"Tutunamayanlar"
Büyüyemeyenlere buzdan hayaller...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Filmekimi'nde gösterildikten sonra vizyonda izleme şansına da kavuştuğumuz "Tutunamayanlar", karşımıza bir türlü büyümeyen, daha doğrusu büyümek istemeyen karakterler çıkarıyor. Alışılmadık bir tona sahip olan filmi genç yönetmeni Dagur Kari'nin ağzından dinliyoruz...
"Tutunamayanlar", Dagur Kári'nin bütün bildik öğelerini içeriyor: eğlenceli diyaloglar, alışılmadık bir mizah anlayışı ve bütün bunların yanında kahramanlarının duygusal dünyalarının derinlemesine bir incelemesi. Filmin müziklerini, "Buzdan Hayaller"in de müziklerini yapan Dagur Kári'nin kendi grubu slowblow bestelemiş. Cannes Film Festivali'nin 'Belirli Bir Bakış' bölümünde gösterilen "Tutunamayanlar", sorumsuz grafiti sanatçısı Daniel, en az onun kadar umursamaz Franc adında bir kız, "Dede" lakâplı Roger, uykusuzluk çeken bir yargıç ve küçük bir Fiat 500 hakkında bir öykü. "Buzdan Hayaller" ("Albino Noi") filminin yönetmeni Dagur Kári'den, kalıpların dışına çıkanları anlatan, dramatik öğeler de içeren hafif bir aşk hikâyesi ve alışılmışın dışında bir komedi. Yönetmenin ağzından "Tutunamayanlar" Dagur Kari henüz ikinci filmini çekmiş bir yönetmen olmasına rağmen , hem hikâye anlatımı hem de görsel seçimleri ile sıradışı bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Yönetmeni benzersiz kılan unsurların başında filmlerine hakim olan özgün mizah duygusu geliyor. "Tutunamayanlar" da "Buzdan Hayaller" gibi hayata bir yerinden dikiş tutturamayan karakterlerin modern hayat içinde var olma serüvenlerini, samimi ve esprili bir dille anlatıyor. Filmin genç yönetmeni Kari, bakın sinema anlayışını ve "Tutunamayanlar"ı nasıl anlatıyor: "Hikâye örgüsüne dayalı filmlere kıyasla bir fikir kataloğunu andıran filmleri daha çok seviyorum. Senaryoyu yazarken, oturup bir ana hikâye yazmaya çalışmadık. Birbiri ardına fikirler üretip hepsini birleştirdik. Yavaş yavaş, bir şeyin iskeleti şekillenmeye başladı. Fikirlerimizi o iskeletin üzerine yerleştirdik sonunda elimizde bir öykü oldu. Kendi çevremizden tanıdığımız belirli bir tür genç insanın hayatını anlatmak istedim. Hiçbir zaman sorumluluk almayan, topluma ve ve hiçbir standarda uymayan bir grup insan. Toplum onlara umutsuz vakalar olarak bakıyor. Onların kendi bakış açısıysa tamamen başka bir hikâye. Bu insanların ne zaman akıllanıp, yetişkin insanlar olarak davranacaklarını, ne zaman kravatlarını takıp toplumla barışacaklarını kestirmezsiniz. Biz bu insanların günün birinde bir seçim yapmaya zorlanıp, sorumluluk almalarının hikâyelerini anlatmak istedik. Daniel ve Franc işte bu tür insanları temsil ediyorlar. Hikâyedeki yargıç ve 'büyükbaba' karakterleri ilginç bir biçimde birbirlerine tezat teşkil ediyorlar. Yargıç sorumluluklarının farkına varmış, kendine bir düzen oturtmuş bir yetişkin. Kendi iradesi ile toplumun çarklarının dışına çıkıyor. İnsanı hayat düzeninin dışına iten zina ve mali sıkıntı gibi nedenlerden dolayı değil tamamen kendi seçimiyle ait olduğu düzeni terkeden birisi yargıç. Yargıç karakterinin davranışlarının nedenleri sabit ve kolayca gözlemlenip kabul edilecek şeyler yerine, daha varoluşsal sorunlar. Yargıç karakterinin hikâyesi filmdeki mizah ve diyaloğa dayalı anlatıma kontrast oluşturuyor. Onun hikâyesi sessizlik ve atmosfer hissi üzerine kurulu. Bir şekilde 'Büyükbaba' karakteri de yargıç ile aynı kaderi paylaşıyor. Başlangıçta o da sorumluluk ve toplumsal değerleri, dünyevi zevklerin üzerinde tutuyor ancak sonunda onun için de herşey planladığının tam aksi şekilde gelişiyor. Filmi siyah-beyaz çekmeyi tercih ettik. Prodüksiyon tasarımında ve kadrajları oluştururken belirgin bir görsel seçime uygun tercihler yapmaya çalıştık. İnsanların yuvarlak hatları ile içinde rahat edemeyecekleri kenarlı köşeli iç mekanlar kullanmayı tercih ettik. Film de tam olarak içinde bulunduğu topluma ayak uyduramayan insanların hikâyesini anlatıyor. Filmin kahramanları ya kendi alternatif gerçekliklerini yaratıyorlar ya da varolan gerçekliğe kendilerini uydurmak için didinip duruyorlar. Bu tema ile ilgili referanslarımızın tümü ya siyah-beyaz filmlerden ya da siyah-beyaz resimlerden geliyordu. Bu yüzden filmi siyah-beyaz çekmenin doğru olacağını düşündük. Biçim olarak 60'ların filmlerine selam duran bir film yapmak istedik. Sinemanın o dönemdeki masumiyeti ve kayıtsızlığı bütün bunlara karşı biçim ve tarzın baskınlığı bize ilham verdi. Gerçek dünyaya benzemeyen bir sinemasal evren yaratmak istedik. Gerçek hayattan enstantaneler almak yerine, onları kendimi yaratıp, modern çağın gelişini kutlayıp aynı zamanda geçmişi özlemek istedik. Siyah ve beyaz bize şimdiki zamanda olup yine de nostaljik olabilme fırsatı verdi. Hikâyede Daniel'e odaklandık. Toplumun farklı bir frekansında yaşayan genç bir adam. Eğer ötekiler gerçek dünyaya aitlerse, Daniel bir rüya alemine ait. Bilimadamlarının söylediğine göre rüyalarımızı siyah-beyaz görüyoruz. Hikâyeye ya da temaya uymak uğruna filmin hiçbir sahnesinin varolan potansiyelini harcamayacağımız, enerjik ve yenilikçi bir film yapmak istedik. Mekânik olan yerine organik olanı kucaklamak istedik. Anlatımın masum zevklerine bağlı kalarak elimizden gelenin en iyisine imza atmak istedik.” (Filmin basın bülteninden derlenmiştir.)
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Yetenekli Bay Ripley
Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür...
Tom Ripley

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com