"Mumya Evi"
Balmumu kasabasında ikizler savaşı...
Balmumu kasabasında ikizler savaşı...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Korku sinemasının kült figürü Vincent Price'ın rol aldığı 1953 tarihli filmin yeniden yapımı olan "Mumya Evi", çıkış noktası dışında orijinal filmle fazla bağ taşımıyor. 'Teen-slasher' türünün klişelerine yaslanan film, özellikle final sahnesinde yarattığı gerilimle akılda kalsa da, eldeki zengin malzemeyi yeterince verimli şekilde kullanamıyor.
"Mumya Evi" nasıl bir film? Her şeyden önce şunu söylemek lâzım: İkiz kardeşlikten çocukluk travmalarına, ıssız bir kasabadan uçarı gençlere kadar, bir gençlik korku filmine renk katabilecek pek çok öğeyi içinde barındıran, en çok da 'balmumu heykeller' gibi bu tür için gayet verimli olabilecek, etkileyici bir malzemeyle dikkat çeken bir film. Ancak filmin öyküsü, tüm bu malzemeyi klişe bir olay örgüsünün emrine verdiği için, pek de gösterişli olmayan, izleyiciye yenilikler sunmayan bir şekilde ilerliyor.
Filmde, yılın üniversitelerarası en büyük futbol şampiyonasını gidip yerinde izlemeyi kafaya koymuş altı arkadaşla tanışıyoruz: Carly (Elisha Cuthbert), hapisten yeni çıkmış sinirli erkek kardeşi Nick (Chad Michael Murray), erkek arkadaşı Wade (Jared Padalecki), en yakın arkadaşı Paige (Paris Hilton) onun sevgilisi Blake (Robert Ri'chard) ve küçüklüğünden beri Carly’ye aşık olan Nick’in yakın arkadaşı Dalton (Jon Abrahams).
Yola koyuluyorlar koyulmasına, ancak gidecekleri yolda bir çalışma olduğu için ormanlık bir alanda kamp yapmak zorunda kalıyorlar. Ve bu tek bir gecede yaşadıkları, birbirinden kötü olayların başlangıcı oluyor: Önce, Nick ile Wade arasındaki sürtüşme, ardından da kampa gelen gizemli bir kamyoncunun kendilerini taciz etmesiyle iyice tedirgin oluyorlar. Buna bir de, ertesi sabah uyanıp, Nick'in en büyük tutkusu olan arabasının biri tarafından kasıtlı olarak bozulduğunu görmeleri eklenince, iyice moralleri bozuluyor. Arabasını orada bırakmak istemeyen Nick ve sevgilisi Wade, bir yabancının onları yakınlardaki Ambrose kasabasına götürme teklifini kabul ediyorlar. Diğerleri maça yetişmeye çalışsa da, başarılı olamayıp geri dönmek zorunda kalıyorlar; ancak onlar dönene kadar geçen sürede Nick ve Wade kasabanın gezilebilecek tek yeri olan Trudy’nin Mumya Evi’ni çoktan ziyaret edip, buradaki heykellerin bu kadar gerçekçi görünmesinin ardında yatan gerçeği keşfetmiş oluyorlar ve altı kafadar için tam bir ölüm-kalım mücadelesi başlıyor.
Yeniden yapımın yeniden yapımı...
"Mumya Evi", 1953 tarihli aynı adı taşıyan filmin yeniden yapımı; ancak 1953 tarihli film de 1933 tarihli "Mystery of the Wax Museum"un yeniden yapımıydı. Hal böyle olunca, Hollywood'da yeterince örneği bulunan bir tür duble yeniden yapımla karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Bu iki orijinal esin kaynağından, bizi ve de korku sineması literatürünü asıl ilgilendireni 1953 tarihli olanı. Çünkü bu filmde, adı daha sonra korku sinemasıyla özdeş aktörlerden biri olacak Vincent Price müthiş bir performans sergileyip kariyerindeki ilk önemli sıçramayı yapmıştı. Price'ın yanı sıra, zamanının ilk üç boyutlu filmi olmasıyla, yeni bir teknolojiyi de müjdeliyordu "House of Wax". Price, o filmde, tüyler ürpertici, canlı gibi görünen balmumu heykeller yapan yetenekli bir heykeltıraşı canlandırıyordu. Yeni filmin orijinaliyle taşıdığı ortaklık, Price’ın canlandırdığı karakterin balmumu heykellerin içine gerçek cesetler koyduğunun anlaşılmasıyla sınırlı. Filmin deneyimli yapımcısı Joel Silver da, “İçine gerçek insanların hapsedildiği balmumu heykeller fikrini çok sevdik; o yüzden de, bunu bir basamak olarak kullanarak söz konusu konsepti hakikaten dehşet verici bir seviyeye taşıyan yepyeni bir hikâye yarattık” diyerek bu durumun altını çiziyor. Yapım ekibi, orijinal filmden çok daha genç olacak yeni bir film çekmeyi arzuladıkları için, filmin senaryosuna imza atan Chad ve Carey W. Hayes kardeşler, bakışlarını sınırlamaması için orijinal filmleri izlemeden yeni filmin senaryosunu kaleme almışlar. Orijinal filmde, Vincent Price’ın balmumu müzesinin kapanmaması için ölüleri mumyalayan bir tür ‘çatlak’ profesörü canlandırdığını düşünürseniz, ‘teen-slasher’ tadındaki yeni filmle pek de ilgisi olmadığını anlamanız zor değil... Filmin protez ve özel efekt makyaj uzmanı Jason Baird'ün sadece balmumu heykellerin yapımı için 35 kişilik bir ekiple çalıştığını göz önünde tutunca, yeni filmin sadece senaryo değil, görsel yetkinlik açısından da, teknik anlamda zamanının çok ötesinde olan orijinaliyle pek bir bağı olmadığını söylemek mümkün. Benzer şekilde, filmdeki 'ikiz' vurgusu da, orijinal "Mumya Evi"nde karşımıza çıkmayan bir tema ve yeni “Mumya Evi”nin can damarını oluşturuyor.
