"Dünyalar Savaşı"
Amerikan ailesine uzaydan müdahale...
Amerikan ailesine uzaydan müdahale...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Steven Spielberg'in H.G. Wells'in daha önce 1953'te de sinemaya uyarlanan kült bilimkurgu romanından yola çıkarak çektiği "Dünyalar Savaşı", özünde uzaylıların dünyayı istila ettiği bir film gibi gözükse de, asıl derdi başka alanlarda. Film, bu savaşı arka plana yerleştirerek, bir baba ve iki çocuğunun merkezde yer aldığı ve işlevini yitirmiş bir Amerikan ailesinin bağlarının yeniden inşa olduğu bir yolculuk hikâyesi anlatıyor.
Ünlü bilimkurgu yazarı H.G. Wells, klasik yapıtı 'Dünyalar Savaşı'nı, 19. yüzyılın sonunda, İngilitere'nin sömürgeci zihniyetinin alegorisi olarak yazmış olsa da, bu yapıtın asıl etki alanı 20. yüzyılda ve edebiyattan çok radyo, televizyon ve sinema gibi medya alanlarında oldu. Spielberg'in “Dünyalar Savaşı”yla, yapıtın 20. yüzyıldaki etkisi 21. yüzyıla da taşmış oluyor ve Wells'in kurduğu bilimkurgu evreninin, nasıl her dönemde belirli sosyopolitik eğilimlerin alegorisi olarak kullanılabileceği bir kez daha kanıtlanmış oluyor.
Gerek “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” (“Close Encounters of the Third Kind”), gerekse “E.T.” ile insanların dünya dışı varlıklarla kurduğu ilişkiye olan ilgisini belli eden, Amerikan sinemasının usta ismi Spielberg, “Dünyalar Savaşı”nda bir kez daha elini uzaya atıyor. Ancak bu sefer Spielberg'in uzaylıları, önceki filmlerinde olduğu gibi iyi niyetli değil; aksine tek bir amaçları var: Dünyayı istila etmek. Ancak öyle olsa da, Spielberg, verdiği röportajlarda, gönlünün uzaylıları 'dost' olarak görmekten yana olduğunun altını çiziyor: “Yüreğim hep 'E.T.' ya da 'Close Encounters of The Third Kind' gibi filmler çekmekten yana, ama izleyici gözüyle baktığım zaman 'Dünyalar Savaşı' gibi filmler de çekmek istiyorum. Çok sıkı bir heyecan istiyorsak, bu konuda hiçbir şey insanoğluyla dünya dışı varlıklar arsındaki bir savaşın yaratacağı etkiyle yarışamaz; çünkü bu, hakikaten olağanüstü bir şey.”
Bir ailenin yolculuğu üzerinden ‘dünyalar savaşı’...
Spielberg filmi için ne George Pal'in 1953 yapımı orijinal filmi, ne de Howard Koch'un yazdığı ve Orson Welles'in seslendirdiği radyo piyesi versiyonunu temel almamış. “Dünyalar Savaşı”nın üzerinde yükseldiği esas kaynak H.G. Wells'in 1898 tarihli romanı. Wells, romanında Marslılar'ın dünyaya saldırısını, bu kargaşa içinde hayatta kalmaya ve karısını bulmaya çalışan bir adamın hikâyesi üzerinden ele alıyordu. Spielberg de benzer bir şekilde, zor durumdaki bir erkeği, Ray Ferrier'i, hikâyesinin merkezine yerleştirmeyi tercih etmiş. Eşinden yeni boşanmış liman işçisi olan Ferrier, eski karısının yeni eşiyle birlikte kısa süreli bir tatile gitmesiyle haftasonu için oğlu Robbie (Justin Chatwin) ve küçük kızı Rachel’a (Dakota Fanning) bakmak zorunda kalıyor. Her anlamda sorumsuz bir baba olan Ferrier, çocuklarıyla vakit geçirirken, gökyüzünün aniden kararması ve şimşeklerin çakmaya başlamasıyla, büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu düşünerek panik olur. Çocuklarını güvende olacakları kapalı bir mekâna ulaştırmaya çalışırken, evinin yakınındaki kavşakta toprağın aniden yarılmasıyla yeryüzünün derinliklerinden üç bacaklı çok büyük bir savaş makinesi ortaya çıkar ve görünürdeki her şeyi yakıp yıkmaya başlar. Ferrier, ABD'deki herkes gibi, bunun basit bir fırtına değil, uzaylıların dünyayı istila etmek için başlattığı saldırının ilk adımı olduğunu fark eder. Her ne kadar Ray çocuklarının hayatnı emniyet alma çabasından vazgeçmese de, uzaylıların acımasız savaş makinelerinden kaçtıkça, dünyada saklanılabilecek yerlerin hızla azaldığını fark edecektir.
