"Matador"
Bond'dan sonra Brosnan...
Ender Ayna 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Kariyerinde James Bond sonrası yeni bir döneme giren Pierce Brosnan, komedi dalında En İyi Oyuncu dalında Altın Küre adayı olduğu "Matador"da gerçekten farklı bir karakter portresi çiziyor. Film, her an her şeyin olabileceği, macera ve dramın komediyle karıştığı türler arası bir deneme niteliğinde.
"Matador" ilk bakışta bir 'kanka' filmi gibi görünüyor. Şirketlerarası anlaşmazlıkların çözülmesine yardımcı olan (!) kiralık katil Julian (Brosnan) ve başarısız işadamı Danny'nin (Greg Kinnear) hayatı kesişince yeni bir ikili doğuyor. Sinema tarihinde yüzlerce kez kullanılan iki zıt karakterin birleşiminden doğan komedi unsuru ise tahmin edilenin aksine filmin temeline oturmayıp olayların gelişmesinde sadece yardımcı bir unsur olarak kalıyor. Hikâyenin esasını, filmin başında bize iktidar ve güç simgesi olarak gösterilen kiralık katil Julian'ın düşüşü oluşturuyor. Arenadaki matadorun seyirci karşısındaki karizmasının boğanın boynuzlarına bağlı olması gibi, kahramanımızın hayatı da kurbanlarına bağlandığı bu öyküde, giderek 'yeteneğini' kaybeden kahramanımızın düşüşü, Brosnan'ın perde kişiliği düşünüldüğünde, aslında yönetmenin önceden planladığından bile fazla keyif yaratıyor. Tetiğin arkasında duran parmağın sahibi, kızların karşı koyamadığı, karizmatik, güçlü ve erkeksi Julian, dibe battıkça küçülüyor, küçüldükçe kadınsı bir hal alıyor. Bize de seyirci olarak Charlie Chaplin'den beri görmeye bayıldığımız iktidarın yerle bir olması temasını zevkle izlemek düşüyor. Fakat bütün bunların ötesinde filmi başarılı kılan esas unsur tabii ki bu karakterleri oluşturan, olay örgüsünü tahmin edilenin çok daha ötesinde zekice kurgulayan, gerilim ve dramın yanında mizahı ustaca birleştiren senaryosu. "Masumiyetini feda etmeye hazır mısın?" Günlük hayattan öğelerle bezenen filmin çıkış noktasını bir daha görmeyeceğinizi düşündüğünüz herhangi bir insana yapabileceğiniz bir dizi itiraf oluşturuyor. Sıradan insanların yaşamlarının aslında görünenden çok daha karmaşık olabileceğini gösteren, dostluğun ve paylaşımın öneminin altını çizen, insanların yaptıkları işlerden çok kişilikleriyle değerlendirilmelerini salık veren mesajlar içeren öykü, bir yandan da inceden inceye içimizdeki gizli saklı şiddet duygusuna referanslar veriyor. Film ilerledikçe her iki karakterin faklı sektörlerde çalışıyor olsalar da aslında aynı oyunu oynadıklarını, kapitalist toplumun ticaret hayatının karşınıza çıkardığı yegâne seçenekler olan "öl ya da öldür"ün altını çizerken, bütün bunların dışında gri tonların da olabileceğini söyleyerek çıkış için aile hayatı ve dostluğu gösteriyor. "Matador"un en can alıcı noktasında karşımıza çıkan "Hedeflere ulaşmak için en başta kendi masumiyetini feda etmeye hazır mısın?" sorusunu da, yönetmen aslında doğrudan izleyiciye soruyor. Filmin değindiği bütün bu temalar bir yana hikâyenin akışı o kadar güzel kurgulanıyor ki, film ilerledikçe yeni beklentiler doğuruyor ama o beklentilerin karşılığı genellikle beklediğizden tamamen farklı oluyor! Yönetmenin seyirciyle oynadığı bu oyun filmi izledikçe daha keyifli hale geliyor. Onun verdiği referanslara dayanarak bir sonraki sahnenin ne olacağının bir anlık da olsa aklınızdan geçmesi ve küçük bir oyunla tahmininizin alt üst olması seyir zevkini kesinlikle artırıyor. Bu oyunun merkezindeki zariflikten yoksun, seks düşkünü, çaresiz ve asosyal -ama yine de sempatik ve eğlenceli- kiralık katilimize karşı duyduğumuz garip hislerse filmin tuzu biberi oluyor. Seyirci olarak yaşadığımız bu karmaşık duyguları perdede temsil eden karakter, Danny. Onun gibi biz de bu iğrenç katilin çarpık gülümseyişi ve zavallılığına tav olup filmin akışına kendimizi kaptırıveriyoruz. "Matador", daha önce küçük bütçeli filmler yapan senarist-yönetmen Richard Shepard'ın ilk büyük prodüksiyonu. Belki de bu yüzden Shepard kurguda ve