"Cenneti Beklerken"
Farklı bir tarih, farklı bir sinema...
Farklı bir tarih, farklı bir sinema...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Cenneti Beklerken", bugüne dek "Tabutta Rövaşata", "Filler ve Çimen" ve "Çamur" gibi kalburüstü filmlere imza atmış Derviş Zaim'in, yine farklı bir sinema anlayışını gündeme getirdiği bir film. 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda minyatür ustası Eflatun'un merkezinde yer aldığı bir aşk hikâyesini konu alan filmin anlatım biçimi, minyatür sanatının derin izlerini taşıyor...
Derviş Zaim, yeni filmi "Cenneti Beklerken" ile bu kez seyirciyi büyüleyici bir aşk masalıyla tarihsel bir yolculuğa davet ediyor. Hep yeni bir sinema arayışı içinde olan Zaim, bu filmde de minyatür sanatının temel meselelerine uygun bir sinema dili yaratmaya çalışmış. Minyatür sanatının gerçeklikle onun suretleri arasındaki ilişkiyi sorgulayan, mekânın ve zamanın esnekliğine dayanan yapısı "Cenneti Beklerken"e de aynen sirayet etmiş. Filmin kurgusu ve kadrajları minyatür sanatçılarının zaman ve mekânla kurdukları ilişki gibi, katı olmayan, kaygan ve değişken bir nitelik taşıyor.
Filmin öyküsü, 17. yüzyıl İstanbul'unda yaşayan minyatür ustası Eflatun'a dayanıyor. Bir gün bir Osmanlı konağına götürülen Eflatun, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Danyal adında bir şehzadenin uzak bir eyalette yakalandığını ve idam edileceğini öğreniyor. İdam edilecek şehzadenin kimliğinden emin olabilmek için Eflatun'dan isyancının Batılı tarzda bir portresini yapması talep ediliyor. Eflatun, yanına verilen bir grup seçme adamla birlikte İstanbul'dan Anadolu'ya zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Yolda karşılaşıp yanına aldığı Leyla ile birlikte yolculuğuna devam eden Eflatun, kendini karmaşık duygular yaşayacağı büyük bir maceranın ve aşkın içinde buluyor.
"Cenneti Beklerken", heyecan verici romantik bir macera olmasının yanı sıra, Osmanlı'nın görkemli tarihinden sarsıcı bir kesiti de peliküle aktarıyor. Yerli ve yabancı seyirciler için çarpıcı mesajlarla dolu olan "Cenneti Beklerken", inandırıcı görsel efektlerle tarihsel filmler izlemeyi talep eden seyirciler için doyurucu nitelikte. Duygu yüklü, keyifli, gizemli ve aşk ile kavganın bütünleştiği farklı bir film olan "Cenneti Beklerken", yediden yetmişe tüm sinema seyircisini kucaklamayı hedefliyor.
Yönetmenin bakışından "Cenneti Beklerken"...
İsterseniz gelin bu noktada sözü bu filmi çekerek yenilikçi bir iş yapmaya soyunan Derviş Zaim'e bırakalım. İşte yönetmeninin ağzından "Cenneti Beklerken":
<<"Cenneti Beklerken", 17. Osmanlı İmparatorluğu ekseninde; bir nakkaşın Doğu'da bulunan bir kaleye özel bir görevle gönderilmesi sırasında yaşadığı serüven ve duygu yüklü yolculuğu işleyen bir yapıt. Nakkaş bu yolculuk sırasında ruhsal, fiziksel ve duygusal bakımdan birçok zorluklarla karşılaşıyor ve bunların üstesinden gelmeyi başarıyor. Sonuçta; minyatür sanatı ve onun Batı tarzı resim sanatı ile ilişkisinde yeni ve zenginleştirici bilgilerle donanmış olarak heyecanlı serüvenini sona erdiriyor. Proje sürükleyici bir serüven çerçevesinde geleneksel Osmanlı kültürünü ve