Kayıt
Türk Sineması'nda İlk Dijital Fim: "9"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta vizyona farklı bir Türk filmi giriyor. Tamamı dijital olarak gerçekleştiren ilik Türk filmi olan "9", pekçok festivalde yarışıp ödül aldıktan sonra hâlâ dağıtımcı bulamayınca, ancak yapımcıların gayretleriyle vizyona girebildi. Şimdilik yaln
Bir sorgu odası, tek bir iskemle ve sırayla bu iskemlede oturan, dışarıdan gelen “Anlat!” emriyle dünyalarına girdiğimiz altı kişi... İstanbul’un alt ve alt-orta gelir grubundan insanların yaşadığı sakin mahallerinden birinde bir cinayet işlenmiştir. Mahalleye sonradan gelen, sokaklarda yaşayan Kirpi lâkaplı güzel bir kız, feci şekilde öldürülmüştür. Polis, cinayetle ilgisi olduğunu düşündüğü altı kişiyi sorguya alır. Ümit Ünal’ın ilk uzun metrajlı filmi “9”, bu altı kişinin sorgusu üzerine kurulu bir film, ama amacı bu cinayeti çözmek değil. ‘Katil kim?’ motifini izleyicinin ilgisini ayakta tutabilmek için, dengeleyici bir unsur olarak kullanan Ünal, asıl derdi olan ‘günlük yaşamın içine yerleşmiş şiddet’i, sorgu süresince karakterleri çözümleyerek perdeye taşıyor; dolayısıyla sorgu, cinayete odaklı olmaktan çıkıp mahallenin geçmişini, kişiler arasında oluşan gizli ilişkileri ortaya çıkaran bir yapıya bürünüyor. Ünal’ın, karakterleri çözümlemede izlediği yöntem gerçekten çok etkileyici. Karakterlerin hapsolduğu sorgu mekânından geçmişe gidişler, sorgulanan karakterlerden birinin video kamerasına kaydettiği görüntüler aracılığıyla gerçekleşiyor; dolayısıyla izleyicinin kapalı mekânla açık mekânı algılayışı arasında bir fark olmuyor; her ikisi de belirli bir bakış açısını yansıtan, klostrofobik olmaya mahkûm görüntüler üzerinden izleyiciye ulaşıyor. Farklı bir yapım yöntemi Oscar törenlerinde Türkiye’yi temsil edecek film olarak seçilince vizyon tarihi erkene alınan “9”, Türk sinemasında tamamı dijital olarak gerçekleştirilmiş ve daha sonra 35 mm’ye aktarılmış ilk film. “9”, yapım yöntemi olarak da, yalnızca ülkemizde değil, dünya sinemasında da pek rastlanılmayan bir şekilde çekilmiş. Filmin yapımcılığını, Ümit Ünal, Haluk Bener ve görüntü yönetmenliğini de yapan Aydın Sarıoğlu ortaklaşa üstlenmiş. Başta oyuncular olmak üzere set ekibindeki hemen herkes filmin senaryosunu okuyarak, gerçekten bu filmde yer almak istedikleri için ve hiçbir ücret talep etmeden “9”un yapımına katkıda bulunmuşlar. Dolayısıyla, filmin ‘En küçük bütçe ile nasıl bir film yapılabilir?’ sorusuna yanıt arayan ve geniş bir çerçevesi olan, bir tür manevi ortaklık sonucunda gerçekleştiği söylenebilir. Bu durum, özellikle de oyuncuların filmde senaryoya bu kadar inanarak yer almaları “9”a çok olumlu bir şekilde yansımış. Oyuncuların her birinin, filmin büyük bölümünde kameranın karşısındaki ‘solo’ performansları, oynadıkları karakterlerin içine girmemizi oldukça kolaylaştırıyor. Bu durum, Ali Poyrazoğlu gibi, tiyatro deneyimi daha fazla olanların yer yer fazlaca teatral bir oyunculuğa kaymasına yol açsa da, filme bütün olarak baktığımızda, oyuncularla karakterlerin birebir örtüşmesi sonucu bu, rahatsız edici bir durum olarak aklımızda yer etmiyor. Karakterleri mekâna sıkıştıran kadrajlar Ancak filmin önemini –şimdiye kadar yapıldığı gibi- dijital olarak çekilen ilk film oluşuyla ya da yapım yönteminin özgünlüğüyle sınırlı görmemek gerekiyor. Öncelikle çok iyi