"Günah Şehri"
Sinemada gördüğünüz her şeyi unutun!
Sinemada gördüğünüz her şeyi unutun!

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Robert Rodriguez'in yaratıcı hırsıyla, usta çizer Frank Miller'ı yönetmen koltuğuna oturmaya ve daha pek çok şeye ikna ettiği "Günah Şehri", sinemada bugüne kadar gördüğümüz her şeyden farklı olan, çizgi roman estetiğini sinemaya uyarlamaktan çok, sinemayı çizgi roman estetiğinin emrine veren bir film. Teknik ve anlatım açısında müthiş yenilikler barındıran filmin, yapım öyküsünde de birbirinden ilginç anektodlar var...
“Günah Şehri”, her şeyden çok anlatım biçimiyle öne çıkan, stiliyle izleyiciyi şaşkına uğratan bir film. Nasıl öyle olmasın ki? Arkasında, Frank Miller gibi bir ustanın, yıllardır Hollywood yapımcılarının pençelerinden koruduğu, adeta açmak için doğru zamanı beklediği yıllanmış şarap muamelesi yaptığı grafik romanı 'Sin City' var. Miller'ın bu korumacı tavrında yerden göğe kadar hakkı var; çünkü Hollywood'un birkaç istisna dışında, tam bir çizgi ve grafik roman öğütme endüstrisi şeklinde işlediğini biliyoruz. Üstelik, söz konusu olan 'Sin City' gibi grafik roman aleminde küçük bir devrim yaratmış, müthiş orijinal bir kaynak olunca, bu Hollywood endişesi daha da anlamlı bir hal alıyor. 'Sin City'nin yaratıcısı Frank Miller da, bir röportajında bu konudaki kaygılarını şöyle ifade ediyor: “Başta, bunun yürümeyeceğini hissettim. Hikâyeler film şeklinde yürümeyeceğinden değil, benim anladığım kadarıyla bugünkü film endüstrisi benim materyalimi olduğundan başka bir şey olarak gösterecekti.”
Rodriguez, Miller'ı nasıl ikna etti?
'Sin City'yi sinemaya uyarlamayı fena halde kafasına koymuş olan Rodriguez, Miller'ın peşine düştü; ama ilk anda aldığı tepkiler, çizgi romanın peşine daha önce düşen Hollywood yapımcılarınkinden farklı değildi. Ancak, kankasıQuentin Tarantino'yla birlikte, Hollywood'un en kafasına göre takılan isimleri arasında yer alan Rodriguez'in Miller'a teklifi, öncekilerden tamamen farklıydı. Her şeyden önce, Rodriguez'ın Miller'n yeteneğine sonsuz saygısı vardı ve çizgi romanı filme aktarırken tüm kararları onun onayını alarak vermek istiyordu. Bunun yanı sıra, Miller'a bambaşka bir bakış açısı sunuyor ve sinemayı resimli romana dönüştürmeyi öneriyordu. Buna göre, Hollywood normlarında bir senaryo yazılmayacak, 'Sin City' kitaplarından üçü harmanlanarak, Miller'ın çizdiği kareler aynen sinemaya uyarlanacaktı. Yani bir uyarlamadan çok, doğrudan aktarma, çizginin dilini hareketli resmin diline dönüştürme süreciydi, Rodriguez'in aklındaki. Böyle orijinal bir teklife rağmen, Miller ayak diremeyi sürdürdü, ancak Rodriguez'in hırsı karşısında durmak o kadar da kolay olmadı: “Robert'la görüşmeye giderken, 'hayatımı grafik romanlar çizerek geçirmekten fazlasıyla memnunum, çocuklarımdan birini elimden almalarına izin vermeyeceğim' diye düşünüyordum. Uzun süre de bu düşüncemde ısrar ettim. Ama bu Rodriguez denen herif, önce avukatımı sonra da editörümü sıkıştırmaya başladı. Vahşi bir köpek gibi peşime düştü, bir türlü yakamı bırakmıyordu. Ve evet, sonunda beni bile baştan çıkarmayı başardı.”
Prodüksiyonda yeni yönelimler...
