"Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"
Hayatın anlamını arayanlara...
Hayatın anlamını arayanlara...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Douglas Adams'ın Türkçe'de de yayınlanan fantastik roman serisinden uyarlanan "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi", bizi bilimkurgu türü ve varlık felsefesi alanında ciddiye aldığımız her şeyi bir kenara bırakıp, galaksiler arası eğlenceli bir yolculuğa davet ediyor. Romanlardaki özgün mizahı devralan film, aklımızdaki büyük sorulara büyük yanıtlar bulamadığımızda paniğe kapılmamamızı öğütlüyor: Önemli olan sonuç değil, yanıt aramak için çıkılan yolculuktur!
Romanları ülkemizde Kabalcı Yayınevi tarafından basılan 'Otostopçunun Galaksi Rehberi', radyo programı olarak başlamış, daha sonra seri halinde romanlaşmış, televizyon dizisine dönüşmüş ve nihayetinde beyazperdeye düşmüş bir fenomen. Douglas Adams'ın harikûlade hayalgücünün eseri olan ve İngiltere'de tüm zamanların en iyi beş roman serisi arasında yer alan 'Otostopçunun Galaksi Rehberi', Monty Python geleneğini anımsatan mizahi üslubuyla, hem felsefe tarihinin varoluşa dair önemli sorularıyla hem de bilimkurgu türünün genel eğilimleriyle dalga geçen çok özgün bir eser. Böyle devasa bir eser, tek bir kitaba değil serinin tüm kitaplarına dayanarak tek bir filme sıkıştırılınca, haliyle kitaplara hayran olanların burun kıvırdığı bir film çıkıyor ortaya. Yine de, en azından temel yaklaşım anlamında "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin Douglas Adams'ın üslubuna ve bakış açısına yaklaştığını da kabul etmek gerekiyor. En azından kitapların mizah anlayışını görselleştirme konusunda filmin gözle görülür bir başarısı söz konusu. İsterseniz Adams'a ve yarattığı fenomenin iç yüzüne değinmeden önce, kısaca filmin konusuna bir göz atalım...
Dünya dediğin, kainatta bir nokta...
Her şeyden önce şunu söylemek lâzım: Film serideki tüm kitaplarla flört etse de, asıl olarak filmle aynı adı taşıyan ilk kitabın olay akışını takip ediyor. Ancak yer yer, diğer kitaplarda geçen ilginç olayları da öykünün içine monte ediyor. Bu haliyle filmdeki olaylar dizisi Arthur Dent’in (Martin Freeman) yaşadığı berbat bir günde başlıyor. Aşk ve iş hayatında yakın zamanda yaşadığı başarısızlıkların çökerttiği Dent, bir sabah evinin kapısına dayanan buldozerlerle uyanıyor. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, en iyi arkadaşı Ford Perfect onu sabah sabah bir bara götürüp zorla bira içiriyor ve aslında bir uzaylı olduğunu itiraf ediyor. Tabii ki bu itiraf nedensiz değil: Ford, uzayda açılacak bir otoyolun güzergâhında yer aldığı için dünya gezegeninin yok edileceğini ve buna dakikalar kaldığını, kurtulmak için Arthur'un kendisiyle galaksiler arası otostop yapması gerektiğini söylüyor. Bir güne sığan tüm bu kaos karşısında serseme dönen Arthur, Ford Prefect’le birlikte yok edilen dünyayı geride bırakıyor ve bilinmeyen dünyalara yelken açıyor. Bu eğlenceli ve de kozmik yolculuk sırasında hayatın ve dünyanın varlığının arkasında yatan basit gerçekleri olduğu kadar, evrenin gerçek (ve pek de karışık olmayan) doğasını da keşfediyor. Tüm bu keşifler sırasındaki yardımcısı ise, bir otostopçunun tüm sorularının yanıtını barındıran, arkadaşı Ford Dent gibi yüzlerce otostopçunun katkılarıyla yazılmış olan 'Otostopçunun Galaksi Rehberi' adlı interaktif ansiklopedi oluyor.