teknikte orijinal fikirler aramak yerine basit formülleri uygulamış, hatta bazı karelerde bire bir klişeleri kullanmış. Ancak Shepard, filmi yazarken herhangi bir yapımcının desteğini alabileceğini zaten hiç düşünmemiş. Hatta proje, dijital formatta çekilecek kendi halinde mütevazı bir film olacakmış. Oyuncu bulma konusunda da şüpheleri varmış yönetmenin; çünkü Shepard, yazdığı sıradışı karakteri hiç bir anaakım sinema oyuncusunun oynamak istemeyeceğini düşünüyormuş. Başka bir proje için Brosnan'ın yapım şirketine örnek olarak gönderdiği senaryo beğeniyle elden ele dolaşırken sonunda Brosnan'ın eline geçmiş ve böylece hem filmin başrol oyuncusu hem de yapımcısı belirlenmiş. Shepard'ın dediğine göre Brosnan'ın senaryoya hiçbir müdahelesi olmamış. Hatta oyuncu seçimini de tamamen Shepard'a bırakmış ve en doğrusu da olmuş, çünkü yardımcı rollerdeki Hope Davis ve Greg Kinnear'dan kesinlikle daha başarılı bir seçim olamazdı. Peki ya Brosnan? Julian kimliğinde onun perdede yarattığı sarsılmaz erkek imajının yerle bir oluşunu izlemek ayrı bir keyif. "Matador" kesinlikle şaşırtıcı bir film. Filmi izlerken yaşadığınız her eğlenceli anda, dekordaki her ayrıntıda, oyuncuların mükemmel performansında ve sürükleyici diyaloglarında ince bir mizah duygusu size eşlik ediyor. Üstelik bir şekilde bütün bunların üzerine çok önemli mesajları yerleştirmeyi de başarıyor. Kiralık katilin şimdiye kadar alıştıklarımızın dışında politikacıları değil de işadamlarını hedef alması, Danny'nin ağzından çıkan "Başarılı insanlar her zaman ellerinde kanla yaşamıyorlar mı?" repliği, bunlardan sadece bazıları. Bu film insanı şaşırtıyor. Fragmanına aldırmayın. Brosnan'a aldırmayın. Hatta türüne de aldırmayın! Çok fazla aksiyon beklemeden zekice kurgulanmış bir film için izleyin yeter. Dipnot: Brosnan etkisi Özellikle Hollywood oyuncularının üstüne yapışan perde kimlikleri, onları perdede her görüşümüzde o filmdeki karakteri de oyuncunun önceki filmlerine ait birtakım referanslarla izlememize neden olur. Birçok yönetmen için bu bilinçli seçim hikâyedeki karakteri oturtmak ve seyirci gözündeki gerçekliğini kolayca sağlamak için kullanılır. Örneğin filmde Bruce Willis'i gördüğünüzde onun film boyunca canlandıracağı karakter hakkında peşin yargılarınız zaten hazırdır. Özellikle çoğu başarılı oyuncu için bir kâbus haline gelen seri filmler perde karakterinin oluşmasında en etkili faktördür. Pierce Brosnan'ın kâbusu ise malum Bond serisi. "Başka Gün Öl"den ("Die Another Day", 2002) sonra bayrağı devreden Brosnan, sonraki yıllarda süratle üzerinden bu kimliği atmaya çalıştı. Bu açıdan baktığımızda Richard Shepard'ın "Matador"u ona hem Bond'un tam tersi bir karakteri canlandırma şansı tanıyacak hem de Bond'dan kalma referanslarla filmi izleyecek olan seyirciyi şaşırtacaktı. Belki de bu yüzden Brosnan, filmde oynamakla kalmayıp prodüktörlüğü de üstlenerek dünya çapında dağıtıma girebilmesi için elinden geleni yaptı. Sonuçta "Matador" ortaya çıktı ve Brosnan artık Bond kimliğinin dışında yeni bir şeyler yapabileceğini ispatladı. Brosnan'ın kolaylıkla karikatürüze olabilecek karakteri Julian, etten kemikten gerçek bir insan olarak perdede canlanmaya başladığında, önce Bond'dan kalma referansların berteraf edilişine, sonrasındaysa onun küllerinden doğan yepyeni bir antikahramanın doğuşuna tanıklık ettik. Üstelik Richard Shepard'ın film boyunca araya serpiştirdiği küçük kalıntılarla, bir an için onu tekrar Bond olarak düşünüp seyirden aldığımız keyfin katlandığını da gördük. "Matador"dan sonra Brosnan'ı artık karizmatik rollerin adamı olarak değil gerçek bir oyuncu olarak hatırlıyor olacağız. Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mayıs 2006 sayısında yayınlanmış, derginin izniyle kullanılmıştır.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Bir Aşk Hikayesi
Aşk asla üzgün olduğunu söylemek zorunda kalmamaktır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com