tarihini, seyircinin duygu ve düşüncelerini doyurarak beyazperdeye aktarmayı hedefledi. Bu amaç doğrultusunda, projenin geleneksel Osmanlı minyatür sanatının zenginliğini, geniş kitlelere tanıtabileceğini düşündük. Böyle bir ihtimalin Türk sineması için taşıdığı anlam; projenin "geleneksel sanatlarımızdan nasıl yararlanabiliriz" sorusuna yanıt vermeye çalışması açısından önem kazanmakta. Osmanlı minyatür sanatından yararlanmaya çalışırken çağdaş sinema sanatının anlatım olanaklarını gözardı etmemeye çalıştık. Açıkçası Batı resim sanatının verileri ile Doğu minyatür sanatının verilerini filmin içinde bir arada kullanmaya gayret ettik. Çabamızı konunun kendisi de destekledi. Filmin biçiminin içerik ile örtüşmesi, kanımızca, projenin en göze çarpan niteliklerinden biri. Bütün bu özellikler projenin hem romantik bir serüven filmi olarak algılanmasına, hem de anlam bakımından katmanlı bir yapıya sahip olmasına katkıda bulundu. Filmin, Türk sineması içinde, seyirciyle ilişki kurmayı başarabilme ama aynı zamanda olabildiğince derin kalabilme bakımından ileriye atılmış bir adım olarak değerlendirilebileceği düşüncesindeyim. "Cenneti Beklerken"in bütün aşamalarında, önemli bir danışman kadrosundan destek aldık; Prof. Cemal Kafadar, Dr. Filiz Çağman, Doç. Banu Mahir ve Hilmi Yavuz bizden desteklerini esirgemediler. Bu değerli uzmanlarla yakın işbirliği içerisinde titiz ve tutarlı bir dönem filmi havası yaratılmasına özen gösterdik. Sadece tarihsel alanda değil, mekân seçimi, makyaj, dekor, kostüm, filmin plastiğinin oluşturulması gibi alanlarda da danışmanlarımızın fikir ve görüşlerinden geniş biçimde yararlandık. Osmanlı atmosferi ile ilgili dürüst, tutarlı bir yapıt ortaya çıkarmaya çalıştık.
İslam'da Resim Yasağı Var mıdır?
İslamın resmetme konusundaki temsil yasağı, Cenneti Beklerken çerçevesi içinde tartışılacak şeylerin arasında yer alır. Ama bu noktada, İslam'da net bir temsil yasağı olmadığını belirten akademisyenlerin varolduğunu da vurgulamak gerekiyor.Türkler, Batılı tarzda bir resim geleneği ile kültürel ve dinsel nedenler dolayısı ile ancak 18. yüzyılda tedrici biçimde tanışabilmişlerdi. Bu tanışma sürecinin kendisini konu edinen bir film, biçim ve içerik bakımından heyecan verici sonuçlar doğurmaya adaydı. Tarihte rastladığım resmetme konusundaki birkaç hikâye "Cenneti Beklerken"in senaryosunu yazmam için bana esin sağladı. Örnekler vermeye çalışayım: Sultan Sencer'i öldürmek üzere tutulan bir katil, bir casusun 1151'de hazırladığı bir "gerçekçi" portre kullanılarak yakalanmıştı. Hikâyeyi deforme ederek 17. yüzyıla taşıdım. Çatışmanın çatısını da kültür ve tarih tarafından menedilen bir eylemi yapmak zorunda kalan insanların çıktığı büyük yolculuk üzerine kurdum. Yolculuk sonrasında bir bilinç düzeyinden bir başka bilinç düzeyine geçen bir karakterin değişim sürecini izleyecektik. Kuşkusuz beni senaryoyu yazarken etkileyen başka olaylar da var. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki taht kavgaları ve tahta çıkmak zorunda kalan padişahın erkek kardeşlerini öldürtme zorunluluğu bir başka tarihi esin kaynağımdı. Filmdeki Nakkaş, hiç istemediği bu göreve yollanır, görev esnasında yeni bir kültürel olgu ile karşılaşır. Karşılaştığı şey de, Velasquez'in ünlü 'Las Meninas' tablosuna benzeyen bir tablodur. "Velasquez'in yaptığı tablonun benzeri olan bir tabloyu, 17. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı minyatür sanatçısının karşısına çıkarırsam nasıl bir dramatik durum yaratabilirim?" sorusu sorduğum ilk soruların arasındaydı. Bu tabloyu karakterin karşısına çıkarmam, meseleyi daha yetkin ve geniş şekilde tartışmamı sağladı.>>
Osmanlı Klasik Minyatür Sanatı
Özünü İslam dininden alan bir dünya görüşü neticesinde, Osmanlı minyatürü 12. yüzyıldan itibaren saray çevresinde gelişmiştir. Osmanlı minyatür sanatının karakteristikleri denilince ilk akla gelen şeyler şunlar: Minyatür sanatı üç boyutluluk duygusunu veren optik yanılsama etmenlerine yabancıdır. Batılı anlamda bir perspektif anlayışı söz konusu değildir. Derinlik, ışık gölge, açıklık koyuluk, hacim gibi kavramlar minyatürlerde yer almazlar. Figürler yüzeysel renk lekeleri gibi dururlar. Katışıksız renk lekelerine, belirgin kenar çizgilerine dayanan gölgesiz, iki boyutlu, daha çok yüzeydeki süslemeleri yeğleyen bir resim anlayışıdır bu. Derinlik konusunda minyatürün özellikleri ise şöyle bir uygulamaya yol açar: Perspektif anlayışının minyatür sanatında yer almadığını belirtmiştik. Bu nedenle minyatüre giren eşya ve figürler birbirlerini örtecek şekilde düzenlenmemeye çalışılır. Ön ve arka plandakiler gösterilmek istendiğinde, öndekiler alta, arkadakiler ise yukarıya yerleştirilir. Altta ve üsttekiler arasında herhangi bir boy ve renk farkına gidilmez. İnsanların sosyal önemine göre boy oranları artırılır veya azaltılır. Nakkaşlar minyatürlerinde tabiatçı resim anlayışından uzaklaşan, uzaklaştıkça da güzelleşen bir gerçeği aramış, onu da imgeler dünyası ya da "alem ül hayal" adı verilen bir dünyada bulmuşlardır. >>

Filmin öyküsü, 17. yüzyıl İstanbul'unda yaşayan minyatür ustası Eflatun'a dayanıyor. Bir gün bir Osmanlı konağına götürülen Eflatun, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Danyal adında bir şehzadenin uzak bir eyalette yakalandığını ve idam edileceğini öğreniyor. İdam edilecek şehzadenin kimliğinden emin olabilmek için Eflatun'dan isyancının Batılı tarzda bir portresini yapması talep ediliyor. Eflatun, yanına verilen bir grup seçme adamla birlikte İstanbul'dan Anadolu'ya zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Yolda karşılaşıp yanına aldığı Leyla ile birlikte yolculuğuna devam eden Eflatun, kendini karmaşık duygular yaşayacağı büyük bir maceranın ve aşkın içinde buluyor.
"Cenneti Beklerken", heyecan verici romantik bir macera olmasının yanı sıra, Osmanlı'nın görkemli tarihinden sarsıcı bir kesiti de peliküle aktarıyor. Yerli ve yabancı seyirciler için çarpıcı mesajlarla dolu olan "Cenneti Beklerken", inandırıcı görsel efektlerle tarihsel filmler izlemeyi talep eden seyirciler için doyurucu nitelikte. Duygu yüklü, keyifli, gizemli ve aşk ile kavganın bütünleştiği farklı bir film olan "Cenneti Beklerken", yediden yetmişe tüm sinema seyircisini kucaklamayı hedefliyor.
Yönetmenin bakışından "Cenneti Beklerken"...
