinde , evine girmiş ve çocuğunu esir almış bir uzaylının yansımasıyla karşılaşması, Tanrı’ya tekrar dua etmesini sağlıyor. Ve ilginçtir ki uzaylının yani ‘yabancı’nın zayıf noktası ‘su’dur. Su da bir anlamda aynadır. “Ölümsüz”ü seyredenler hatırlayacaktır: Elijah (Samuel Jackson), David’e (Bruce Wills) yaşadığımız dünyanın gerçekliğini, bir çizgi roman dünyasının hikaye yapısı üzerine oturtarak anlatıyordu. Bu çizgi roman dünyasındaki dramatik yapının içerisinde, her güçlü karakterin de mutlaka bir zayıf noktasının olduğunu ve David’in zayıf noktasının da ‘su’ olduğunu belirtiyordu. Bu doğrularla yüzleştiği anda David limitlerinin doğruluğuna da inanabilmişti. Graham uzaylının üzerine dökülen suları da yine bir camdan yani gerçekliğin doğrudan değil dolaylı yoldan algılanmasıyla görüyor. Yabancı olan (uzaylı) da, suların üzerine dökülmesiyle yani aynada kendi kendiyle yüzleşmesi sonucunda yok oluyor. Çünkü iç dünyamızda her an ikilemler yaşasak da, gerçek yüzümüzle karşılaşmaya çoğu zaman cesaretimiz olmuyor. İçimizdeki yabancılarla yüzleşemeden, günbegün onları öldürerek yaşamaya çalışıyoruz. Tek bir görüntünün birden fazla yansımasına ya aynalar dayanmıyor ya da biz dayanamayıp aynalara bakmaz oluyoruz. Bu keşiflerin bir aşaması da Shyamalan’ın kullandığı bir başka kavramda biçimleniyor; ‘Görüntü’. Jean Baudrillard’ın deyişiyle ‘Görüntü , gerçeğin kendisi haline geldiğinden, artık gerçeği imgeleyemez. Sanki şeyler aynalarını yutmuş ve kendilerine karşı saydamlaşmıştırlar. Ufuklarından yalnızca gerçeğin değil görüntünün de yok olduğu binlerce ekranda yer almaya zorlanırlar. Gerçeklik, gerçeklikten kovulmuştur. “Altıncı His”te iletişim ‘görüntü’yle kurulan bir şeydi. Ölmüş olan küçük kız, kendisinin ölüm sebebinin ortaya çıkması için Cole’a bir video kasedi veriyordu. Geçmişte yaşanan şimdiyi aydınlatacak ve geleceğin oluşmasına katkıda bulunacaktı. “İşaretler”de de, gerçekliği imgelemese de , ekrana hapsolmuş görüntülerin yarattığı yapay gerçekliğe muhtaç olduğumuz vurgulanır. Morgan, TV’deki görüntüleri bir video kasede kaydetmek ister. Buna karşı çıkan kız kardeşine verdiği cevapsa anlamlıdır: ‘ Dünyanın geleceğinin tarihi şu an televizyonda. Bunu kaydetmezsek,senin çocukların bunu yaşadığını göremez ve buna inanmazlar.’. Tarihimizi yazmak için, ekrana hapsolmuş görüntülere muhtaç olduğumuz yinelenir. Gerçeklik, gerçekliğinden kovula kovula geleceği oluşturacaktır ve bizler de bitmek bilmeyen bir yanılsamanın içinde devinip duracağızdır... Shyamalan’ın farklı bir kültürden gelmiş olması, Amerikan kültürüne ve toplumuna dışarıdan bakabilmesini sağlayan etkenlerden biri elbet. Ancak fantastik olanın altına ustalıkla sakladığı bu çok katmanlı anlam yapısını oluştururken yönetmenliğinin kendine has inceliklerini kullandığı da kuşkusuz. Görüntüye sadece bakan insanları, onunla yüzleşmeye çağırıyor Shyamalan. Bu anlamda film karelerine hapsettiği her görüntüyü bir ayna olarak kullanıp, onun gerçekliğine ve bu yolla kendi gerçeğimize ulaşma fırsatını sunuyor bize... Fakat ne olursa olsun bu garip ‘İşaretler’i çözmek kolay olmayacaktır. Ya görüntüye bakarsınız, ya da onunla yüzleşirsiniz... Tercih sizin. Işıl SÖNMEZ
Henüz kimse yorum yapmamış.

Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Matrix
Morpheus: Yolu bilmek ile yolda yürümek arasında büyük fark vardır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com