Konusundan da anlaşılacağı gibi, "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin en önemli özelliği, pek çok uzay filminde çok önemsenen ‘Dünya’ gezegeninin aslında o kadar önemli ve kurtarılmaya değer olmayabileceğini düşündürtmesi. Böyle bir düşünce, doğal olarak varoluşun nasıl bir anlamı olduğunu sorgulamayı gündeme getiriyor. Zaten filmin en büyük esprisi ve gizemi de bu sorgulama çevresinde örülüyor. Hayatın, evrenin ve her şeyin anlamını bulmak üzere tasarlanan ‘Derin Düşünce’ (‘Deep Thought’) adlı gelişmiş bilgisayarın tam 7,5 milyon yıl yaptığı hesaplamaların sonucunda bu soruya '42' yanıtını vermesi ve esas olanın yanıttan çok doğru soruyu sormak olduğunu salık vermesiyle herkes bu sorunun peşine düşüyor. Sonuçta film, Douglas Adams'ın romanlarında olduğu gibi, varlığı sorgulamanın yanıtı bulmakla değil, sadece sorgulama sürecinde yaşananlarla anlam kazandığı sonucuna götürüyor bizi. Her zaman her şeyin kesin ve tek bir yanıtı olmayacağını, gönülden inanıp ciddiye aldığımız büyük şeylerin de göründükleri kadar büyük ve ciddi olmayabileceğini, her şeyin hafife alınabileceğini bir kez daha öğretiyor bize... Panik yapmadan, bu sürecin tadına varmaya çağırıyor.
Peki bu büyük fenomeninin kendisinin geçirdiği süreç ne? İsterseniz gelin "Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin yolculuğuna kısaca göz atalım:
Otostopçunun Galaksi Rehberi'nin hikâyesi...
Sonradan kısaca 'H2G2' olarak adlandırılan "The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy–Otostopçunun Galaksi Rehberi", 1978 yılında BBC’nin Radio 4 adlı radyo kanalında yepyeni bir programı olarak tarih sahnesine çıktı. Kısmen bilimkurgu-uzay macerası, kısmen hiciv komedisi özelliklerini taşıyan bu programın bir özelliği de hayatın esas gerçeğinin ne olduğunu irdeleyen bir komedi olmasıydı. Robot öykülerinden yola çıkarak uzayın derinliklerini araştıran galaksilerarası ansiklopedi denilebilecek bu programda, yüzyıllardır insanoğlunun beynini kurcalayan birçok sorunun yanıtı aranıyordu. Programı diğerlerinden farklı kılan özelliği, “Evrenin doğası nedir? Evrenin başlangıcında ne var? Gerçek nedir? Yaşamın gerçek anlamını biliyor muyuz?” gibi sorulara cevap ararken, kendini ve bu soruları çok da ciddiye almadan komedi kalıpları içinde dinleyiciyle buluşmasıydı.
Radyo dizisinin yazarı Douglas N. Adams adlı genç biriydi. Cambridge Üniversitesi'nde ‘İngiliz Dili ve Edebiyatı’ eğitimi almış olan Adams, çocukluk yıllarından itibaren uç bilimsel keşiflere ilgi duymuştu. Çocukluğundan beri aklında hep aynı düşünce vardı. Bir yerlerde mutlaka kainata dair bir el kitabı veya bir rehber olmalıydı. Ancak böyle bir kitabın hiç olmadığının farkına varınca oturup kendisi yazmaya karar verdi.
Sonunda Arthur Dent’in öyküsünü kaleme alarak imkânsızı başardı. Filmde Martin Freeman’in portresini çizdiği Arthur Dent karakteri, yakın gelecekte patlayarak yok olması muhtemel olan dünyamızdan kaçış yolunu uzaya açılmakta bulan bir adamdı. Uzayda yaşadığı serüvenlerin sonucunda galaksideki en iyi öğüdün “PANİK YOK!” olduğunu keşfediyordu. Radyo oyununun kazandığı başarının ardından Adams’a yeni teklifler gelmeye başladı. Bunların başında da radyo oyununu temel alarak roman yazmasını teklif eden bir yayınevi vardı. Adams teklife sıcak bakınca edebiyat dünyasının galaktik yıldızı olup çıktı. Yazdığı kitap kısa sürede en çok satan kitaplar listesinin bir numarasına yükseldi. Ardından serinin beş kitabı daha geldi. Yazarın ölümünden hemen önce kitaplarının toplam satışı 15 milyonu geçmişti. “Hitchhiker” serisindeki kitaplar sadece best-seller olmakla kalmayıp kültürel fenomene dönüştü. Kitabın hayranları gruplar oluşturarak içeriğini tartışmaya başladılar. Hatta Darwin düşüncesine yakınlığıyla tanınan dünyaca ünlü fizikçi Richard Dawkins ve teorik fizikçi Stephen Hawking de “Hitchhiker” çılgınlığına katılarak, kitapları bilimsel teoriler ışığında tartıştılar. Douglas Adams’ın “Onlar benim iki büyük kahramanım” dediği John Cleese ile Paul McCartney de yeni projelerinde onunla işbirliği yaptılar.