Aslında Miller'ın grafik romanını Rodriguez'e teslim etmeden önce bu denli ayak diremesine gerek yoktu; çünkü Rodriguez yayınlanmaya başladığı 1991 yılından itibaren romanın önde gelen fanatiklerinden biriydi ve onu mahvetmemek konusunda Miller'la aynı kaygıları taşıyordu: “Sinemaya uyarlanabilecek bir grafik roman değildi aslında; çünkü 'Sin City'de şimdiye dek uyarlanmış tüm romanlardan daha zengin ve yaratıcı bir görsel atmosfer vardı. Sinema bunu kaldıramazdı belki, ama benim başka bir fikrim vardı: Sinemayı grafik romana dönüştürmeyi düşünüyordum.” Böyle bir çıkış noktasına sahip olunca ve işin arkasında her şeyi deneyerek öğrenen, “Spy Kids” filmlerinde teknolojiyi kullanma konusundaki yeteneğini kanıtlayan, Rodriguez gibi bir gerilla sinemacı yer alınca, her şey çorap söküğü gibi gerçekleşmiş. Sadece, Miller'ı ortak yönetmen olarak projeye dahil etme konusunda biraz sıkıntı yaşamış Rodriguez. Önce, aklındakinin ne kadar etkileyici olduğunu göstermek için, kardeşi Patricia'yla Teksas'taki stüdyolarında bir deneme çekimi yapmış; sonra da usta çizeri, Marley Shelton ve Josh Harttnet'in yer aldığı bir deneme çekimine davet ederek yönetmen koltuğunu paylaşma konusunda ikna etmeyi başarmış.
Ancak yönetmenlik konusunda sorunlar burada bitmiyor tabii ki... ‘Amerikan Yönetmenler Birliği’ (‘Directors Guild of America’), Rodriguez gibi deneyimli bir yönetmenin, Miller gibi ilk filmine imza atan birisiyle yönetmen koltuğunu paylaşmasına izin vermek istemedi. Rodriguez'in tavrı ise çok netti, bir an olsun düşünmeden istifayı basıverdi: “Bana yaptıkları açıklamaya göre, ben kıdemliymişim ama Frank değilmiş. Bunun üzerine, Frank’in bu işi Hollywood’daki bir sürü yönetmenden çok daha iyi bildiğini, kitaplarının da bunu kanıtlar nitelikte olduğunu söyledim. O harika bir sinemacı; kamera yerine kağıt-kalem kullanıyor olması bu gerçeği değiştirmez. Zaten projedeki temel argümanım da bu: Bir hikâyenin görsel anlatım biçimi, kağıt üzerinde de olsa, perdeye de yansısa değişmeyecek bir şeydir. Çizgi romanı doğrudan sinemaya taşırken bunu kanıtlamak istedim. Herkes bunu anlıyor ve heyecan duyuyordu; ancak ‘Amerikan Yönetmenler Birliği’ bir türlü bu durumu kabul etmek istemedi. Çekimlere bir hafta kala, bizi durdurmak üzere stüdyoya geldiklerinde, onların prosedürünü değiştirmesini beklemenin anlamı olmadığını gördüm ve sorunu onlardan ayrılarak çözmeyi tercih ettim. Bazen farklı bir şeyler yapabilmek için, kuralları çiğnemek gerekiyor.”
Yönetmenlik konusundaki sorunu böyle radikal bir şekilde çözdükten sonra, hızla çekimlere girişen Rodriguez ve Miller, her şeyi belirleyip hareket etmektense, filmin içindeki her bölümü kendi içinde planlayarak çekimleri yapmayı tercih etmişler. Şöyle ki film, 'The Customer is Always Right' adlı hikâyesinden alınan açılış sekansı dışında, 'Sin City'nin üç hikâyesine dayanıyor: 'The Hard Good-Bye', 'The Big Fat Kill' ve 'That Yellow Bastard'. Bu üç hikâyeyi birbiriyle harmanlayarak anlatan ve suçun hüküm sürdüğü tek bir karanlık 'Sin City' portresi yaratan Rodriguez ve Miller, her hikâyeyi kendi içinde düşünüp o hikâyedeki karakterleri canlandıracak oyuncuları belirlemişler ve çekimleri gerçekleştirmişler. Bir süre ara verdikten sonra da diğer hikâye için kolları sıvamışlar. Tamamı stüdyo ortamında ve yeşil bir fon önünde, ‘green-box’ tekniğiyle gerçekleştirilen ve arka planı kurgu aşamasında, bilgisayar ortamında yaratılan filmde, en zor noktalardan biri oyunculuk olsa da, işin arkasında Bruce Willis, Mickey Rourke, Clive Owen, Benicio del Toro gibi deneyimli nice oyuncu yer alında, bu konuda herhangi bir sıkıntı yaşanmamış
Nedir bu ‘özel konuk yönetmen’?