Tür içi bağlantılar ve ikizler de yanar...
Her ne kadar, esin kaynağı olan orijinal filmlerle fazla bir bağ kurmasa da, “Mumya Evi”nin sütten çıkmış ak kaşık misali özgün bir film olmadığını belirtmek gerek. Film, senaryo anlamında, gerilimi bir benzinci üzerinden tırmandırması ve terkedilmiş kasaba bağlantısıyla “Texas Chainsaw Massacre”a ve balmumu heykellerin yerini vitrin mankenlerinin aldığı, hemen hemen aynı öykü üzerinden ilerleyen “Tourist Camp” ile fazlasıyla ortak noktaya sahip. Bu anlamda, ‘teen-slasher’ türüne fazla bir şey kattığını söylemek zor. Ancak “Mumya Evi”nin elle tutulur tek yanı, ikizliğe yaptığı vurgu: Şöyle ki, gerilim tırmanmaya başladıktan sonra, öykü kurban konumundaki Carly ve Nick ile, sapık katil konumundaki Bo ile Vincent kardeşler arasında bir tür hayatta kalma savaşına dönüşüyor. İki taraftaki ikiz kardeşlerin de, kendi aralarında sorunları var ve pek geçinemiyorlar. Ancak Carly ile Nick arasındaki sorunlar, kişilik problemlerinden kaynaklanırken; Bo ile Vincent arasındaki sorun çok daha büyük ve her şeyden önce fizyolojik bir temele dayanıyor (bu temel, filmin az sayıda ‘sürpriz’inden biri olduğu için, keyfinizi kaçırmamak adına, ne olduğunu burada söylemiyoruz.) Film, Bo’nun Nick ve Carly’yi sıkıştırdığı sinema salonunda, Robert Aldrich’in 1962 yapımı başyapıtı “Bebek Jane’e Ne Oldu?”nun (“What Ever Happened to Baby Jane?”) gösteriliyor olmasıyla, ikizler arasındaki bu çatışmanın altını kalınca çiziyor. Bilenler bilir, “Bebek Jane’e Ne Oldu?” da, küçük bir çocukken, ünlü bir yıldız olan, ancak daha sonra kaza geçirip sakat kalan ve yetişkinlik döneminde onun yerini alarak ünlü bir Hollywood yıldızı olan ikiz kardeşi Blanche’a katlanamayan Jane’in trajik ve patetik öyküsünü konu alır. İkiz kardeşler arasındaki gerginlik, “Mumya Evi”nde daha da çetrefilleştirilip, bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor ve bu mücadele, Balmumu Müzesi eriyip giderken, kardeşlerin ilk kez ikiye iki olarak karşı karşıya geldikleri final sahnesinde doruğa çıkıyor. Her ne kadar hangi kardeşlerin cezalandırılacağını, korku türünün klişeleri içinde tahmin edebilseniz de, görsel açıdan çok etkileyici olan bu sahneye kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz.
Sonuç olarak şunu söyleyelim: “Mumya Evi”, Hollywood’un en önemli yapımcılarından biri olan Joel Silver’ın imzasını taşıyan, arkasında son yıllarda korku sinemasına yeni bir soluk getirmeye çalışan Dark Castle Entertainment’ın olduğu bir film. Dolayısıyla, filmin yapımında teknik açıdan bir kusur bulmak pek de mümkün değil. Ancak teknik alandaki bu yetkinliğin senaryo tarafından desteklenemediğini de belirtmek gerek. Görkemli final bölümüne kadar fazlasıyla rutin bir tempoda ilerleyen film, yine final bölümü dışında amaçladığı gerilimi yaratamıyor. Bunda, hiç şüphesiz, balmumu heykeller ve ikiz kardeşler gibi verimli temalardan yararlanmayı, öykünün sonlarına doğru akıl etmesinin, hikâye anlatma zamanını yeterince iyi planlayamamasının payı büyük...