Konusundan da anlaşılabileceği gibi, filmin en önemli özelliği, uzaylıların dünyayı istilasını ve dünyalıların bu istila karşısında izlediği askeri, politik taktikleri, vs. bir kenara bırakması ve öyküsünün merkezine sorumsuz bir babayla çocukları arasında yeniden inşa olan bir ilişkiyi yerleştirmesi. Yönetmen Steven Spielberg de, “Dünyalar Savaşı”nın konusunun, türün benzeri filmlerinin aksine Pentagon veya Oval Ofis’in koridorlarından çok uzakta geçtiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Burada son derece sade ve basit bir öykü var. Çocuklarının güvenliğini sağlamaya çalışan bir babanın hayatta kalabilme mücadelesi bu... Kendi iradesi dışındaki doğal felaketlerle yüz yüze gelen her insan öncelikle hayatta kalabilmenin mücadelesini verir. İşte biz bu filmde insan doğasının en temel unsuru olan hayatta kalma mücadelesini sergiledik.”
Filmin başrol oyuncusu Tom Cruise da filmdeki temel amaçlarının her şeyi objektif değil, sübjektif bir bakış açısıyla vermek olduğunu söylüyor: “Dünyamızın uzaylı saldırısına uğramasıyla ilgili her şey, başroldeki Ray Ferrier’in bakış açısından sunuldu. Buradaki Ray Ferrier karakteri, insana özgü davranış yeteneklerinin tamamına sahiptir. Tehlikeli durumlar meydana geldiğinde insanlar ne yapıyorsa hepsini yaptığını görürüz. Bugüne kadar yaptığı tüm filmlerinde Steven daima insan davranışlarına ve öyküye önem verdi. İzleyici bu karakterlerle kolayca bağlantı kurabildiği için de, korku unsurları gerçek anlamda korkutucu hale geldi. Sonuçta bu filmdeki Ray karakteri aslında hepimizin korkularını yansıttı.”
Bu bakış açısını oluşturabilme konusunda, Spielberg'in en büyük yardımcısı ve destekçisi konumunda olan, filmin senaryosunu Josh Friedman’la birlikte kaleme alan David Koepp de, son derece epik bir öyküyü kişisel boyutta anlatmaya özen gösterdiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Senaryoyu yazarken H.G. Wells’in kitabındaki temanın izini sürmeyi hedefledik. Zaten senaryonun en önemli özelliği budur. H.G. Wells’in ısrarla sergilediği kişisel bakış açısı fikrine sonuna kadar sadık kaldık. Olup bitenler karşısında Ray ve ailesinin kişisel olarak etkilenmesini öne çıkardık. Öyküyü olabildiğince sade ve basit tutmak büyük önem taşıyordu. Çünkü uzaylı saldırısını gerçek boyutlarıyla verebilmemiz zaten imkânsızdı. Benim kişisel görüşüm odur ki, günün birinde gerçek uzaylı saldırısı başlarsa bunun sonuçlarını şu anda kestirebilmemiz zaten olanaksızdır.”
Tüm bu yaklaşımların sonucu olarak, filmde uzaylıların saldırısı tek başına değil, ancak aile üzerinde yaptığı etki ölçüsünde etkili oluyor. Ray, oğlu ve de kızı üzerinde odaklanan senaryo, onların ikilemlerini, ilişkilerindeki gerilimleri öne çıkarıyor. Bu durum, istilanın doğası gereği, insanları müthiş bir bilgi yetersizliği içinde bırakmasıyla birleşince, filmdeki gerilimli ve dehşetengiz ortamın yarattığı etki de artıyor.
Kahramansız bir film...
