Kayıt
"Adem'in Trenleri"
Bir "sevgi emektir" filmi...
Sinema.com 2 Mart 2007, Cuma 00:00
Barış Pirhasan imzalı "Adem'in Trenleri", bir tren istasyonu çevresinde geçen küçük bir hikâyeyle ortaya pek çok soru atan bir film. Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer'in birlikte rol aldığı film; Pirhasan'ın ustası Atıf Yılmaz'ın "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmine nazire yaparcasına, altı doldurulmamış tutku karşısında, "sevgi emektir" diyor.

Uzun süredir yönetmen koltuğunda görmediğimiz <b>Barış Pirhasan</b>, senaryo stüdyosunda öğrencisi olan <b>İsmail Doruk</b>'un kaleminden çıkan <b>"Adem'in Trenleri"</b> filmiyle setlere geri dönüyor. Manisa Karaağaçlı'da, küçük bir tren istasyonu çevresinde yaşayan az sayıda insanın, köye gelen yeni imam ve ailesinin sırları nedeniyle yaşadıklarını konu alan film, hikâyesini köyün afacan çocuklarından Adem'in çevresinde örüyor. Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak sinema perdesine aktarılan film; "Günah ve sevap nedir? İnsan ne zaman iyilik, ne zaman kötülük etmiş olur? Merhamet, nefsini terbiye, erdem ne demektir?" gibi sorular otaya atıyor. Ancak filmin hikâyesinin temelinde, sevginin aşk ve tutku mu, yoksa emek mi olduğu üzerine kurulu dersek abartmış olmayız. Biliyoruz bu size bir yerlerden tanıdık geliyor. <b>Atıf Yılmaz</b>'ın<b> Cengiz Aytmatov</b>'un büyük eserinden uyarladığı, Türkiye sinema tarihinin en önemli filmlerinden olan <b>"Selvi Boylum Al Yazmalım"</b> da tutkuyla bağlandığı adam tarafından yüzüstü bırakılan ve çocuğuyla birlikte ortada kalacakken kendisine kol kanat geren adamın yanında sevginin emek olduğuna karar veren <b>Asya</b>'nın (<b>Türkan Şoray</b>) yaşadıklarını anlatırdı.<b> "Adem'in Trenleri"</b>nde Asya'nınkine benzer bir çelişkiyi, <b>Nurgül Yeşilçay</b>'ın canlandırdığı <b>Hacer</b> yaşıyor.


Filmde, <b>Adem</b>'in kuran kurslarına giderken, din hakkında öğrendiği şeylerle yaşadığı kafa karışıklığıyla, büyüklerin dünyasında, günahla sevabın, iyilikle kötülüğün sık sık birbirine karışmasını, paralel olarak karşımıza çıkarıyor. Bir konuda neyin iyi olduğuna karar vermenin o kadar da kolay olmadığını ve olan biteni gerçekten anlamak için sadece görünene değil, görünenin ardındakine de, yalnızca bugüne değil, düne ve yarına da bakmak gerektiğine işaret ediyor.

<b>Ezel Akay ve Barış Pirhasan: Bu film hayatı bir istasyona sığdırıyor</b>

Filmin ortak yapımcısı olan, aynı zamanda filmde küçük bir rolde karşımıza da çıkan <b>Ezel Akay </b>ve <b>Barış Pirhasan</b> da filmin hayatı küçük bir istasyona sığdırdığının altını çiziyor. <b>Akay</b> ve <b>Pirhasan</b>'ın filmle ilgili birlikte kaleme aldıkları ortak duygu ve düşünceleri şöyle:

"Biz sinemacılar için söylenecek en basit söz şu: Hayatımız sinema!
İşte bu film de bunun ispatıdır. Hayat, bir istasyona, bir filme sığdırılmış, bize perdeden el sallamaktadır.
İşte gayet karmaşık ahlâki hesaplaşmalar ama basit insanların günlük yaşamları içinde. Tartışılan dini sorunlar, manevi hayatımızla ilgili derin düşünceler, hep bu "basit" hayatların sürdürülebilmesini ve insanların bu dünyadaki varoluşlarını daha acısız kılabilmeyi amaçlar.