Son olarak, herkesin merak ettiği şu 'özel konuk yönetmen' meselesine değinerek sözlerimizi noktalayalım. Tarantino'nun bu filme dahil olmasının ucu “Kill Bill” filmlerine gidiyor aslında. Kankası olan Rodriguez, 1 dolar karşılığında “Kill Bill”in müziklerini yapınca kendini borçlu hisseden Tarantino, Rodriguez'in biraz da ‘Amerikan Yönetmenler Birliği'ne inat olsun diye yaptığı egzantirik teklifi kabul etmiş ve bir sahneyi yönetmek için kamera arkasına geçmeyi kabul etmiş. “Ucuz Roman” ve “Rezervuar Köpekleri”ndeki araba sahnelerini andırdığı için, izlediğinizde hemen fark edeceksiniz gerçi; ama hafızası iyi olmayanlar için bunun hangi sahne olduğunu söyleyelim: Clive Owen'ın canlandırdığı 'yüzünü değiştirmiş' kiralık katil Dwight'ın, bagajında ceset dolu külüstür bir otomobili kullanırken, bir yandan da boğazı kesilmiş ve kafasına bir metal saplanmış halde yanında oturan Jackie Boy'un (Benicio del Toro) hayaliyle konuştuğu muhteşem sahnede Tarantino'nun imzası var. Dijital konusunda fazlasıyla hassas olan yönetmen, Rodriguez'in ısrarlarıyla dijital çekim yapmayı kabul etmiş ve söylenenlere göre sonuçlardan fazlasıyla memnun...
Ardında bu kadar çok emek ve orijinal fikrin yer aldığı, yozlaşmış, sert, karanlık ve kırık kalpli “Günah Şehri”ni hemen ziyaret edin; pişman olmayacaksınız!
Rodriguez, Miller'ı nasıl ikna etti?
'Sin City'yi sinemaya uyarlamayı fena halde kafasına koymuş olan Rodriguez, Miller'ın peşine düştü; ama ilk anda aldığı tepkiler, çizgi romanın peşine daha önce düşen Hollywood yapımcılarınkinden farklı değildi. Ancak, kankasıQuentin Tarantino'yla birlikte, Hollywood'un en kafasına göre takılan isimleri arasında yer alan Rodriguez'in Miller'a teklifi, öncekilerden tamamen farklıydı. Her şeyden önce, Rodriguez'ın Miller'n yeteneğine sonsuz saygısı vardı ve çizgi romanı filme aktarırken tüm kararları onun onayını alarak vermek istiyordu. Bunun yanı sıra, Miller'a bambaşka bir bakış açısı sunuyor ve sinemayı resimli romana dönüştürmeyi öneriyordu. Buna göre, Hollywood normlarında bir senaryo yazılmayacak, 'Sin City' kitaplarından üçü harmanlanarak, Miller'ın çizdiği kareler aynen sinemaya uyarlanacaktı. Yani bir uyarlamadan çok, doğrudan aktarma, çizginin dilini hareketli resmin diline dönüştürme süreciydi, Rodriguez'in aklındaki. Böyle orijinal bir teklife rağmen, Miller ayak diremeyi sürdürdü, ancak Rodriguez'in hırsı karşısında durmak o kadar da kolay olmadı: “Robert'la görüşmeye giderken, 'hayatımı grafik romanlar çizerek geçirmekten fazlasıyla memnunum, çocuklarımdan birini elimden almalarına izin vermeyeceğim' diye düşünüyordum. Uzun süre de bu düşüncemde ısrar ettim. Ama bu Rodriguez denen herif, önce avukatımı sonra da editörümü sıkıştırmaya başladı. Vahşi bir köpek gibi peşime düştü, bir türlü yakamı bırakmıyordu. Ve evet, sonunda beni bile baştan çıkarmayı başardı.”