“Otostopçunun Galaksi Rehberi”ni önce radyo oyunu olarak başlatıp, sonra kitap ve televizyon dizisine dönüştüren Douglas Adams, kitabın kaderinde günün birinde sinema filmi versiyonunun yapılması olduğunu biliyordu. Ancak o yıllarda Hollywood’un bunu başarabilecek teknolojik kapasitesi yoktu. Dijital film yapımında sağlanan gelişmeler olursa bunun başarılabileceği belliydi.
Adams, 20 yıl boyunca senaryoyu yazmakla uğraştı. 1998 yılında Disney ile sözleşme imzalamayı başardı. Ancak Disney’e ilk senaryo taslağını teslim ettikten kısa süre sonra tüm dünyayı şok eden bir gelişme yaşandı. Douglas Adams genç sayılabilecek bir yaşta kalp krizi geçirerek hayata veda etmişti.
Arkadaşlarıyla hayranları bu kayıp karşısında adeta yıkıldılar. Aralarında ABD, Brezilya, Almanya ve İngiltere’nin de bulunduğu çeşitli ülkelerde Douglas Adams’ın anıtları dikildi. Ayrıca uzaydaki iki gök cismine de onun adı verildi. Bunlardan bir tanesi kitabın ünlü karakterinin adını taşıyan ‘Arthurdent’ gezegeni, diğeri ise ‘Douglasadams’ adı verilen bir asteroiddi.
Yazarının vizyonunu sahiplenen bir uyarlama
Douglas Adams’ın hazırladığı rehber kitabın her sayfası şimdiye kadar hayal bile edilemeyen uzay yaratıkları ve öğeleriyle doluydu. Bilimkurgu gelenekleriyle zekice oynayıp değiştirmekten çekinmedi. Hayatın en büyük gizemlerini ele alarak kışkırtıcı bakış açıları getirdi. Sonuçta Adams’ın yarattığı yaıpıt bu dünyanın pop kültürü üzerinde çok derin ve güçlü etkiler bıraktı. Adams’ın ünlü kahramanı Arthur Dent’in gerçek hayatın öbür yüzünde yaşadığı gizemli serüvenler her ortamda tartışılmaya başlandı. Douglas Adams, sonradan bu durum için “The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’nin tarihi idealizmin, mücadelenin, çaresizliğin, tutkunun, başarının, başarısızlığın ve olağanüstü uzun öğle tatillerinin tarihidir.” diyerek kazandığı başarıyı kendi üslubuyla tiye alacaktır.
İşte, böyle bir fenomenin beyazperde versiyonunun da en büyük kaygısı, doğal olarak, Douglas Adams'ın yarattığı dev mirasın hakkını vermek, onun bakış açısı ve vizyonunu sinemasallaştırabilmekti. Douglas Adams artık hayatta olmadığı için filmin yapımıyla yakından ilgilenen, ünlü yazarın multimedya şirketinin birlikte kurduğu ortağı Robbie Stamp'in sözleri filmin çekimleri sırasında belirleyici olan Adams'ın vizyonuna dair net bir fikir veriyor: “Douglas olağanüstü çapta bir karakterler galaksisi yaratırken dünyanın her köşesindeki milyonlarca insanın gönlünde taht kurdu. Ancak onun en büyük hayali bir sinema filmi yapılmasıydı. 20 yıl boyunca bunun mücadelesini verdi. Douglas’ın yapıtının en önemli özelliği asla statik olmamasıydı. Farklı medyalara göre farklı şekillerde değişebilecek yapıdaydı. Örneğin radyo oyunuyla kitabı karşılaştırdığımızda ikisinin oldukça farklı olduğunu görürüz. Aynı şekilde kitap ile bilgisayar oyunu da birbirinden farklıdır. Film yapılırken öykünün yeniden yorumlanacağını; yepyeni fikirler karşısında hayranlarının da mutlu olacağını biliyordu. Ancak hiç beklenmedik bir trajedi meydana geldi ve tam istediğine ulaşmak üzereyken hayata veda etti.”