İsmail Doruk'un senaryosu, bu can alıcı sorunları, bir çocuk zihninin yalınlığı ve mizahıyla işleme fırsatı veriyor bize.
Ramazan: Arife günü başlayıp bayram günü biten bir film.
Tren istasyonu: Dünyanın kıyısında, onunla günlük alışveriş içinde içine kapalı bir evren.
Zaman: İstasyondakiler, yanlarından geçip giden trenlerin zamanına ait değil. Sağlık hizmetinden dine kadar her şey dışardan gelip, işini yapıp gitmek zorunda.
Günah ve sevap: Ne zaman iyilik, ne zaman kötülük etmiş oluruz? Merhamet, nefsini terbiye, erdem ne mene şeylerdir? Hayat, günlük mücadele ve çekişmeler, büyük küçük çıkar hesaplaşmaları içinde geçip gidiyor.
Derin sorular: Soruları soruyoruz ama "hayat gailesi" içinde hep yarım yamalak cevaplarla yetinmek zorunda kalıyoruz.
Hasan Hoca'nın "mesel"i: En temel duygular. Tutkular, anne-babalık, karı-kocalık, sevgi, cinsel saplantı gibi güçlü ve kısmen karanlık manevi bölgeler...
Adem, ademlerden biri, bir küçük adem: Yetişkinlerin öğrendik diye kapattıkları defterleri daha yeni açıyor.
Böylece,
Hiç kimsenin cevabını bulamadığı sorularla dolu bu defteri, kikirdeyen bir mizah duygusu ile kucağımıza bırakıyor..."

<b>Cem Özer ve Nurgül Yeşilçay için daha da özel bir film...</b>

Dünya sinemasında, çift olan oyuncular beyaz perdede sık sık çift olarak karşımıza çıkarlar ve gösterdikleri performansla, yarattıkları karakterlerle zihinlere kazınırlar. Ancak Türk sinemasında, buna uygun rollerin azlığından mıdır bilinmez, bu tür örneklere rastlamak pek de mümkün olmuyor. <b>"Adem'in Trenleri"</b>, her şey bir yana, imam rolünü canlandıran <b>Cem Özer</b>'le, başkasından hamileyken yanına, nikâhına aldığı Hacer'i canlandıran <b>Nurgül Yeşilçay</b>'ın arasındaki kimyayı görmek için bile izlemeye değer. Aralarında geçmişin günahlarının gölgelediği, tutucu ve boğucu bir ilişki varken; bu ilişki, imamın yavaş yavaş birisini günahlarıyla da sevebileceğini keşfetmesiyle bir tutku ve sevgi ilişkisine dönüşüyor. <b>Cem Özer</b> ve <b>Nurgül Yeşilçay</b> filmin kendileri için ne kadar önemli olduğunu bakın nasıl dile getirmişler...


<b>Cem Özer: Nurgül'e yeniden aşık oldum</b>

<b>"Adem'in Trenleri"</b>nin dibine kadar romantik bir film olduğunu vurgulayan <b>Cem Özer</b>, dünyanın en iyi kadın oyuncularından biri dediği eşi <b>Nurgül Yeşilçay</b>'a filmin çekimleri sırasında bir kez daha aşık olduğunu söylüyor:

