Kayıt
"Özgürlük Rüzgarı"
Taraf olmanın kaçınılmazlığı...
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Ken Loach'un Cannes Film Festivali'nde büyük ödül Altın Palmiye'yi kazanan filmi "Özgürlük Rüzgarı", bizi 1920'lerin başınai İrlanda'nın İngiltere'ye karşı bağımsızlık savaşı yürüttüğü yıllara götürüyor. Film, bu tür dönemlerde bir tarafta yer almanın ağırlığı üzerine bir meditasyon niteliğinde...
Ken Loach, İngiltere'de asla profesyonel futbol ligine çıkamamış Bath City takımını destekliyor. Bunu bilmek, onun sinemasında, özellikle tarihi meseleleri ele aldığı "Gizli Dosya" ("Hidden Agenda", 1990) ve "Ülke ve Özgürlük" ("Land and Freedom", 1995) gibi filmlerinin çevresinde dönen tartışmaları olduğu kadar; işçi sınıfından insanların ya da bir şekilde toplum dışına itilenlerin gündelik sorunlarına odaklandığı "Kerkenez" ("Kes", 1969), "Ayak Takımı" ("Riff-Raff", 1990), "Yağan Taşlar" ("Raining Stones", 1993) ve "Minik Kuş Minik Kuş" ("Ladybird Ladybird", 1994) benzeri filmlerindeki tavrını anlamak açısından da önemli. Loach, taraf tutmayı, önce nereden konuştuğuna işaret ederek söze başlamayı seven bir yönetmen ve tuttuğu taraf, futbol takımı tercihinde olduğu gibi hep, ezilenler, bir köşeye itilmeye, marjinalleştirilmeye, unutturulmaya çalışanlar oluyor. Bu taraf olma tavrını destekleyecek şekilde, sinemasında dolaylamalar, üstü kapalı göndermeler ya da sembollerden çok, doğrudan doğruya meseleye işaret eden, duru bir anlatım tarzı hakim. Kimileri, özellikle de İngiltere tarihiyle ilgili meselelerde onun keskin anti-İngiliz tutumundan haz etmeyen vatanperver İngiliz eleştirmenler, Loach'un bu tarzının fazlasıyla düz, çiğ ve slogancı olduğunu iddia ediyor. Hatta işi, Loach'un İrlanda Cumhuriyet Ordusu'nu (IRA) ele aldığı ilk film olan "Gizli Dosya"yı "IRA'nın Cannes Film Festivali'nde resmen temsil edilmesi" olarak yorumlamaya kadar vardırıyorlar. Nitekim İngiliz basınında benzer sesler, Cannes'da Altın Palmiye alan "Özgürlük Rüzgarı" ("The Wind that Shakes the Barley) için de yükseldi ve film, olayları sadece IRA perspektifinden anlatmakla, İngilizleri şeytanlaştırmak, tarihi siyah ve beyaz ikiliğine indirip düzleştirmekle itham edildi. Evet, Loach'un sineması düz olmasına düz, ama asla çiğ ve slogancı değil; çünkü bu 'düz'lükte tartıştığı meselelerin çetrefilliğini korumayı her daim başarıyor. Yer aldığı tarafı açıkça belli etse de, o tarafta da her şeyin ak pak olmadığını, taraf içinde yeni taraflar oluştuğunu söylemekten geri durmuyor. Bu anlamda Loach için tarafını bilmek bir son değil, bir başlangıç. Taraf tutmak, neye karşı olduğunu ve neyin yanında yer aldığını bilmenin getirdiği sorumlulukla, 'nasıl?' sorusunun yükünü daha da ağırlaştıran, yer alınan tarafta olası mücadele yöntemleri arasında bir tercih yapma zorunluluğunu gündeme getiren ve farklı tercihlerle farklı kampların ortaya çıkmasına yol açan bir dönüm noktası. Loach'un sıkça eleştirilen tarafgir sineması da, ilk kabulde yer alınması gereken tarafa dair bir yanıt olduğu kadar, o tarafta yapılması gerekenlere dair sorular da üreten bir sinema. "Özgürlük Rüzgarı": Neye karşı ve ne