Prodüksiyonda yeni yönelimler...
Aslında Miller'ın grafik romanını Rodriguez'e teslim etmeden önce bu denli ayak diremesine gerek yoktu; çünkü Rodriguez yayınlanmaya başladığı 1991 yılından itibaren romanın önde gelen fanatiklerinden biriydi ve onu mahvetmemek konusunda Miller'la aynı kaygıları taşıyordu: “Sinemaya uyarlanabilecek bir grafik roman değildi aslında; çünkü 'Sin City'de şimdiye dek uyarlanmış tüm romanlardan daha zengin ve yaratıcı bir görsel atmosfer vardı. Sinema bunu kaldıramazdı belki, ama benim başka bir fikrim vardı: Sinemayı grafik romana dönüştürmeyi düşünüyordum.” Böyle bir çıkış noktasına sahip olunca ve işin arkasında her şeyi deneyerek öğrenen, “Spy Kids” filmlerinde teknolojiyi kullanma konusundaki yeteneğini kanıtlayan, Rodriguez gibi bir gerilla sinemacı yer alınca, her şey çorap söküğü gibi gerçekleşmiş. Sadece, Miller'ı ortak yönetmen olarak projeye dahil etme konusunda biraz sıkıntı yaşamış Rodriguez. Önce, aklındakinin ne kadar etkileyici olduğunu göstermek için, kardeşi Patricia'yla Teksas'taki stüdyolarında bir deneme çekimi yapmış; sonra da usta çizeri, Marley Shelton ve Josh Harttnet'in yer aldığı bir deneme çekimine davet ederek yönetmen koltuğunu paylaşma konusunda ikna etmeyi başarmış.
Ancak yönetmenlik konusunda sorunlar burada bitmiyor tabii ki... ‘Amerikan Yönetmenler Birliği’ (‘Directors Guild of America’), Rodriguez gibi deneyimli bir yönetmenin, Miller gibi ilk filmine imza atan birisiyle yönetmen koltuğunu paylaşmasına izin vermek istemedi. Rodriguez'in tavrı ise çok netti, bir an olsun düşünmeden istifayı basıverdi: “Bana yaptıkları açıklamaya göre, ben kıdemliymişim ama Frank değilmiş. Bunun üzerine, Frank’in bu işi Hollywood’daki bir sürü yönetmenden çok daha iyi bildiğini, kitaplarının da bunu kanıtlar nitelikte olduğunu söyledim. O harika bir sinemacı; kamera yerine kağıt-kalem kullanıyor olması bu gerçeği değiştirmez. Zaten projedeki temel argümanım da bu: Bir hikâyenin görsel anlatım biçimi, kağıt üzerinde de olsa, perdeye de yansısa değişmeyecek bir şeydir. Çizgi romanı doğrudan sinemaya taşırken bunu kanıtlamak istedim. Herkes bunu anlıyor ve heyecan duyuyordu; ancak ‘Amerikan Yönetmenler Birliği’ bir türlü bu durumu kabul etmek istemedi. Çekimlere bir hafta kala, bizi durdurmak üzere stüdyoya geldiklerinde, onların prosedürünü değiştirmesini beklemenin anlamı olmadığını gördüm ve sorunu onlardan ayrılarak çözmeyi tercih ettim. Bazen farklı bir şeyler yapabilmek için, kuralları çiğnemek gerekiyor.”