“Dünyalar Savaşı” projesinin bir başka özelliği de, Steven Spielberg ile Tom Cruise arasında “Azınlık Raporu”nun (“Minority Report”) ardından ikinci işbirliğini simgelemesi. Ray Ferrier karakterinde bir kahramanı değil, çocuklarıyla ilişkisi kötü olan ve koşulların dayatmasıyla kahraman özellikleri göstermeye başlayan ilginç bir karakteri canlandırıyor Cruise. Steven Spielberg, canlandıracağı karakterin, öncekilerden farklı olduğu konusunda Tom Cruise'a sık sık telkinde bulunmuş: “Proje üzerinde çalışmaya başladığımız ilk günlerde Tom’u karşıma alıp, ‘Bu filmde oynayacağın karakterin kahraman ruhlu bir adam olmamasını özellikle istiyorum’ dedim. Hayatın gerçekleri karşısında zorlanan, hatta kaçmaya çalışan bir adam olmalıydı. Zaten filmi izlediğinizde de göreceksiniz, Ray’in gündemindeki tek konu, ‘Ailemi nasıl bir arada tutabilirim? Çocuklarımın güvenliğini nasıl sağlayabilirim?’ konusudur. Dünyayı kurtarmak, kahraman olmak gibi bir derdi yoktur. Onun tek isteği kendi ailesinin güvenliğini sağlamaktır. Açıkçası Tom bu oyunu iyi oynadı ve ilk defa kahraman olmadı.”
Gerçekten de filmde bir tür 'epik yolculuk' oduğunu söyleyebileceğimiz kaçış macereasının merkezindeki Ray Ferrier'in gönülsüzce kahraman olduğunu görüyoruz. Filmin başlangıcında yetersiz ve başarısız bir baba olarak tanıdığımız Ray, bu konuyu öylece kabul ettiği için, çocukları tarafından da sevilmez. Dünyada kendisinden başka biri yokmuş veya önemli değilmiş gibi yaşadığı için, işler kötüye gitmeye başlayana kadar çocuklarıyla ilgilenmek aklına bile gelmez. Büyüyüp olgunlaşmaya karşı bir direnci olsa da uzaylıların saldırısıyla yıkımlar başlayınca aklı başına gelir. Çocuklarını hayatta tutmak için çıktığı yolculuk, aynı zamanda aile içi bağların yeniden kurulacağı manevi bir yolculuktur.
Jet hızında gerçekleştirilen çekimler
Tom Cruise ile Steven Spielberg’in “Dünyalar Savaşı” projesini hayata geçirmeye karar vermesinin ardından prodüksiyon ekiplerinin bir araya toplanmasından başlayarak, filmin tüm çekimleri alışılmadık bir hızda gerçekleşmiş. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak için, Kathleen Kennedy'nin Steven Spielberg ile yaptıkları ilk yapım toplantısına dair sözlerine kulak kabarmakta fayda var: “Steven çok kararlı şekilde, ‘Bu filmi yapacağız. Çekimlere üç ay içinde başlayacağımız için hazırlık sürecinin çok hızlı olması gerekli,’ dedi. Ancak hemen ardından, ‘Bu sakın gözünüzü korkutmasın. Senaryoya bakarsanız sadece üç tane ana karakter olduğunu görürsünüz. Filmin kalbinde bu üç karakter vardır. Diğer 1000 figüran ise arka planda koşuşturmakla görevlidir’ diyerek beni rahatlattı.”
Gerçekten de prodüksiyon öncesi çalışmalar çok hızlı şekilde gerçekleşmiş ve bu ölçekte bir film için gerekenin neredeyse yarısı kadar sürede tamamlanmış. Filmin görüntü yönetmeni Janusz Kaminski, çok hızlı tempoda gelişen hazırlık sürecini şu sözlerle değerlendiriyor: “Bu filmin bu kadar hızlı tamamlanmasının belirli sebepleri var. Her şeyden önce Steven Spielberg gibi kendisine olağanüstü güvenen bir yönetmenle çalıştık. Bilimkurgu tarzını iyi tanıyan ve neyi nasıl yapacağını bilen bir yönetmen olduğu için her şey tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşti.”
