"Kayıp Şehir"
Devrim kendi çocuklarını yer...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Andy Garcia'nın uzun yıllardır üzerinde çalıştığı ve kendi ailesinin yaşamından izler taşıyan filmi "Kayıp Şehir", bizi devrimin ayak seslerinin duyulduğu 50'li yılların sonuna, Küba'nın başkenti Havana'ya götürüyor. Aristokrat bir ailenin çözülmesi üzerinden devrimin ele alınmayan bir yanına odaklanan film, ilk kez yönetmen koltuğunda karşımıza çıkan Garcia'nın devrim öncesi Havana'sına duyduğu özlemi yansıtıyor.
"Kayıp Şehir", Andy Garcia'nın "hayatının projesi" olma özelliğini taşıyor. Ünlü yıldız, on altı yıldır üzerinde çalıştığı projeye, hem başrol oyuncusu hem de yönetmen olarak imza atmış. Garcia'nın küçük bir çocukken ayrılmak zorunda kaldığı memleketi Küba ve başkenti Havana'ya dramatik, tarihi ve romantik bir saygı duruşu niteliğindeki filmin senaryosunu Küba'nın usta romancısı Guillermo Cabrera Infante yazmış. Devrimle dağılan hayatlar... "Kayıp Şehir", devrim sürecindeki bir ülkede yavaş yavaş dağılan bir ailenin öyküsünü konu alıyor ve devrimin iyi yanlarından çok kötü yanlarına, yok ettiği değerlere ve insanlara odaklanıyor. Bu haliyle, Garcia'nın bir tür "devrim kendi çocuklarını yer" filmine imza attığını söyleyebiliriz. Filmde, 1958'de, "Karayibler'in Paris'i" olarak bilinen Havana çıkıyor karşımıza. Eğlence hayatıyla tanınan, lüksün ve zevkin hüküm sürdüğü tropik şehirde, ülkenin içine girdiği karmaşayla birlikte taşlar yerinden oynuyor. Kendi aleminde yaşayan diktatör Fulgencio Batista'ya karşı farklı güçler direnmekte ve yönetimi ele geçirme planları yapmaktadır. 1940 Anayasası'nı tekrar geri getirme çabasıyla, barışçı entelektüeller ve eylemci siyasetçiler değişiklik için lobi yapmaya başlarlar; sokaklarda, yer altına inen umutsuz şehirliler, barışçı politikayı bir kenara bırakıp silahlanmaya ve suikastler düzenlemeye başlarlar. Bu arada, sazlıkların bol olduğu bölgelerde ve doğudaki dağlarının ücra ormanlarında, Fidel Castro'nun ve Ernesto 'Che' Guevara'nın devrimci güçleri Havana'yı ele geçirmek için gerekli plan ve hazırlıkları yapmaktadırlar. Bu güçler zor durumdaki Batista'yı daha da sıkıştırmaya başlayınca, diktatörün gizli polisi iktidarı koruyabilmek konusunda iyice çaresiz kalır. Cennet adanın sorunlarının ortasında kalan, Havana'nın en klas gece kulübü El Tropico'nun sahibi Fico Fellove, ailesini, kulübünü ve bir kadının sevgisini elinde tutabilmek için mücadele etmektedir. Yine de, zaman geçtikçe, El Tropico, sadece popüler eğlencelere sahne olmakla kalmayacaktır. Kargaşadan uzak kalmayı dilese de, Fico yavaş yavaş çevresini saran tarihi olayların içine çekilir. Onuna birlikte biz de bir ailenin bölünüşüne, bir kültürün yok oluşuna ve insanların dönüşümüne tanıklık ederiz. Filmin yapımı 2004 yılının Karayipler'de aşırı sıcağın, nemin ve beklenmedik sağanakların olduğu Temmuz ve Ağustos aylarında tamamlanmış. Garcia, Dominik Cumhuriyeti'ne tütün hasat mevsimi olan Mart ayında gidip, Fellove ailesinin hatırı sayılır gelir kaynaklarından biri olan tütün tarlalarında çekim yapmış. Garcia'nın bu ek ziyareti yapması, filmdeki aile ihanetinin en dramatik ve en karanlık anlarından birine tezat teşkil edecek güzel, zengin ve kapsamlı çekimler yapılabilmesini sağlamış. Çekim yapılan arazinin sahibi olan, günümüzde dünyanın en ünlü tütün ve puro üreticilerinden Fuente ailesi, filmde kısa bir sahnede rol almış. Filmde programları çok yoğun olan yıldız isimler birarada yer aldığı için, yapım ekibinin önündeki en büyük zorluk, çekimlerin çabuk tamamlanması konusunda üzerilerindeki baskı olmuş. Oyuncuların başka projelere taahhütleri olduğu gibi, aynı zamanda yönetmen olan Garcia'nın "Ocean's Twelve" filminin çekim programıyla kendi filminin programı dahi çakışıyormuş. Bu nedenle filmin çekimleri 35 gün gibi benzeri projelere göre oldukça kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleştirilmiş. "Kayıp ve kaybedilmiş bir aşk..." "Kayıp Şehir"le ilgili kulak kabartılması gererken ilk kişi, ilk kez yönetmen koltuğuna oturan Andy Garcia. Bu filmi çekerek, çocuk yaşta göç ettiği Küba'ya gönül borcunu ödeyen Garcia filmle ilgili duygu ve düşüncelerini şöyle dile getiriyor: < Geçenlerde, "bu filmi yapmayı ne zamandan beri hayal ediyorsunuz?" diye