Filmde, yılın üniversitelerarası en büyük futbol şampiyonasını gidip yerinde izlemeyi kafaya koymuş altı arkadaşla tanışıyoruz: Carly (Elisha Cuthbert), hapisten yeni çıkmış sinirli erkek kardeşi Nick (Chad Michael Murray), erkek arkadaşı Wade (Jared Padalecki), en yakın arkadaşı Paige (Paris Hilton) onun sevgilisi Blake (Robert Ri'chard) ve küçüklüğünden beri Carly’ye aşık olan Nick’in yakın arkadaşı Dalton (Jon Abrahams).
Yola koyuluyorlar koyulmasına, ancak gidecekleri yolda bir çalışma olduğu için ormanlık bir alanda kamp yapmak zorunda kalıyorlar. Ve bu tek bir gecede yaşadıkları, birbirinden kötü olayların başlangıcı oluyor: Önce, Nick ile Wade arasındaki sürtüşme, ardından da kampa gelen gizemli bir kamyoncunun kendilerini taciz etmesiyle iyice tedirgin oluyorlar. Buna bir de, ertesi sabah uyanıp, Nick'in en büyük tutkusu olan arabasının biri tarafından kasıtlı olarak bozulduğunu görmeleri eklenince, iyice moralleri bozuluyor. Arabasını orada bırakmak istemeyen Nick ve sevgilisi Wade, bir yabancının onları yakınlardaki Ambrose kasabasına götürme teklifini kabul ediyorlar. Diğerleri maça yetişmeye çalışsa da, başarılı olamayıp geri dönmek zorunda kalıyorlar; ancak onlar dönene kadar geçen sürede Nick ve Wade kasabanın gezilebilecek tek yeri olan Trudy’nin Mumya Evi’ni çoktan ziyaret edip, buradaki heykellerin bu kadar gerçekçi görünmesinin ardında yatan gerçeği keşfetmiş oluyorlar ve altı kafadar için tam bir ölüm-kalım mücadelesi başlıyor.
Yeniden yapımın yeniden yapımı...
"Mumya Evi", 1953 tarihli aynı adı taşıyan filmin yeniden yapımı; ancak 1953 tarihli film de 1933 tarihli "Mystery of the Wax Museum"un yeniden yapımıydı. Hal böyle olunca, Hollywood'da yeterince örneği bulunan bir tür duble yeniden yapımla karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Bu iki orijinal esin kaynağından, bizi ve de korku sineması literatürünü asıl ilgilendireni 1953 tarihli olanı. Çünkü bu filmde, adı daha sonra korku sinemasıyla özdeş aktörlerden biri olacak Vincent Price müthiş bir performans sergileyip kariyerindeki ilk önemli sıçramayı yapmıştı. Price'ın yanı sıra, zamanının ilk üç boyutlu filmi olmasıyla, yeni bir teknolojiyi de müjdeliyordu "House of Wax". Price, o filmde, tüyler ürpertici, canlı gibi görünen balmumu heykeller yapan yetenekli bir heykeltıraşı canlandırıyordu. Yeni filmin orijinaliyle taşıdığı ortaklık, Price’ın canlandırdığı karakterin balmumu heykellerin içine gerçek cesetler koyduğunun anlaşılmasıyla sınırlı. Filmin deneyimli yapımcısı Joel Silver da, “İçine gerçek insanların hapsedildiği balmumu heykeller fikrini çok sevdik; o yüzden de, bunu bir basamak olarak kullanarak söz konusu konsepti hakikaten dehşet verici bir seviyeye taşıyan yepyeni bir hikâye yarattık” diyerek bu durumun altını çiziyor. Yapım ekibi, orijinal filmden çok daha genç olacak yeni bir film çekmeyi arzuladıkları için, filmin senaryosuna imza atan Chad ve Carey W. Hayes kardeşler, bakışlarını sınırlamaması için orijinal filmleri izlemeden yeni filmin senaryosunu kaleme almışlar. Orijinal filmde, Vincent Price’ın balmumu müzesinin kapanmaması için ölüleri mumyalayan bir tür ‘çatlak’ profesörü canlandırdığını düşünürseniz, ‘teen-slasher’ tadındaki yeni filmle pek de ilgisi olmadığını anlamanız zor değil... Filmin protez ve özel efekt makyaj uzmanı Jason Baird'ün sadece balmumu heykellerin yapımı için 35 kişilik bir ekiple çalıştığını göz önünde tutunca, yeni filmin sadece senaryo değil, görsel yetkinlik açısından da, teknik anlamda zamanının çok ötesinde olan orijinaliyle pek bir bağı olmadığını söylemek mümkün. Benzer şekilde, filmdeki 'ikiz' vurgusu da, orijinal "Mumya Evi"nde karşımıza çıkmayan bir tema ve yeni “Mumya Evi”nin can damarını oluşturuyor.
