Kayıt
Benim Cici Silahım
Kaya Genç 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Uluslararasi Belgeselciler Derneği (IDA) tarafından yüzyılın en iyi belgesel filmi seçilen, Cannes Film Festivali’nde 55. yıldönümü Jüri Özel Ödülü’nü alan ve muhafazakâr Amerikan ideolojisine getirdiği sert eleştiri ile dikkatleri üzerine çeken “Benim Cici Silahım” (Bowling For Columbine) 2. AFM Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterildikten hemen sonra sevindirici bir şekilde vizyona da girdi.
bowling, TENPINS (On Kuka) olarak da bilinir, uzun ve dar bir yol boyunca yuvarlanan ağır bir topla bir grup kukayı devirmeye dayanan oyun. En çok kukayı deviren, oyunu kazanır. -Ana Britannica 11 eylülün yıldönümünde, başka yapımlar dışında, BBC World'de ana ekseni Irak'a düzenlenmesi tasarlanan askerî harekât olan bir tartışma programı yayınlandı; Amerikalı senatörler, Britanyalı müslüman entelektüeller, öğrenciler, yazarlar, İngiliz dış işleri bakanı Straw... bir de şişman, muzip bir herif –tam da cumhuriyetçi 'şahin' kadının yanına oturmuş, daha çok o ve onun daha da yaşlı (ve daha da faşist) bir 'meslektaş'ıyla tartışıyor. Cesur, iddialı laflar ediyor, çok önemli ve büyük sorular soruyor ve bunu aynı dili konuştuğu, Amerika'nın siyasî müdahaleciliğine muhalefet eden İngiliz entelektüeller gibi değil, tam da tatlı bir insanın sıradanlığıyla (akademik çekingenlik, bilgelik veya saldırganlıkla değil; mâlumattan çok, niyete sahip görünerek) yapıyor. Konuşurken, konuştuklarında hukukî, tarihî veya siyasî söylemlerin sofistike parçalarından ziyade bunların çok daha günlük çeşitlemelerini buluyorsunuz… ne bir bilgin gibi, ne bir otorite gibi ne de bir 'sürgün' gibi konuşuyor; onu dinlerken dinleyicilerin merak ve tepkilerini çok iyi analiz etmiş, sıkıcı olamayacak kadar renkli bir siyasî söylemle konuşan (Oliver Stone'un anarşist bir akrabası olabilir mi?) ve size engelleyemediğiniz biçimde birisini hatırlatan birisini dinliyorsunuz. Kim olabilir? Michael Moore. Hayır, kimi hatırlatıyor dedik? Bakalım. 20 Nisan 1999'da Clinton yönetimi ofisteyken uluslararası güç Kosova'ya daha önce yapmadığı oranda bomba yağdırdı. Aynı günün sabahında Littleton Colorado'daki Columbine okulunda bowling oynayan iki çocuk sessizce öğle vakti yapacaklarını düşünüyorlardı. Kapıyı açtılar, kütüphaneye indiler ve makineli tüfekleriyle Fransız Devrimi, Aydınlanma ve Beethovencı bir coşkuyla önünde uzanan dünyayı biçimlendiren Alex'inkini anımsatan bir şiddetle bir öğretmen ve on bir öğrenciyi öldürdüler. Küçük bir zenci çocuğa eğildiler ve suratını kırmızıya boyadılar (on iki). Aynı saatte Kuzey Amerikan medyası ve Japonlar, uluslararası basın kuruluşları okulun önünde mevzilenip akşam haberlerinin mizansenine başladılar: iki yıl sonra Amerikalı belgesel ve film yönetmeni Michael Moore, Michigan'da bir bankaya gitti, bin dolarlık bir hesap açtırdı ve bir form doldurarak bankanın hârika kampanyasından faydalandı: yepyeni, sert ve baştan çıkartıcı bir ateşli silah, banker yurttaşları tarafından