Adams'ın eserinin, her medyada yeniden şekillenmesine verdiği önem, "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin tek bir kitaba değil tüm seriye dayanmasının ardında yatan nedene de işaret ediyor. Sonuçta karşımızda, dev bir eserin hakkından, o eserin ruhuna uygun olarak 'basitçe', kendini çok da ciddiye almadan kalkan ve yerinde bir mizah yakalamayı başaran bir uyarlama var. Bilimkurgudan hoşlanmasanız da Adams gibi bir dehanın anısına saygı için gidip görmeniz şart...
Dünya dediğin, kainatta bir nokta...
Her şeyden önce şunu söylemek lâzım: Film serideki tüm kitaplarla flört etse de, asıl olarak filmle aynı adı taşıyan ilk kitabın olay akışını takip ediyor. Ancak yer yer, diğer kitaplarda geçen ilginç olayları da öykünün içine monte ediyor. Bu haliyle filmdeki olaylar dizisi Arthur Dent’in (Martin Freeman) yaşadığı berbat bir günde başlıyor. Aşk ve iş hayatında yakın zamanda yaşadığı başarısızlıkların çökerttiği Dent, bir sabah evinin kapısına dayanan buldozerlerle uyanıyor. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, en iyi arkadaşı Ford Perfect onu sabah sabah bir bara götürüp zorla bira içiriyor ve aslında bir uzaylı olduğunu itiraf ediyor. Tabii ki bu itiraf nedensiz değil: Ford, uzayda açılacak bir otoyolun güzergâhında yer aldığı için dünya gezegeninin yok edileceğini ve buna dakikalar kaldığını, kurtulmak için Arthur'un kendisiyle galaksiler arası otostop yapması gerektiğini söylüyor. Bir güne sığan tüm bu kaos karşısında serseme dönen Arthur, Ford Prefect’le birlikte yok edilen dünyayı geride bırakıyor ve bilinmeyen dünyalara yelken açıyor. Bu eğlenceli ve de kozmik yolculuk sırasında hayatın ve dünyanın varlığının arkasında yatan basit gerçekleri olduğu kadar, evrenin gerçek (ve pek de karışık olmayan) doğasını da keşfediyor. Tüm bu keşifler sırasındaki yardımcısı ise, bir otostopçunun tüm sorularının yanıtını barındıran, arkadaşı Ford Dent gibi yüzlerce otostopçunun katkılarıyla yazılmış olan 'Otostopçunun Galaksi Rehberi' adlı interaktif ansiklopedi oluyor.
Konusundan da anlaşılacağı gibi, "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin en önemli özelliği, pek çok uzay filminde çok önemsenen ‘Dünya’ gezegeninin aslında o kadar önemli ve kurtarılmaya değer olmayabileceğini düşündürtmesi. Böyle bir düşünce, doğal olarak varoluşun nasıl bir anlamı olduğunu sorgulamayı gündeme getiriyor. Zaten filmin en büyük esprisi ve gizemi de bu sorgulama çevresinde örülüyor. Hayatın, evrenin ve her şeyin anlamını bulmak üzere tasarlanan ‘Derin Düşünce’ (‘Deep Thought’) adlı gelişmiş bilgisayarın tam 7,5 milyon yıl yaptığı hesaplamaların sonucunda bu soruya '42' yanıtını vermesi ve esas olanın yanıttan çok doğru soruyu sormak olduğunu salık vermesiyle herkes bu sorunun peşine düşüyor. Sonuçta film, Douglas Adams'ın romanlarında olduğu gibi, varlığı sorgulamanın yanıtı bulmakla değil, sadece sorgulama sürecinde yaşananlarla anlam kazandığı sonucuna götürüyor bizi. Her zaman her şeyin kesin ve tek bir yanıtı olmayacağını, gönülden inanıp ciddiye aldığımız büyük şeylerin de göründükleri kadar büyük ve ciddi olmayabileceğini, her şeyin hafife alınabileceğini bir kez daha öğretiyor bize... Panik yapmadan, bu sürecin tadına varmaya çağırıyor.
Peki bu büyük fenomeninin kendisinin geçirdiği süreç ne? İsterseniz gelin "Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin yolculuğuna kısaca göz atalım:
Otostopçunun Galaksi Rehberi'nin hikâyesi...