sordular. Bir an düşündüm... Galiba beş buçuk yaşında Havana'dan ayrıldığımdan beri. O zamandan beri, Antil Adaları'nın İncisi Küba'nın, özellikle de Karayipler'in Paris'i sayılan Havana'nın tarihi, kültürü ve müziğine hayranım. Bunlar sadece birer turist sloganı değillerdi, oraya gelen herkesin paylaştığı görüşlerdi. Yaşım ilerledikçe, ilgim ve araştırmalarım daha iyi yapılanmaya başladı; tiyatro, sinema ve müzikle daha ciddi bir şekilde ilgilenmeye başladım. Anlatılmayı bekleyen bir hikâye olduğunu daha net gördüm. Ama o dönemde net olarak göremediğim şey hikâyenin tam olarak ne olacağı ve daha da önemlisi tonuydu. Yıllarca dinlenilen müzik ve hikâyelerden sonra, karşıma Kübalı büyük yazar Guillermo Cabrera-Infante'nin "Three Trapped Tigers"ı çıktı ve her şey berraklaştı. Romanın kendisi aradığım hikâye değildi ama bana Havana'yı tanıttı: Şehrin kendisini ve sunduğu tüm dokuları, özellikle gece hayatını, kabare dünyasını ve şehrin sakinlerini. Her şeyden önemlisi o dünyanın müziğiydi: Beny More, Cachao, Rolando Laserie, Bola de Nieve, Septeto Nacional de Ignacio Piniero, Orquesta Aragon, Celia Cruz, Lecuona, elbette Freddy ve daha niceleri. İşte aradığım tonu o dünyada buldum. Ancak, hikâye hâlâ eksikti. Hikâye neydi? Bay Infante'yle saatlerce konuştuk ve bir süre sonra fark ettik ki diğer büyük filmlerin benzerlikleri ortadaydı. 1950'lerin Havana'sındaki kabare dünyasında geçen imkânsız bir aşk hikâyesi, ve siyasi istikrarın ve devrimin yarattığı dram ve şiddet. "Casablanca", "Doctor Jivago", "Cabaret", "French Can-Can", hatta "Godfather Part II" gibi müthiş filmler bu özelliklere sahipti. Bunu fark etmemizle birlikte, ne yapmak istediğimize de karar vermiştik, böylece süreç hız kazandı. Hikâye pek çok öğeden oluşan bir dokuma: Aşk hikâyesi, aile dramı, devrim, dans, ve en önemlisi de müzik. Filmimizin baş kahramanı ve lokomotifi müzik; ve bu müzik Fico tarafından temsil ediliyor. Dünya vatandaşlarının kaleydoskopunu sunmanın yanı sıra, tüm şehrin müzik nabzını elinde tutan ünlü El Tropico'nun sahibi olarak, Fico yavaş yavaş çevresinde olup bitenlerin içine çekiliyor: Havana ve Küba dönüşü olmayacak şekilde değişmekte, tıpkı ailesinin çeşitli bireyleri gibi. Kardeşinin karısı Aurora'ya beslediği platonik aşk, kardeşinin o yokken karısına göz kulak olmasını istemesiyle daha da güçleniyor. Bu aşk hikâyesi filmin ana metaforunu oluşturuyor. Fico'nun gözleri aracılığıyla bir kültürün yok oluşunu, bir halkın dönüşümünü gözlüyoruz. Nasıl ki müzik Fico'nun dünyasının özünü yansıtıyorsa, müziğin yavaş yavaş silinişi de o yaşam biçiminin sonuna işaret ediyor. "Kayıp Şehir" bir halkın ruhunu korumak için mücadele eden bir adamın destansı hikâyesi. Hikâye ve tonu, Danzón'un eski şık ve romantik dünyasında, Mambo'nun ve Cha Cha Cha'nın oyuncu ve flörtçü havasında, Rumba ile Afro- Kübalılar'ın kongasının dram ve tezadında ve Santeria'nın gizemli ritminde hayat buluyor. Fico ve halkı gerek Küba'da gerek sürgünde bu müziklerde huzura eriyorlar. El Tropico gece kulübü Fico'nun kalesi ve ailesiyle birlikte ülkede olup bitenlerin bir mikro-kozmosu. 1950'lerin Havana'sı şık dönemlerin sonuncusuydu. Avrupa ve Amerika'nın büyük tasarımcılarından etkilenmiş bir şehirdi. Bu şıklık bizim hikâyemize Fellove ailesi, özellikle de esas kadın Aurora aracılığıyla yansıyor. Görsel olarak, Karayipler'in doğal öğeleri arasındaki olağanüstü ilişkiden yararlandık: Örneğin, berrak ve keskin ışık ya da bazen onun yokluğu ve bunun karakterlere yansıması yararlandığımız öğelerdendi; İspanyol Kolonilerinden Neo-Klasiğe, Popüler Dekorasyondan Moderne, Havana'da hüküm süren mimari tarzlar; şehrin içinde ve dışındaki zengin botanik; göz alabildiğince uzanan kırsal alan, tütün tarlaları, şeker kamışı tarlaları ve meşe palamutları; palmiye ağaçlarının şiiri; nefes kesici kumsallarıyla okyanus; ve ayın romantik, kimi zaman da vahşi doğası… İşte oyuncuların içinde oynayacağı renk paleti bu. Bana öyle geliyor ki hayatımın her gününü Kayıp Şehir'de geçirdim... Hayatımın her gününü Kayıp Şehir'le yaşıyorum. "Kayıp Şehir" kayıp ve kaybedilmiş bir aşk. >
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Gelinler
Her insanın bir yeteneği vardır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com