kendisine armağan edilmişti. John Berger'in son muhafazakâr filozof dediği Ortega Y Gasset'nin olağanüstü kitabı "Avcılık Üzerine"de, Freud'un uygarlığın huzursuzluğu üzerine yazdıklarına benzer bir hava vardır: medeniyetle biçimlenmiş hayatın bunalttığı kişi, Faulknercı bir ormanda içgüdü orjisiyle mest olur ve av da bir boş vakit geçirme aracından çıkıp (tüm boş vakit geçirme araçları gibi) yaşantının anlamının sorgulanıp bulunduğu ve yeniden kaybedilip yeniden sorgulandığı bir yeni kodlar dünyasına dönüşüverir (şimdi çok çirkin şeylerden söz edeceğiz). Amerika'da 2001 yılında 11127 insan ateşli silahlar marifetiyle yaşamını yitirdi. Britanya'da 68, Kanada'da 165 kişi aynı şekilde öldürüldüler (68+165=233 ve 11127/233=47,75). Moore'un ilgilendiği şey, kendi deyişiyle ("Amerika'nın kendisi sorular sormak üzerinedir ve düşünme özgürlüğü üzerine ve itiraz etme özgürlüğü üzerine. Bundan daha Amerikan bir şey yoktur.") çok Amerikan bir üslûpla ilgilendiği şey tam da bu tuhaf durum: aynı şiddet kültürü tüm kıtalarda farklı tonlarda da olsa hüküm sürüyor, aynı filmler, aynı albümler dünya çapında çok satıyor, avcılık gibi doğal veya kendini koruma gibi kişisel sebepler yüzünden birçok ülkede insanlar evlerinde silah bulunduruyor ama Britanya'da yaklaşık beş günde bir insan ateşli silahlarla ölürken Kuzey Amerika'da günde yaklaşık otuz insan namludan çıkan dumanı görüyor (Türkiye'de, geçtiğimiz yıllarda silahıyla bir arkadaşına poz veren ve patlayan flaşın şokuyla çektiği tetiğin ateşlediği silahtan fırlayan kurşunla arkadaşını öldüren adamı hatırlıyor musunuz?), o zaman, sorun nerede, diye soruyor Moore. Ve sorunu Gasset gibi bastırılmış insan doğasında, Antik Yunan'daki insan doğası algılayışında değil çok daha pratik bir şeyde, sistemin ateşli silah sahipliği konusundaki cömertliğinde, ateşli silah edinmek isteyenleri 'evinde hissettiren' kolaylıklarında araştırıyor, sonraki katmanda yukarıya kalkıyor kafası ve daha genel bir çerçevede Amerikan müdahaleciliğiyle yerel şiddet kültürü birbiriyle iç içe geçiriliyor ve sonuç Gasset'inki gibi felsefî bir meditasyondan çok tam da Chomskyci (dilbilimci değil, politik Chomskyci) bir anarşist istatistikçilik oluyor. Ama dahası var. Moore aslında felsefî meditasyon yoluna sapmamakla iyi yapıyor; belgeselinin kısa bir bölümünü oluşturan eğlenceli ve korkunç Amerika tarihi çizgi-filmiyle ve birçok ropörtajı kurgularken dikkat kesildiği diyaloglarla, ülkesinin tarihini, varolan şiddet kültürünü anlamak için bir araştırma alanı olarak görüyor. "Neden," diye soruyor ve konuştuğu kişi aynı soruyla yanıtlıyor onu ve o da kendisini aynı soruyla yanıtlayan kişiye aynı soruyu birkez daha soruyor: bu sorunun yinelenişi, Püritanizmde ve Amerikan politikasındaki sebepsiz ve ebedî kötülüğü anımsatıyor. Yeni Dünya'da kurulan kolonilerin hacıları, kutsal metinlerin baştan çıkartıcı cennetini arayıp buldukları topraklarda kurdukları hayatı öylesine örgütlediler ki, daha sonra Protestanlık ve (Weber'e göre) kapitalizme evrilen bir anlayışla