İsterseniz gelin bu noktada sözü bu filmi çekerek yenilikçi bir iş yapmaya soyunan Derviş Zaim'e bırakalım. İşte yönetmeninin ağzından "Cenneti Beklerken":
<<"Cenneti Beklerken", 17. Osmanlı İmparatorluğu ekseninde; bir nakkaşın Doğu'da bulunan bir kaleye özel bir görevle gönderilmesi sırasında yaşadığı serüven ve duygu yüklü yolculuğu işleyen bir yapıt. Nakkaş bu yolculuk sırasında ruhsal, fiziksel ve duygusal bakımdan birçok zorluklarla karşılaşıyor ve bunların üstesinden gelmeyi başarıyor. Sonuçta; minyatür sanatı ve onun Batı tarzı resim sanatı ile ilişkisinde yeni ve zenginleştirici bilgilerle donanmış olarak heyecanlı serüvenini sona erdiriyor. Proje sürükleyici bir serüven çerçevesinde geleneksel Osmanlı kültürünü ve tarihini, seyircinin duygu ve düşüncelerini doyurarak beyazperdeye aktarmayı hedefledi. Bu amaç doğrultusunda, projenin geleneksel Osmanlı minyatür sanatının zenginliğini, geniş kitlelere tanıtabileceğini düşündük. Böyle bir ihtimalin Türk sineması için taşıdığı anlam; projenin "geleneksel sanatlarımızdan nasıl yararlanabiliriz" sorusuna yanıt vermeye çalışması açısından önem kazanmakta. Osmanlı minyatür sanatından yararlanmaya çalışırken çağdaş sinema sanatının anlatım olanaklarını gözardı etmemeye çalıştık. Açıkçası Batı resim sanatının verileri ile Doğu minyatür sanatının verilerini filmin içinde bir arada kullanmaya gayret ettik. Çabamızı konunun kendisi de destekledi. Filmin biçiminin içerik ile örtüşmesi, kanımızca, projenin en göze çarpan niteliklerinden biri. Bütün bu özellikler projenin hem romantik bir serüven filmi olarak algılanmasına, hem de anlam bakımından katmanlı bir yapıya sahip olmasına katkıda bulundu. Filmin, Türk sineması içinde, seyirciyle ilişki kurmayı başarabilme ama aynı zamanda olabildiğince derin kalabilme bakımından ileriye atılmış bir adım olarak değerlendirilebileceği düşüncesindeyim. "Cenneti Beklerken"in bütün aşamalarında, önemli bir danışman kadrosundan destek aldık; Prof. Cemal Kafadar, Dr. Filiz Çağman, Doç. Banu Mahir ve Hilmi Yavuz bizden desteklerini esirgemediler. Bu değerli uzmanlarla yakın işbirliği içerisinde titiz ve tutarlı bir dönem filmi havası yaratılmasına özen gösterdik. Sadece tarihsel alanda değil, mekân seçimi, makyaj, dekor, kostüm, filmin plastiğinin oluşturulması gibi alanlarda da danışmanlarımızın fikir ve görüşlerinden geniş biçimde yararlandık. Osmanlı atmosferi ile ilgili dürüst, tutarlı bir yapıt ortaya çıkarmaya çalıştık.
İslam'da Resim Yasağı Var mıdır?
İslamın resmetme konusundaki temsil yasağı, Cenneti Beklerken çerçevesi içinde tartışılacak şeylerin arasında yer alır. Ama bu noktada, İslam'da net bir temsil yasağı olmadığını belirten akademisyenlerin varolduğunu da vurgulamak gerekiyor.Türkler, Batılı tarzda bir resim geleneği ile kültürel ve dinsel nedenler dolayısı ile ancak 18. yüzyılda tedrici biçimde tanışabilmişlerdi. Bu tanışma sürecinin kendisini konu edinen bir film, biçim ve içerik bakımından heyecan verici sonuçlar doğurmaya adaydı. Tarihte rastladığım resmetme konusundaki birkaç hikâye "Cenneti Beklerken"in senaryosunu yazmam için bana esin sağladı. Örnekler vermeye çalışayım: Sultan Sencer'i öldürmek üzere tutulan bir katil, bir casusun 1151'de hazırladığı bir "gerçekçi" portre kullanılarak yakalanmıştı. Hikâyeyi deforme ederek 17. yüzyıla taşıdım. Çatışmanın çatısını da kültür ve tarih tarafından menedilen bir eylemi yapmak zorunda kalan insanların çıktığı büyük yolculuk üzerine kurdum. Yolculuk sonrasında bir bilinç düzeyinden bir başka bilinç düzeyine geçen bir karakterin değişim sürecini izleyecektik. Kuşkusuz beni senaryoyu yazarken etkileyen başka olaylar da var. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki taht kavgaları ve tahta çıkmak zorunda kalan padişahın erkek kardeşlerini öldürtme zorunluluğu bir başka tarihi esin kaynağımdı. Filmdeki Nakkaş, hiç istemediği bu göreve yollanır, görev esnasında yeni bir kültürel olgu ile karşılaşır. Karşılaştığı şey de, Velasquez'in ünlü 'Las Meninas' tablosuna benzeyen bir tablodur. "Velasquez'in yaptığı tablonun benzeri olan bir tabloyu, 17. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı minyatür sanatçısının karşısına çıkarırsam nasıl bir dramatik durum yaratabilirim?" sorusu sorduğum ilk soruların arasındaydı. Bu tabloyu karakterin karşısına çıkarmam, meseleyi daha yetkin ve geniş şekilde tartışmamı sağladı.>>
Osmanlı Klasik Minyatür Sanatı
Özünü İslam dininden alan bir dünya görüşü neticesinde, Osmanlı minyatürü 12. yüzyıldan itibaren saray çevresinde gelişmiştir. Osmanlı minyatür sanatının karakteristikleri denilince ilk akla gelen şeyler şunlar: Minyatür sanatı üç boyutluluk duygusunu veren optik yanılsama etmenlerine yabancıdır. Batılı anlamda bir perspektif anlayışı söz konusu değildir. Derinlik, ışık gölge, açıklık koyuluk, hacim gibi kavramlar minyatürlerde yer almazlar. Figürler yüzeysel renk lekeleri gibi dururlar. Katışıksız renk lekelerine, belirgin kenar çizgilerine dayanan gölgesiz, iki boyutlu, daha çok yüzeydeki süslemeleri yeğleyen bir resim anlayışıdır bu. Derinlik konusunda minyatürün özellikleri ise şöyle bir uygulamaya yol açar: Perspektif anlayışının minyatür sanatında yer almadığını belirtmiştik. Bu nedenle minyatüre giren eşya ve figürler birbirlerini örtecek şekilde düzenlenmemeye çalışılır. Ön ve arka plandakiler gösterilmek istendiğinde, öndekiler alta, arkadakiler ise yukarıya yerleştirilir. Altta ve üsttekiler arasında herhangi bir boy ve renk farkına gidilmez. İnsanların sosyal önemine göre boy oranları artırılır veya azaltılır. Nakkaşlar minyatürlerinde tabiatçı resim anlayışından uzaklaşan, uzaklaştıkça da güzelleşen bir gerçeği aramış, onu da imgeler dünyası ya da "alem ül hayal" adı verilen bir dünyada bulmuşlardır. >>

Henüz kimse yorum yapmamış.
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba
- Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 18 Mart Salı
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 17 Mart Pazartesi
- "Türkiye'nin Hatıra Defteri" CNN Türk'te
- Sinema.Com yazarlarından 2007'nin En İyi Filmleri...


Sessiz Tepe (9 Temmuz 2008 21:40 Kanal 1)
Radha Mitchell, Sean Bean ve Laurie Holden'ın oynadığı Sessiz Tepe adlı korku filmi bu akşam Kanal 1 ekranlarında...
Radha Mitchell, Sean Bean ve Laurie Holden'ın oynadığı Sessiz Tepe adlı korku filmi bu akşam Kanal 1 ekranlarında...

Easy Rider
George: Senden korkmuyorlar, senin temsil ettiğin şeyden korkuyorlar.
Billy: Ne temsili be moruk! Onların gözünde saçtan başka birşeyi temsil etmiyoruz.
George: Yoo hayır. Onların gözünde, sen özgürlüğü temsil ediyorsun.
Billy: Özgürlüğün ne mahsuru var birader? Bütün mevzu bu.
George: Evet aynen öyle ama, söylemek başka, olmak başka.
George: Senden korkmuyorlar, senin temsil ettiğin şeyden korkuyorlar.
Billy: Ne temsili be moruk! Onların gözünde saçtan başka birşeyi temsil etmiyoruz.
George: Yoo hayır. Onların gözünde, sen özgürlüğü temsil ediyorsun.
Billy: Özgürlüğün ne mahsuru var birader? Bütün mevzu bu.
George: Evet aynen öyle ama, söylemek başka, olmak başka.