Tür içi bağlantılar ve ikizler de yanar...
Her ne kadar, esin kaynağı olan orijinal filmlerle fazla bir bağ kurmasa da, “Mumya Evi”nin sütten çıkmış ak kaşık misali özgün bir film olmadığını belirtmek gerek. Film, senaryo anlamında, gerilimi bir benzinci üzerinden tırmandırması ve terkedilmiş kasaba bağlantısıyla “Texas Chainsaw Massacre”a ve balmumu heykellerin yerini vitrin mankenlerinin aldığı, hemen hemen aynı öykü üzerinden ilerleyen “Tourist Camp” ile fazlasıyla ortak noktaya sahip. Bu anlamda, ‘teen-slasher’ türüne fazla bir şey kattığını söylemek zor. Ancak “Mumya Evi”nin elle tutulur tek yanı, ikizliğe yaptığı vurgu: Şöyle ki, gerilim tırmanmaya başladıktan sonra, öykü kurban konumundaki Carly ve Nick ile, sapık katil konumundaki Bo ile Vincent kardeşler arasında bir tür hayatta kalma savaşına dönüşüyor. İki taraftaki ikiz kardeşlerin de, kendi aralarında sorunları var ve pek geçinemiyorlar. Ancak Carly ile Nick arasındaki sorunlar, kişilik problemlerinden kaynaklanırken; Bo ile Vincent arasındaki sorun çok daha büyük ve her şeyden önce fizyolojik bir temele dayanıyor (bu temel, filmin az sayıda ‘sürpriz’inden biri olduğu için, keyfinizi kaçırmamak adına, ne olduğunu burada söylemiyoruz.) Film, Bo’nun Nick ve Carly’yi sıkıştırdığı sinema salonunda, Robert Aldrich’in 1962 yapımı başyapıtı “Bebek Jane’e Ne Oldu?”nun (“What Ever Happened to Baby Jane?”) gösteriliyor olmasıyla, ikizler arasındaki bu çatışmanın altını kalınca çiziyor. Bilenler bilir, “Bebek Jane’e Ne Oldu?” da, küçük bir çocukken, ünlü bir yıldız olan, ancak daha sonra kaza geçirip sakat kalan ve yetişkinlik döneminde onun yerini alarak ünlü bir Hollywood yıldızı olan ikiz kardeşi Blanche’a katlanamayan Jane’in trajik ve patetik öyküsünü konu alır. İkiz kardeşler arasındaki gerginlik, “Mumya Evi”nde daha da çetrefilleştirilip, bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor ve bu mücadele, Balmumu Müzesi eriyip giderken, kardeşlerin ilk kez ikiye iki olarak karşı karşıya geldikleri final sahnesinde doruğa çıkıyor. Her ne kadar hangi kardeşlerin cezalandırılacağını, korku türünün klişeleri içinde tahmin edebilseniz de, görsel açıdan çok etkileyici olan bu sahneye kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz.
Sonuç olarak şunu söyleyelim: “Mumya Evi”, Hollywood’un en önemli yapımcılarından biri olan Joel Silver’ın imzasını taşıyan, arkasında son yıllarda korku sinemasına yeni bir soluk getirmeye çalışan Dark Castle Entertainment’ın olduğu bir film. Dolayısıyla, filmin yapımında teknik açıdan bir kusur bulmak pek de mümkün değil. Ancak teknik alandaki bu yetkinliğin senaryo tarafından desteklenemediğini de belirtmek gerek. Görkemli final bölümüne kadar fazlasıyla rutin bir tempoda ilerleyen film, yine final bölümü dışında amaçladığı gerilimi yaratamıyor. Bunda, hiç şüphesiz, balmumu heykeller ve ikiz kardeşler gibi verimli temalardan yararlanmayı, öykünün sonlarına doğru akıl etmesinin, hikâye anlatma zamanını yeterince iyi planlayamamasının payı büyük...
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba



Tetikçi (10 Ekim 2008 20:00 Atv)
Jason Statham, Amy Smart, Jose Pablo Cantillo ve Efren Ramirez'in oynadığı "Tetikçi"adlı aksiyon filmi Tv'de ilk kez bu akşam Atv ekranlarında...
Jason Statham, Amy Smart, Jose Pablo Cantillo ve Efren Ramirez'in oynadığı "Tetikçi"adlı aksiyon filmi Tv'de ilk kez bu akşam Atv ekranlarında...

İtalyan İşi
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger






Seanslar
Fragman