çalışmayı, kendilerini savunmayı ve üretmeyi aşkın bir şeyin, bir idealin gerektirdiği eylemler olarak yaşar oldular. Hayata verdikleri düzen o kadar kusursuz ve peşinden koştukları ideal o kadar temizdi ki, burunları kopsa Tanrı'ya şükredecek duruma gelmişlerdi (düşünce tarihini kabalaştırmakta ince bir zevk yok mu?). Daha sonra önlerine koydukları mutluluğun peşinden koşma haklarını hukukî bir güvence altına aldılar. Cesurca, gülümseyerek, olası en iyi yaşantıyı kurduklarını mırıldandılar. Ama insan, ruh huzuruyla yetinmeyip bunu yaymaya kalkınca, genellikle vahşînin teki olur çıkar. Ne de olsa kendi yaşantısını düzenlemek konusundaki müthiş rasyonalitesi, bir noktada 'öteki'nin karafatma (örümcek kafalı da iyi) olduğunu bir şekilde fısıldayacaktır (bizimkilere hâlâ fısıldıyor -bu böcek tutkusu nedir yahu?), ve bu noktada, bir şey yapmanın zamanı da gelmiştir. Moore, iyi bir zamanlama duygusuyla ve iyi bir retorikle, izleyicisinin kafasında beliren her soruyu etkileyici görüntülerle bastırmayı bilen bir belgeselci. Amerikan müdahaleciliğinin kısa bir tarihi, bu yeteneğe bir Cumhuriyetçinin sahip olmamasını umarak izlediğiniz bir zamanlamayla, asıl sorunun berraklaştığı bir heyecan ânına dönüşüyor. Trajik anlara tanıklık ediliyor, özellikle Columbine'ın güvenlik kamerasından alınmış görüntü ve ses bandı, irkiltici, dehşete düşürücü. "Sonra da bir siyahı öldürdü," diyor ağlayan bir kız, "siyah olduğu için öldürdü onu." Moore yalınkat bir liberal değil ve diğerkâm bir devleti özlediği otobüslerle saatler süren yolculuklarla eyalet bütçesinden yardım alan fakir ve çaresiz kişilere gösterdiği dikkatten belli. Ya bowling? Arşiv görüntülerinde zevkle top sallayan çocukları izliyoruz. Kukaların tamamını devirmeyi isteyen gözlerinde şeytanî bir istek var. Hepsini devirmek istiyorlar. Şimdi merak ettiğimiz şey, Michael Moore'un kellesinin Thomas More'unki gibi biçilip biçilmeyeceği. Solcu bir inatla yaptığı karşı koyuş, ne de olsa İngiltere tarihindeki kelle koparan kralları anımsatan bir cesaretle dünyayı biçimlendiren, savaş ve müdahele korusunda enternasyonalist ama meselâ çevre duyarlılığı ve adalet konusunda izolasyonist George W. Bush'u (veya akıl takımını) fazlasıyla öfkelendirecek öğelerle dolu dolu. Ama belki de, bu film de, aynen, dünyayı dağıtıp yenileyen ve bu yüzden eleştirdiği düşünce biçimi gibi işliyordur -aynı saldırganlık, bir başkasını tokatlamaktan alınan aynı zevk ve soruları yanıtlayabilmenin benzer ruh huzuru. Ama burada duralım. Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Şubat sayısında yayımlanmıştır. Sizlerle paylaşmamıza izin verdikleri için Kaya Genç’e ve Altyazı’ya teşekkür ederiz.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Herbie: Tam Gaz (6 Ekim 2008 20:00 Star)
Lindsay Lohan, Michael Keaton, Matt Dillon ve Breckin Meyer'ın oynadığı "Herbie: Tam Gaz"adlı komedi filmi bu akşam 20:00'da Star ekranlarında...
Replik
Georgia Yasası
Herkes kurtarılabilir. Bu kuraldır. (Georgia)
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com