Prodüksiyon ekiplerinin tempolu ve etkili çalışmasında, kadroda yer alan isimlerin hepsinin Steven Spielberg ile uzun yıllardır birçok projede beraber çalışmış olmalarının da hiç şüphesiz büyük etkisi olmuş olmalı. Prodüksiyon ekiplerinin Steven Spielberg ile daha önce kaç kez birlikte çalıştığına bir göz atmak gerekirse: Yapımcı Kathleen Kennedy (tam 15 film), yapımcı Colin Wilson (10 film), görüntü yönetmeni Janusz Kaminski (9 film), prodüksiyon tasarımcısı Rick Carter (6 film), kurgucu Michael Kahn (tamı tamına 19 film), besteci John Williams (sık durun: 21 film), görsel efektler süpervizörü Dennis Muren (10 film), kostüm tasarımcısı Joanna Johnston (4 film), dublör koordinatörü Vic Armstrong (5 film), set dekoratörü Anne Kuljian (3 film), sahne uzmanı Doug Harlocker (2 film), ses miksajcısı Ron Judkins (11 film).
Filmini çekmeden gör: Pre-Viz tekniği ve “Dünyalar Savaşı”na getirdikleri...
Filmin en görkemli ve en zor sahneleri ‘pre-viz’ adıyla bilinen 'önceden görselleştirme' tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş. Geleneksel el çizimlerinin 3 boyutlu dijital sahneler şeklinde anime edildiği bu teknik sayesinde her sahnenin nasıl olacağı önceden tahmin edilebiliyor. Bu tekniğin sağladığı bir başka fayda ise, belirli bir mekânın tüm görünümlerini, bu mekânlar çekim için hazırlanmadan çok önce görselleştirmeye olanak vermesi.
Steven Spielberg bu yöntem sayesinde ulaştığı noktayı şu sözlerle açıklıyor: “Daha önceki filmlerimde de sahnelerin görselleştirilmesine yardımcı olması için bilgisayar kullandım. Ancak bu film bütün çizimlerin tamamını anime etmek amacıyla bilgisayar kullandığım ilk film oldu. Çekimlere başlamadan önce yakın dostum George Lucas’ı ziyaret ederek bu tekniği nasıl kullandığını görmüştüm. George Lucas’ın ‘Star Wars’ serisinin I, II ve III numaralı bölümlerinde onunla beraber çalışan ILM uzmanlarını kadroma kattım. ‘Star Wars’ı bitirdikten sonra bizimle çalıştılar.”
Yapımcı Kathleen Kennedy’nin bu teknik konusundaki yorumu ise şöyle: “Gerçekten fantastik bir iletişim aracıydı diyebilirim. O bölgeye Ağustos ayında giderek mekân araştırması yaptık. Sonra her şeyi bilgisayar ortamına aktardık ve gerçek mekânları temel almak suretiyle sahnelerimizi inşa ettik. Bunların bilgisayar ortamına aktarılışı sırasında Steven da uzmanlarla aynı ofiste bulundu. Böylelikle daha sonra çekimini yapacağı sahneleri temsil eden görüntülerle karşılaştı.”
“Dünyalar Savaşı”nın önceden görselleştirme süpervizörlüğünü Dan Gregoire üstlenmiş. “Star Wars” serisinin son iki bölümünde animasyon ekiplerinin liderliğini yapan Dan Gregoire, “Bu filmdeki çalışmamız tek cümlelik bir metin ile başladı” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sözünü ettiğim o metinde sadece, ‘Newark’ta toprağın içinden devasa görünümlü bir tripod (üç bacaklı savaş makinesi) çıkar’ şeklinde bir cümle vardı. Bu sahnenin çekimiyle ilgili her şey Steven’ın aklında zaten vardı, ama ilgili kişilere açıklayabilmesi kolay değildi. Öncelikle bu olayın meydana geldiği kavşağı 3 boyutlu olarak inşa ettik. Sonra tripod adı verilen devasa görünümlü üç bacaklı savaş makinesini yapılandırdık. Ardından toprağın yarılma sahnesini yaptık. Bunların hepsi bilgisayar ortamında gerçekleşti. En son olarak da Newark’ta yaptığımız gerçek çekimleri gösterdik. Böylece Steven’ın aklında tam olarak ne olduğunu herkes anlayabildi.”