Sonradan kısaca 'H2G2' olarak adlandırılan "The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy–Otostopçunun Galaksi Rehberi", 1978 yılında BBC’nin Radio 4 adlı radyo kanalında yepyeni bir programı olarak tarih sahnesine çıktı. Kısmen bilimkurgu-uzay macerası, kısmen hiciv komedisi özelliklerini taşıyan bu programın bir özelliği de hayatın esas gerçeğinin ne olduğunu irdeleyen bir komedi olmasıydı. Robot öykülerinden yola çıkarak uzayın derinliklerini araştıran galaksilerarası ansiklopedi denilebilecek bu programda, yüzyıllardır insanoğlunun beynini kurcalayan birçok sorunun yanıtı aranıyordu. Programı diğerlerinden farklı kılan özelliği, “Evrenin doğası nedir? Evrenin başlangıcında ne var? Gerçek nedir? Yaşamın gerçek anlamını biliyor muyuz?” gibi sorulara cevap ararken, kendini ve bu soruları çok da ciddiye almadan komedi kalıpları içinde dinleyiciyle buluşmasıydı.
Radyo dizisinin yazarı Douglas N. Adams adlı genç biriydi. Cambridge Üniversitesi'nde ‘İngiliz Dili ve Edebiyatı’ eğitimi almış olan Adams, çocukluk yıllarından itibaren uç bilimsel keşiflere ilgi duymuştu. Çocukluğundan beri aklında hep aynı düşünce vardı. Bir yerlerde mutlaka kainata dair bir el kitabı veya bir rehber olmalıydı. Ancak böyle bir kitabın hiç olmadığının farkına varınca oturup kendisi yazmaya karar verdi.
Sonunda Arthur Dent’in öyküsünü kaleme alarak imkânsızı başardı. Filmde Martin Freeman’in portresini çizdiği Arthur Dent karakteri, yakın gelecekte patlayarak yok olması muhtemel olan dünyamızdan kaçış yolunu uzaya açılmakta bulan bir adamdı. Uzayda yaşadığı serüvenlerin sonucunda galaksideki en iyi öğüdün “PANİK YOK!” olduğunu keşfediyordu. Radyo oyununun kazandığı başarının ardından Adams’a yeni teklifler gelmeye başladı. Bunların başında da radyo oyununu temel alarak roman yazmasını teklif eden bir yayınevi vardı. Adams teklife sıcak bakınca edebiyat dünyasının galaktik yıldızı olup çıktı. Yazdığı kitap kısa sürede en çok satan kitaplar listesinin bir numarasına yükseldi. Ardından serinin beş kitabı daha geldi. Yazarın ölümünden hemen önce kitaplarının toplam satışı 15 milyonu geçmişti. “Hitchhiker” serisindeki kitaplar sadece best-seller olmakla kalmayıp kültürel fenomene dönüştü. Kitabın hayranları gruplar oluşturarak içeriğini tartışmaya başladılar. Hatta Darwin düşüncesine yakınlığıyla tanınan dünyaca ünlü fizikçi Richard Dawkins ve teorik fizikçi Stephen Hawking de “Hitchhiker” çılgınlığına katılarak, kitapları bilimsel teoriler ışığında tartıştılar. Douglas Adams’ın “Onlar benim iki büyük kahramanım” dediği John Cleese ile Paul McCartney de yeni projelerinde onunla işbirliği yaptılar.
“Otostopçunun Galaksi Rehberi”ni önce radyo oyunu olarak başlatıp, sonra kitap ve televizyon dizisine dönüştüren Douglas Adams, kitabın kaderinde günün birinde sinema filmi versiyonunun yapılması olduğunu biliyordu. Ancak o yıllarda Hollywood’un bunu başarabilecek teknolojik kapasitesi yoktu. Dijital film yapımında sağlanan gelişmeler olursa bunun başarılabileceği belliydi.
Adams, 20 yıl boyunca senaryoyu yazmakla uğraştı. 1998 yılında Disney ile sözleşme imzalamayı başardı. Ancak Disney’e ilk senaryo taslağını teslim ettikten kısa süre sonra tüm dünyayı şok eden bir gelişme yaşandı. Douglas Adams genç sayılabilecek bir yaşta kalp krizi geçirerek hayata veda etmişti.