için? "Özgürlük Rüzgarı"nda Loach, İrlanda'nın yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde İngilizlere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini merkeze alarak, taraf olmanın dinamikleri üzerine düşünmeyi sürdürüyor. Bir süredir birlikte çalıştığı senarist Paul Laverty ile bizi 1920'lerin başına, İrlanda Cumhuriyet Ordusu'nun yürüttüğü gerilla savaşıyla İngilizleri İrlanda'nın bağımsızlığını tanıyacakları bir anlaşma imzalamaya zorladığı döneme götürüyor. Laverty ve Loach filmi net bir şekilde iki ayrı bölüme ayırmayı tercih etmiş. İlk bölümde, 'Blacks and Tans' olarak bilinen İngiliz birliklerinin İrlandalılar'ın hayatını cehenneme çeviren faşizan faaliyetlerine ve İrlandalılar'ın bu zulme karşı IRA çatısı altında örgütlenmelerine tanıklık ediyoruz. İkinci bölümde ise, İngilizler'in geri adım atıp, İrlanda'nın özerk varlığını tanıdıkları bir anlaşma imzalamayı kabul etmelerini ve bu anlaşmanın İrlanda içinde bölünmelere yol açarak yaklaşık bir yıl sürecek bir iç savaşa yol açması ele alınıyor. Anlatının bu şekilde net bir şekilde ikiye ayrılmış olması, filmin ana karakteri Damien'ın (Cillian Murphy) da bir noktada dile getirdiği, "neye karşı mücadele ettiğini bilmenin kolaylığı ile ne için mücadele ettiğini bilmenin zorluğu" arasındaki çelişkinin altını çiziyor. İlk bölümde, işgalci, zalim İngilizler karşısında birlik içinde savaşırken bile, IRA'ya maddi destek sağlayan zengin bir tüccarın mahkemede yargılanma sahnesinde gördüğümüz gibi, kurulmaya çalışılan cumhuriyetçi düzenin işleyişi üzerine, örgüt içinde görüş ayrılıkları olduğunu seziyoruz. Ancak, İngilizlerle anlaşma imzalandıktan sonra filmin hikâyesindeki keskin dönüş, ne için mücadele edildiği konusundaki görüş ayrılıklarının ülkeyi iç savaşa sürükleyecek kadar net ve derin olduğuna işaret ediyor. Loach, anlaşma sonrası farklı kamplar oluştuğunda da, gerek İrlanda cumhuriyetçilerinin kendi aralarında anlaşma koşullarını tartıştığı etkileyici sahnelerde, gerekse iç savaş başladıktan sonraki çatışma sahnelerinde, yer aldığı tarafı işaret etmeye özen gösteriyor. Yönetmen, Kuzey İrlanda'nın bir bölümünü İngiliz hakimiyetine veren ve İrlanda'yı İngiliz kralına bağlı bir dominyon olarak konumlayan anlaşmayı savunan 'Özgür Hükümet' ('Free State') iktidarına karşı, IRA içinde, daha sosyalist bir cumhuriyet idealinin peşinden koşmayı sürdürenlerin tarafında yer alıyor. Burada, 'Özgür Hükümet'in bir subayı olan Damien'ın kardeşi Teddy'nin (Padraic Delaney) geçirdiği dönüşüm üzerinden, karşı olunan şeye dönüşme riskine de işaret ediyor Loach: Zulmedene karşı verilen bağımsızlık savaşının, her ne şekilde olursa olsun bir kazanım elde etmek için değil, karşı olunan iktidarınkinden bambaşka bir sistemin mümkün olduğuna inanılarak ve bu sistemin koşullarını oluşturmak için yapılması gerektiğini söylüyor. Loach'un tavrını en iyi, Damien'la tren şefi Dan'in (Liam Cunningham), hapishane hücresindeyken 1916'da Paskalya Ayaklanması (Easter Rising) olarak bilinen ve İrlanda Cumhuriyeti'ne giden yolda önemli bir adım olan isyanın sosyalist lideri James Connolly'den yaptıkları alıntı özetliyor: "Hemen yarın İngiliz ordusunu defedip Dublin Kalesi'ne yeşil bayrağı çekseniz bile, sosyalist bir cumhuriyet kurmadıkça, tüm çabalarınız boşa gidecektir. Ve İngiltere, toprak sahipleri, kapitalistleri ve ticari kurumlarıyla size hükmetmeye devam edecektir." Loach, İrlanda'yı iç savaşa sürükleyen süreci bu şekilde 'taraf olma' meselesi ekseninde tartışmaya açınca, söylediği söz filmin geçtiği dönemi aşıp bugün dünyanın içinde olduğu duruma da işaret eden bir hal alıyor. Zaten yönetmenin kendisi de söyleşilerinde sıkça, filminin basitçe IRA-İngiltere sürtüşmesi ekseninde değerlendirilmesinden yakınıyor ve "Özgürlük Rüzgarı"nın asıl meselesinin zulmeden iktidar sahipleriyle, ona direnip kapitalist düzenin ürettiği vahşetin dışında dünyalar tahayyül etmeye çalışanlar arasındaki mücadele olduğuna işaret ediyor. Bunu yaparken, İngiliz basınında eleştirildiği gibi slogancı olma, net mesajlar verme tuzağına da düşmüyor. Söylemek istediği şeyleri, filmin hikâyesine dengeli bir şekilde yedirdiği gibi, James Connolly, William Blake gibi kelt kültürünün önemli figürlerine göndermelerle sözünü daha da güçlü kılıyor. Üstelik tüm bunları yaparken, o düz anlatımının içinde, filme derinlik veren küçük incelikler yaratmayı da ihmal etmiyor. Belki de bu inceliklerin en anlamlısı filmin adında gizli: Filme adını veren şarkı ('The Wind That Shakes the Barley'/'Arpa filizlerini sallandıran rüzgâr'), İrlanda'da İngiliz hükümranlığına karşı 1798'deki isyana katılmak için sevgilisini terk etmek üzere olan genç bir İrlandalı'nın ağzından yazılmış. Şarkının nakaratında ve adında yer alan 'arpa filizleri' referansının, oldukça hazin bir öyküsü var. Bu ayaklanma sırasında, yoksul İrlandalı isyancılar, erzak olarak ceplerinde arpa taneleri taşırlarmış. İngiliz askerlerce öldürülüp, yerleri belli olmayan çukurlara gömülen pek çok isyancının mezarı, zamanla ceplerindeki arpa tanelerinin filizlenip toprağın üstüne çıkmalarıyla tespit edilir olmuş. Yani arpa filizlerini sallandıran rüzgâr aslında İrlanda'da bir dönem direnişin sembolü olmuş isimsiz mezar taşlarına işaret ediyor. 18. yüzyıldan kopan bu rüzgâr metaforunun, tüm 19. ve 20. yüzyılı aşarak, ağırlığını günümüzde de koruduğunu söylemek mümkün. Bugün de bambaşka coğrafyalarda, isimsiz mezar taşlarını havalandıran rüzgârlar, gücünü zulmetmek için kullananları lanetlercesine, şiddetle esmeye devam ediyor. (Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ekim 2006 sayısında yayınlanan, Ken Loach sinemasını kapsamlı bir şekilde ele alan dosyanın "Özgürlük Rüzgarı"yla ilgili bölümüdür. Burada, derginin izniyle yayınlanan bu yazının yer aldığı dosyaya ulaşmak için Altyazı'nın Ekim 2006 sayısını edinin.)
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Dante 01
Dante 01
5.9/10
TV'de bugün
Son Kale (7 Eylül 2008 23:00 Fox)
Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.
Replik
Üçüncü Adam
"İtalya’da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet... Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre'de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat!..."
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com