Gerisini Steven Spielberg’in kendisinden dinleyelim: “Pre-viz tekniğinin faydalarından birisi de, aktörlerin karşılarında olmayan şeyleri görebilmesini sağlamak oldu. Gerçek çekimleri yaptığımız sırada aktörleri bilgisayar başına çağırarak onlara sahnenin tamamını gösterdim. Karşılaşacakları üç bacaklı devasa tripodların gerçek boyutlarını artık biliyorlardı. Karşı karşıya geldikleri anda kendilerinin ne kadar küçük kalacağını daha rahat hayal etmeye başladılar. Bazen düşünüyorum da, yıllar önce ‘Close Encounters’ı çektiğimde bu olanaklar elimde olsaydı ne kadar iyi olurdu. O yıllarda aktörler tamamen hayal gücüne yaslanmak zorunda kalıyordu. Hatta ben bile çekimleri yaparken UFO’ların bazılarını aklımda canlandıramamıştım. Aktörlere sürekli olarak, ‘Bakın, şurdan kocaman domuza benzer bir şey geliyor. Çok kocaman olduğunu hayal edin’ diyerek yönetmeye çalışıyordum. Şimdi ise aktörlerin önünde görsel bir referans var. Çekim yapılırken göremeseler bile, film tamamlandığında karşılarındaki şeyin neye benzeyeceğini önceden görebiliyorlar. Bu herkes için son derece heyecan verici ve yararlı oldu.”
Böylesi hummalı bir çalışmayı, yapım öncesi hazırlıklardan post prodüksiyona ve hatta ordan dağıtım ve pazarlama çalışmalarına kadar 7 ay gibi kısa bir dönemde tamamlayan Spielberg'i ve yapım ekibini gerçekten takdir etmek gerekiyor.
Bir ailenin yolculuğu üzerinden ‘dünyalar savaşı’...
Spielberg filmi için ne George Pal'in 1953 yapımı orijinal filmi, ne de Howard Koch'un yazdığı ve Orson Welles'in seslendirdiği radyo piyesi versiyonunu temel almamış. “Dünyalar Savaşı”nın üzerinde yükseldiği esas kaynak H.G. Wells'in 1898 tarihli romanı. Wells, romanında Marslılar'ın dünyaya saldırısını, bu kargaşa içinde hayatta kalmaya ve karısını bulmaya çalışan bir adamın hikâyesi üzerinden ele alıyordu. Spielberg de benzer bir şekilde, zor durumdaki bir erkeği, Ray Ferrier'i, hikâyesinin merkezine yerleştirmeyi tercih etmiş. Eşinden yeni boşanmış liman işçisi olan Ferrier, eski karısının yeni eşiyle birlikte kısa süreli bir tatile gitmesiyle haftasonu için oğlu Robbie (Justin Chatwin) ve küçük kızı Rachel’a (Dakota Fanning) bakmak zorunda kalıyor. Her anlamda sorumsuz bir baba olan Ferrier, çocuklarıyla vakit geçirirken, gökyüzünün aniden kararması ve şimşeklerin çakmaya başlamasıyla, büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu düşünerek panik olur. Çocuklarını güvende olacakları kapalı bir mekâna ulaştırmaya çalışırken, evinin yakınındaki kavşakta toprağın aniden yarılmasıyla yeryüzünün derinliklerinden üç bacaklı çok büyük bir savaş makinesi ortaya çıkar ve görünürdeki her şeyi yakıp yıkmaya başlar. Ferrier, ABD'deki herkes gibi, bunun basit bir fırtına değil, uzaylıların dünyayı istila etmek için başlattığı saldırının ilk adımı olduğunu fark eder. Her ne kadar Ray çocuklarının hayatnı emniyet alma çabasından vazgeçmese de, uzaylıların acımasız savaş makinelerinden kaçtıkça, dünyada saklanılabilecek yerlerin hızla azaldığını fark edecektir.
Konusundan da anlaşılabileceği gibi, filmin en önemli özelliği, uzaylıların dünyayı istilasını ve dünyalıların bu istila karşısında izlediği askeri, politik taktikleri, vs. bir kenara bırakması ve öyküsünün merkezine sorumsuz bir babayla çocukları arasında yeniden inşa olan bir ilişkiyi yerleştirmesi. Yönetmen Steven Spielberg de, “Dünyalar Savaşı”nın konusunun, türün benzeri filmlerinin aksine Pentagon veya Oval Ofis’in koridorlarından çok uzakta geçtiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Burada son derece sade ve basit bir öykü var. Çocuklarının güvenliğini sağlamaya çalışan bir babanın hayatta kalabilme mücadelesi bu... Kendi iradesi dışındaki doğal felaketlerle yüz yüze gelen her insan öncelikle hayatta kalabilmenin mücadelesini verir. İşte biz bu filmde insan doğasının en temel unsuru olan hayatta kalma mücadelesini sergiledik.”