Arkadaşlarıyla hayranları bu kayıp karşısında adeta yıkıldılar. Aralarında ABD, Brezilya, Almanya ve İngiltere’nin de bulunduğu çeşitli ülkelerde Douglas Adams’ın anıtları dikildi. Ayrıca uzaydaki iki gök cismine de onun adı verildi. Bunlardan bir tanesi kitabın ünlü karakterinin adını taşıyan ‘Arthurdent’ gezegeni, diğeri ise ‘Douglasadams’ adı verilen bir asteroiddi.
Yazarının vizyonunu sahiplenen bir uyarlama
Douglas Adams’ın hazırladığı rehber kitabın her sayfası şimdiye kadar hayal bile edilemeyen uzay yaratıkları ve öğeleriyle doluydu. Bilimkurgu gelenekleriyle zekice oynayıp değiştirmekten çekinmedi. Hayatın en büyük gizemlerini ele alarak kışkırtıcı bakış açıları getirdi. Sonuçta Adams’ın yarattığı yaıpıt bu dünyanın pop kültürü üzerinde çok derin ve güçlü etkiler bıraktı. Adams’ın ünlü kahramanı Arthur Dent’in gerçek hayatın öbür yüzünde yaşadığı gizemli serüvenler her ortamda tartışılmaya başlandı. Douglas Adams, sonradan bu durum için “The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’nin tarihi idealizmin, mücadelenin, çaresizliğin, tutkunun, başarının, başarısızlığın ve olağanüstü uzun öğle tatillerinin tarihidir.” diyerek kazandığı başarıyı kendi üslubuyla tiye alacaktır.
İşte, böyle bir fenomenin beyazperde versiyonunun da en büyük kaygısı, doğal olarak, Douglas Adams'ın yarattığı dev mirasın hakkını vermek, onun bakış açısı ve vizyonunu sinemasallaştırabilmekti. Douglas Adams artık hayatta olmadığı için filmin yapımıyla yakından ilgilenen, ünlü yazarın multimedya şirketinin birlikte kurduğu ortağı Robbie Stamp'in sözleri filmin çekimleri sırasında belirleyici olan Adams'ın vizyonuna dair net bir fikir veriyor: “Douglas olağanüstü çapta bir karakterler galaksisi yaratırken dünyanın her köşesindeki milyonlarca insanın gönlünde taht kurdu. Ancak onun en büyük hayali bir sinema filmi yapılmasıydı. 20 yıl boyunca bunun mücadelesini verdi. Douglas’ın yapıtının en önemli özelliği asla statik olmamasıydı. Farklı medyalara göre farklı şekillerde değişebilecek yapıdaydı. Örneğin radyo oyunuyla kitabı karşılaştırdığımızda ikisinin oldukça farklı olduğunu görürüz. Aynı şekilde kitap ile bilgisayar oyunu da birbirinden farklıdır. Film yapılırken öykünün yeniden yorumlanacağını; yepyeni fikirler karşısında hayranlarının da mutlu olacağını biliyordu. Ancak hiç beklenmedik bir trajedi meydana geldi ve tam istediğine ulaşmak üzereyken hayata veda etti.”
Adams'ın eserinin, her medyada yeniden şekillenmesine verdiği önem, "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi"nin tek bir kitaba değil tüm seriye dayanmasının ardında yatan nedene de işaret ediyor. Sonuçta karşımızda, dev bir eserin hakkından, o eserin ruhuna uygun olarak 'basitçe', kendini çok da ciddiye almadan kalkan ve yerinde bir mizah yakalamayı başaran bir uyarlama var. Bilimkurgudan hoşlanmasanız da Adams gibi bir dehanın anısına saygı için gidip görmeniz şart...Henüz kimse yorum yapmamış.
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba



Budala Dedktif 2 (15 Ekim 2008 22:00 Atv)
Jim Carrey, Ian McNeice, Simon Callow, Maynard Eziashi ve Bob Gunton'ın oynadığı "Budala Dedktif 2" adlı komedi filmi bu akşam 22:00'da Atv ekranlarında...
Jim Carrey, Ian McNeice, Simon Callow, Maynard Eziashi ve Bob Gunton'ın oynadığı "Budala Dedktif 2" adlı komedi filmi bu akşam 22:00'da Atv ekranlarında...

İçerideki Adam
Önemli olan ne dediği değil, ne demek istediğidir.
Önemli olan ne dediği değil, ne demek istediğidir.






Seanslar
Fragman