düşünülmüş bir senaryosu var “9”un. Filmin dijital olması, senarist/yönetmen Ümit Ünal’ın bu senaryoya en uygun dili bulabilme kaygısından kaynaklanıyor. Daha önce ‘Teyzem’ ile ‘Hayallerim, Aşkım ve Sen’ gibi çok başarılı senaryolara imza atmış olan Ünal, hem tecrübesini, hem de gözlem gücünü kullanarak, benzer mahallelerde yaşamış veya yaşıyor olan her izleyicinin ‘Ben bu adamı/kadını tanıyorum’ diyeceği karakterler yaratmayı başarıyor. Ünal’ın izleyiciyi karakterlerin ruh hallerine bu kadar başarıyla yaklaştırmasında, filmin görüntü yönetmeni Aydın Sarıoğlu’nun da katkısı çok büyük. Sorgu odasıyla dışarısı arasında benzer klostrofobik bir etki yaratılmasında Sarıoğlu’nun karakterleri mekâna sıkıştıran kadrajlarının önemini gözden kaçırmak, gerçekten haksızlık olacaktır. Sarıoğlu ve Ünal’ın ortaklaşa çalışmalarıyla, filmde mekânlara bağlı olmayan üçüncü bir kameranın kullanılmaması (yalnızca filmin sonundaki bir sekansta sorgu kamerası ve mahallenin fotoğrafçısı Firuz’un el kamerası dışında üçüncü bir kamera devreye giriyor), filmin anlatım diliyle görüntü dili arasında muazzam bir uyum sağlamış oluyor. Başlarda bu yöntemi yadırgasanız da karakterlerin dünyasına girdikçe filmin sürükleyiciliğine kendinizi kaptırıyorsunuz. Küçük cinnet mekânları Toparlamak gerekirse, 9’un ilk dijital Türk filmi olmasından çok, Türk sinemasında pek önem verilmeyen ‘mekân’ kavramına ciddi bir bakış getiren bir film olmasıyla sinema tarihinde kendine sağlam bir yer edineceğini öngörebiliriz. İstanbul’u yaya olarak gezen herkesi sıcaklığıyla kendine çeken, son dönemde Türk dizilerinin beslendiği en büyük kaynak olan ‘şirin’ mahalleler, 9’a hepimizin yüzleşmeye korktuğu boyutuyla yansıyor: Yıllardır birlikte yaşamanın sonucu üretilen geçmişin, göze çarpmayan çitlerle etrafını çevirdiği, kendine has işleyiş kuralları olan ve mahalleli olmayanı içinde barındırmayan küçük cinnet mekânları... Bu anlamda, filmin başındaki Kafka alıntısında yer alan makine metaforu daha anlaşılır bir hal alıyor. Makinenin çarkları, sistemin en küçük birimlerinden başlayarak, benzer bir mantıkla işlemeye başlıyor. Sorgu odasının klostrofobik yapısı, yarattığı sıkışmışlık duygusu kente ve mahalleye de taşınıyor; şiddet sorgu odasından çıkıp yaşadığımız yerlere de siniyor, işleyişin bir parçası haline gelerek sıradanlaşıyor. Kimden, niçin korkması gerektiğini unutan, geçmişten gelen bağlarına sarılarak, güvenlik ihtiyacını gidermeye çalışan bireyler, farkında olmadan kendi güvenlikleri için şiddet uygular hale geliyorlar. Bu noktada, tıpkı 9’daki karakterlere olduğu gibi, devletin o düzenleyici tokadı, makinenin nasıl işlemesi gerektiğini, kimden niçin korkmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor bize. Bir kez daha, merdivenlerde kolyeyi bulan Firuz gibi, başımızı öne eğip yürümeye devam etmek mi gerçekten tek yapabileceğimiz? Yoksa 9’un hangi koşullarda 6 olabileceğini düşünmeli miyiz?
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Maviliklere Doğru (28 Ağustos 2008 20:45 Kanal D)
Paul Walker, Jessica Alba, Scott Caan ve Ashley Scott'un oynadığı Maviliklere Doğru adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45 'te Kanal D ekranlarında...
Replik
Gözü Tamamen Kapalı

Hiçbir düş sadece bir düş değildir...

Dr. Bill Harford

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com