Filmin başrol oyuncusu Tom Cruise da filmdeki temel amaçlarının her şeyi objektif değil, sübjektif bir bakış açısıyla vermek olduğunu söylüyor: “Dünyamızın uzaylı saldırısına uğramasıyla ilgili her şey, başroldeki Ray Ferrier’in bakış açısından sunuldu. Buradaki Ray Ferrier karakteri, insana özgü davranış yeteneklerinin tamamına sahiptir. Tehlikeli durumlar meydana geldiğinde insanlar ne yapıyorsa hepsini yaptığını görürüz. Bugüne kadar yaptığı tüm filmlerinde Steven daima insan davranışlarına ve öyküye önem verdi. İzleyici bu karakterlerle kolayca bağlantı kurabildiği için de, korku unsurları gerçek anlamda korkutucu hale geldi. Sonuçta bu filmdeki Ray karakteri aslında hepimizin korkularını yansıttı.”
Bu bakış açısını oluşturabilme konusunda, Spielberg'in en büyük yardımcısı ve destekçisi konumunda olan, filmin senaryosunu Josh Friedman’la birlikte kaleme alan David Koepp de, son derece epik bir öyküyü kişisel boyutta anlatmaya özen gösterdiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Senaryoyu yazarken H.G. Wells’in kitabındaki temanın izini sürmeyi hedefledik. Zaten senaryonun en önemli özelliği budur. H.G. Wells’in ısrarla sergilediği kişisel bakış açısı fikrine sonuna kadar sadık kaldık. Olup bitenler karşısında Ray ve ailesinin kişisel olarak etkilenmesini öne çıkardık. Öyküyü olabildiğince sade ve basit tutmak büyük önem taşıyordu. Çünkü uzaylı saldırısını gerçek boyutlarıyla verebilmemiz zaten imkânsızdı. Benim kişisel görüşüm odur ki, günün birinde gerçek uzaylı saldırısı başlarsa bunun sonuçlarını şu anda kestirebilmemiz zaten olanaksızdır.”
Tüm bu yaklaşımların sonucu olarak, filmde uzaylıların saldırısı tek başına değil, ancak aile üzerinde yaptığı etki ölçüsünde etkili oluyor. Ray, oğlu ve de kızı üzerinde odaklanan senaryo, onların ikilemlerini, ilişkilerindeki gerilimleri öne çıkarıyor. Bu durum, istilanın doğası gereği, insanları müthiş bir bilgi yetersizliği içinde bırakmasıyla birleşince, filmdeki gerilimli ve dehşetengiz ortamın yarattığı etki de artıyor.
Kahramansız bir film...
“Dünyalar Savaşı” projesinin bir başka özelliği de, Steven Spielberg ile Tom Cruise arasında “Azınlık Raporu”nun (“Minority Report”) ardından ikinci işbirliğini simgelemesi. Ray Ferrier karakterinde bir kahramanı değil, çocuklarıyla ilişkisi kötü olan ve koşulların dayatmasıyla kahraman özellikleri göstermeye başlayan ilginç bir karakteri canlandırıyor Cruise. Steven Spielberg, canlandıracağı karakterin, öncekilerden farklı olduğu konusunda Tom Cruise'a sık sık telkinde bulunmuş: “Proje üzerinde çalışmaya başladığımız ilk günlerde Tom’u karşıma alıp, ‘Bu filmde oynayacağın karakterin kahraman ruhlu bir adam olmamasını özellikle istiyorum’ dedim. Hayatın gerçekleri karşısında zorlanan, hatta kaçmaya çalışan bir adam olmalıydı. Zaten filmi izlediğinizde de göreceksiniz, Ray’in gündemindeki tek konu, ‘Ailemi nasıl bir arada tutabilirim? Çocuklarımın güvenliğini nasıl sağlayabilirim?’ konusudur. Dünyayı kurtarmak, kahraman olmak gibi bir derdi yoktur. Onun tek isteği kendi ailesinin güvenliğini sağlamaktır. Açıkçası Tom bu oyunu iyi oynadı ve ilk defa kahraman olmadı.”