Yönetmenlik konusundaki sorunu böyle radikal bir şekilde çözdükten sonra, hızla çekimlere girişen Rodriguez ve Miller, her şeyi belirleyip hareket etmektense, filmin içindeki her bölümü kendi içinde planlayarak çekimleri yapmayı tercih etmişler. Şöyle ki film, 'The Customer is Always Right' adlı hikâyesinden alınan açılış sekansı dışında, 'Sin City'nin üç hikâyesine dayanıyor: 'The Hard Good-Bye', 'The Big Fat Kill' ve 'That Yellow Bastard'. Bu üç hikâyeyi birbiriyle harmanlayarak anlatan ve suçun hüküm sürdüğü tek bir karanlık 'Sin City' portresi yaratan Rodriguez ve Miller, her hikâyeyi kendi içinde düşünüp o hikâyedeki karakterleri canlandıracak oyuncuları belirlemişler ve çekimleri gerçekleştirmişler. Bir süre ara verdikten sonra da diğer hikâye için kolları sıvamışlar. Tamamı stüdyo ortamında ve yeşil bir fon önünde, ‘green-box’ tekniğiyle gerçekleştirilen ve arka planı kurgu aşamasında, bilgisayar ortamında yaratılan filmde, en zor noktalardan biri oyunculuk olsa da, işin arkasında Bruce Willis, Mickey Rourke, Clive Owen, Benicio del Toro gibi deneyimli nice oyuncu yer alında, bu konuda herhangi bir sıkıntı yaşanmamış
Nedir bu ‘özel konuk yönetmen’?
Son olarak, herkesin merak ettiği şu 'özel konuk yönetmen' meselesine değinerek sözlerimizi noktalayalım. Tarantino'nun bu filme dahil olmasının ucu “Kill Bill” filmlerine gidiyor aslında. Kankası olan Rodriguez, 1 dolar karşılığında “Kill Bill”in müziklerini yapınca kendini borçlu hisseden Tarantino, Rodriguez'in biraz da ‘Amerikan Yönetmenler Birliği'ne inat olsun diye yaptığı egzantirik teklifi kabul etmiş ve bir sahneyi yönetmek için kamera arkasına geçmeyi kabul etmiş. “Ucuz Roman” ve “Rezervuar Köpekleri”ndeki araba sahnelerini andırdığı için, izlediğinizde hemen fark edeceksiniz gerçi; ama hafızası iyi olmayanlar için bunun hangi sahne olduğunu söyleyelim: Clive Owen'ın canlandırdığı 'yüzünü değiştirmiş' kiralık katil Dwight'ın, bagajında ceset dolu külüstür bir otomobili kullanırken, bir yandan da boğazı kesilmiş ve kafasına bir metal saplanmış halde yanında oturan Jackie Boy'un (Benicio del Toro) hayaliyle konuştuğu muhteşem sahnede Tarantino'nun imzası var. Dijital konusunda fazlasıyla hassas olan yönetmen, Rodriguez'in ısrarlarıyla dijital çekim yapmayı kabul etmiş ve söylenenlere göre sonuçlardan fazlasıyla memnun...
Ardında bu kadar çok emek ve orijinal fikrin yer aldığı, yozlaşmış, sert, karanlık ve kırık kalpli “Günah Şehri”ni hemen ziyaret edin; pişman olmayacaksınız!Henüz kimse yorum yapmamış.
- Alis Harikalar Diyarı’nın KARAKTERLERİNİ tanıyalım
- Alis Harikalar Diyarı hakkında ‘Eğlenceli Bilgiler’
- RAKAMLARLA TÜRK SİNEMASI 2009
- “Yukarı Bak” (Up) Filmi Hakkında Eğlenceli Bilgiler
- Altın Portakal'da büyük yarış!
- Tarantino yeni filmi “Soysuzlar Çetesi”ni anlattı
- 16. Altın Koza Film Festivali
- Efsane uzay gemisi sonunda geri döndü!
- Deli Deli Olma: Tarık Akan ve Şerif Sezer'le yeniden!
- Kıymık: Korkacaksınız!
- Sırlar perdesi aralanıyor...
- Sahtekarlar
- Güneşi Gördüm!
- Gözetleyicileri kim gözetleyecek?
- Zamansız, Mekansız ve "GÖLGESİZLER"



Vicdan (19 Mart 2010 23:15 Kanal D)
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.

Jarhead
Her hayatta olur sorunlar, tasalanırsan iki katına çıkar.
Her hayatta olur sorunlar, tasalanırsan iki katına çıkar.







Seanslar
Fragman