"<b>Adem'in Trenleri</b> evrensel bir çerçevenin içine oturtulmuş, yerel motiflerle bezeli bir tabloya benziyor. Tablo benzetmesinin altını çizmek istiyorum. Çünkü filmdeki her bir kare tablo özeninde. Bu işten anlayanlar ya da birazcık zevk, gusto sahibi olanlar, ne demek istediğimi filmi izlediklerinde fark edeceklerdir.
Evrenselliğine gelince; filmdeki imamı İrlandalı bir rahip yapın ve İrlanda'da bir köye getirip aynı hikâyeyi işleyin hiçbir şey değişmez. Çünkü film aslında dibine kadar romantik ve duygusal, hatta çokça acıklı bir aşk hikâyesi.
Benim için en özellikli yanı, <b>Nurgül</b>'le bir daha kim bilir ne zaman yakalayacağımı bilemediğim karşılıklı oynama fırsatıydı. Çünkü o, dünyanın en iyi kadın oyuncularından biri.
Bu müthiş aşk filmini çekerken, bir kez daha aşık oldum. <b>Cem Özer</b> olarak karıma, <b>İmam Hasan</b> olarak <b>Hacer</b>'e... Filmi izlerken ise, hem bir aşık, hem de bir baba olarak gözyaşlarımı tutamadım."


<b>Nurgül Yeşilçay: Bu filmi izlerken yanınızda beyaz bir mendil olsun</b>

"Stüdyoya ilk gidişimizdi. Filmin montajlanmış halini izleyecektik. (Sonra sıkça gittik anlamına gelmiyor tabii...) Cem'le oturduk perdenin karşısındaki beyaz koltuğa. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve aldık. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve alıp ışıkları söndürdük. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve alıp ışıkları söndürüp başladık izlemeye... (Çok heyecanlıydım, her şey bana uzun mu geliyordu ne?)
Çekerken, san'at filmi çekiyormuşuz duygusuyla oynadığım filmin, bitmiş halini görünce, kafama balyozla vurulmuşa döndüm. Sonra bir de ne göreyim; <b>Cem</b>'in kafasında da bir balyoz, kendi kendine vurup durmuyor mu? (Bu anlattıklarım sanat filmi çekmedik anlamına gelmiyor tabii...)
Sanırım filmin ortalarında bir yerlerde sağ gözümün sol alt yanına inatçı bir damla geldi kuruldu. <b>Cem</b>'e, damla olmayan sol gözümün sağ üst yanıyla bakıyorum gizli gizli; onda damla akmıyor. Ee o zaman benimki de akmıyor. Ama bir yerde arkadan gelen damlalar ittirmiş olacak ki, artık hepsi birden akmaya başlıyor. İvedilikle <b>Cem</b>'e bakıyorum tabii ve rahatlıyorum. Çünkü onun gözyaşlarıyla sümüğü birbirine karışmış durumda. Ben de kapıp koyveriyorum. İşte o andan itibaren filmin sonuna kadar sümüğümüzü çeke çeke böyle bir filmin içinde olmanın gururuyla birbirimize daha da aşık bitiriyoruz filmi. (Önceden aşık değildik anlamına gelmiyor tabii...)
Eee darısı sizin de başınıza...
Durumun tuhaflığını yeterince anlatamamış olabilirim, bir de şöyle söyleyeyim: Elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltuğun karşısındaki beyaz perdede oynayan adam kocam, elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltuğun karşısındaki beyaz perdede oynayan adamın karşısındaki ben, beyaz perdenin karşısındaki elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltukta yanımda ağlayan adam kocam, beyaz perdenin karşısındaki elimizde beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltukta yanımda ağlayan adamın yanında ağlayan ben.
Yani diyeceğim siz bu filmi beyaz perdenin karşısında, hangi renk koltukta, yanınızda kimle izleyeceksiniz bilemem ama yanınızda BEYAZ bir mendil mutlaka olsun."

<b>Nurgül Yeşilçay</b>'ın tavsiyesine uyup beyaz bir mendille mi giderseniz bilemeyiz, ama <b>"Adem'in Trenleri"</b>ni mutlaka izleyiniz...

Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
TV'de bugün
Öfkeli Aşıklar (8 Ekim 2008 21:30 Kanal 1)
Kanal 1'de bu akşam 21:30'da  Joan Allen ve  Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.
Replik
Şeytan'ın Avukatı
Kibir, benim en gözde günahımdır. John Milton
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com