Gerçekten de filmde bir tür 'epik yolculuk' oduğunu söyleyebileceğimiz kaçış macereasının merkezindeki Ray Ferrier'in gönülsüzce kahraman olduğunu görüyoruz. Filmin başlangıcında yetersiz ve başarısız bir baba olarak tanıdığımız Ray, bu konuyu öylece kabul ettiği için, çocukları tarafından da sevilmez. Dünyada kendisinden başka biri yokmuş veya önemli değilmiş gibi yaşadığı için, işler kötüye gitmeye başlayana kadar çocuklarıyla ilgilenmek aklına bile gelmez. Büyüyüp olgunlaşmaya karşı bir direnci olsa da uzaylıların saldırısıyla yıkımlar başlayınca aklı başına gelir. Çocuklarını hayatta tutmak için çıktığı yolculuk, aynı zamanda aile içi bağların yeniden kurulacağı manevi bir yolculuktur.
Jet hızında gerçekleştirilen çekimler
Tom Cruise ile Steven Spielberg’in “Dünyalar Savaşı” projesini hayata geçirmeye karar vermesinin ardından prodüksiyon ekiplerinin bir araya toplanmasından başlayarak, filmin tüm çekimleri alışılmadık bir hızda gerçekleşmiş. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak için, Kathleen Kennedy'nin Steven Spielberg ile yaptıkları ilk yapım toplantısına dair sözlerine kulak kabarmakta fayda var: “Steven çok kararlı şekilde, ‘Bu filmi yapacağız. Çekimlere üç ay içinde başlayacağımız için hazırlık sürecinin çok hızlı olması gerekli,’ dedi. Ancak hemen ardından, ‘Bu sakın gözünüzü korkutmasın. Senaryoya bakarsanız sadece üç tane ana karakter olduğunu görürsünüz. Filmin kalbinde bu üç karakter vardır. Diğer 1000 figüran ise arka planda koşuşturmakla görevlidir’ diyerek beni rahatlattı.”
Gerçekten de prodüksiyon öncesi çalışmalar çok hızlı şekilde gerçekleşmiş ve bu ölçekte bir film için gerekenin neredeyse yarısı kadar sürede tamamlanmış. Filmin görüntü yönetmeni Janusz Kaminski, çok hızlı tempoda gelişen hazırlık sürecini şu sözlerle değerlendiriyor: “Bu filmin bu kadar hızlı tamamlanmasının belirli sebepleri var. Her şeyden önce Steven Spielberg gibi kendisine olağanüstü güvenen bir yönetmenle çalıştık. Bilimkurgu tarzını iyi tanıyan ve neyi nasıl yapacağını bilen bir yönetmen olduğu için her şey tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşti.”
Prodüksiyon ekiplerinin tempolu ve etkili çalışmasında, kadroda yer alan isimlerin hepsinin Steven Spielberg ile uzun yıllardır birçok projede beraber çalışmış olmalarının da hiç şüphesiz büyük etkisi olmuş olmalı. Prodüksiyon ekiplerinin Steven Spielberg ile daha önce kaç kez birlikte çalıştığına bir göz atmak gerekirse: Yapımcı Kathleen Kennedy (tam 15 film), yapımcı Colin Wilson (10 film), görüntü yönetmeni Janusz Kaminski (9 film), prodüksiyon tasarımcısı Rick Carter (6 film), kurgucu Michael Kahn (tamı tamına 19 film), besteci John Williams (sık durun: 21 film), görsel efektler süpervizörü Dennis Muren (10 film), kostüm tasarımcısı Joanna Johnston (4 film), dublör koordinatörü Vic Armstrong (5 film), set dekoratörü Anne Kuljian (3 film), sahne uzmanı Doug Harlocker (2 film), ses miksajcısı Ron Judkins (11 film).
Filmini çekmeden gör: Pre-Viz tekniği ve “Dünyalar Savaşı”na getirdikleri...
Filmin en görkemli ve en zor sahneleri ‘pre-viz’ adıyla bilinen 'önceden görselleştirme' tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş. Geleneksel el çizimlerinin 3 boyutlu dijital sahneler şeklinde anime edildiği bu teknik sayesinde her sahnenin nasıl olacağı önceden tahmin edilebiliyor. Bu tekniğin sağladığı bir başka fayda ise, belirli bir mekânın tüm görünümlerini, bu mekânlar çekim için hazırlanmadan çok önce görselleştirmeye olanak vermesi.
Steven Spielberg bu yöntem sayesinde ulaştığı noktayı şu sözlerle açıklıyor: “Daha önceki filmlerimde de sahnelerin görselleştirilmesine yardımcı olması için bilgisayar kullandım. Ancak bu film bütün çizimlerin tamamını anime etmek amacıyla bilgisayar kullandığım ilk film oldu. Çekimlere başlamadan önce yakın dostum George Lucas’ı ziyaret ederek bu tekniği nasıl kullandığını görmüştüm. George Lucas’ın ‘Star Wars’ serisinin I, II ve III numaralı bölümlerinde onunla beraber çalışan ILM uzmanlarını kadroma kattım. ‘Star Wars’ı bitirdikten sonra bizimle çalıştılar.”
Yapımcı Kathleen Kennedy’nin bu teknik konusundaki yorumu ise şöyle: “Gerçekten fantastik bir iletişim aracıydı diyebilirim. O bölgeye Ağustos ayında giderek mekân araştırması yaptık. Sonra her şeyi bilgisayar ortamına aktardık ve gerçek mekânları temel almak suretiyle sahnelerimizi inşa ettik. Bunların bilgisayar ortamına aktarılışı sırasında Steven da uzmanlarla aynı ofiste bulundu. Böylelikle daha sonra çekimini yapacağı sahneleri temsil eden görüntülerle karşılaştı.”
“Dünyalar Savaşı”nın önceden görselleştirme süpervizörlüğünü Dan Gregoire üstlenmiş. “Star Wars” serisinin son iki bölümünde animasyon ekiplerinin liderliğini yapan Dan Gregoire, “Bu filmdeki çalışmamız tek cümlelik bir metin ile başladı” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sözünü ettiğim o metinde sadece, ‘Newark’ta toprağın içinden devasa görünümlü bir tripod (üç bacaklı savaş makinesi) çıkar’ şeklinde bir cümle vardı. Bu sahnenin çekimiyle ilgili her şey Steven’ın aklında zaten vardı, ama ilgili kişilere açıklayabilmesi kolay değildi. Öncelikle bu olayın meydana geldiği kavşağı 3 boyutlu olarak inşa ettik. Sonra tripod adı verilen devasa görünümlü üç bacaklı savaş makinesini yapılandırdık. Ardından toprağın yarılma sahnesini yaptık. Bunların hepsi bilgisayar ortamında gerçekleşti. En son olarak da Newark’ta yaptığımız gerçek çekimleri gösterdik. Böylece Steven’ın aklında tam olarak ne olduğunu herkes anlayabildi.”
Gerisini Steven Spielberg’in kendisinden dinleyelim: “Pre-viz tekniğinin faydalarından birisi de, aktörlerin karşılarında olmayan şeyleri görebilmesini sağlamak oldu. Gerçek çekimleri yaptığımız sırada aktörleri bilgisayar başına çağırarak onlara sahnenin tamamını gösterdim. Karşılaşacakları üç bacaklı devasa tripodların gerçek boyutlarını artık biliyorlardı. Karşı karşıya geldikleri anda kendilerinin ne kadar küçük kalacağını daha rahat hayal etmeye başladılar. Bazen düşünüyorum da, yıllar önce ‘Close Encounters’ı çektiğimde bu olanaklar elimde olsaydı ne kadar iyi olurdu. O yıllarda aktörler tamamen hayal gücüne yaslanmak zorunda kalıyordu. Hatta ben bile çekimleri yaparken UFO’ların bazılarını aklımda canlandıramamıştım. Aktörlere sürekli olarak, ‘Bakın, şurdan kocaman domuza benzer bir şey geliyor. Çok kocaman olduğunu hayal edin’ diyerek yönetmeye çalışıyordum. Şimdi ise aktörlerin önünde görsel bir referans var. Çekim yapılırken göremeseler bile, film tamamlandığında karşılarındaki şeyin neye benzeyeceğini önceden görebiliyorlar. Bu herkes için son derece heyecan verici ve yararlı oldu.”
Böylesi hummalı bir çalışmayı, yapım öncesi hazırlıklardan post prodüksiyona ve hatta ordan dağıtım ve pazarlama çalışmalarına kadar 7 ay gibi kısa bir dönemde tamamlayan Spielberg'i ve yapım ekibini gerçekten takdir etmek gerekiyor. Henüz kimse yorum yapmamış.
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba



Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...

Can Dostum
Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...
Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...






Seanslar
Fragman
