Sinemada İnsan Hakları ve Çağımızın Tanıkları

Necati Sönmez 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bir kaç yıldır Festival'in vazgeçilmez parçası haline gelen, dahası "görsel vicdanı" konumuna yükselen belgeseller hatırı sayılır bir seyirci kitlesi de oluşturdu. İşte bu yıl da 'Sinemada İnsan Hakları' ve 'Çağımızın Tanıkları' başlıklı bölümlerde gösterilen 20'ye yakın belgeselle, neredeyse festival içinde minik bir festival var karşımızda.
“Documentary” teriminin isim babası John Grierson, belgesel türünü “Gerçekliğin yaratıcı biçimde ele alınışı” olarak tanımlamıştı. Terimin ilk kullanımından bu yana yaklaşık 80 yıl geçti, yüzlerce konuda binlerce belgesel çekildi, ama kıstas pek değişmedi: Zihnimizde en çok iz bırakan belgeseller, içinde yaşadığımız dünyanın gerçek yansımalarını en yaratıcı açıdan yakalayanlar oldu, oluyor…
Bir kaç yıldır Festival’in vazgeçilmez parçası haline gelen, dahası “görsel vicdanı” konumuna yükselen belgeseller, onlara bel bağlayan –bir kısmı kurmacadan umudu kesmiş- hatırı sayılır bir seyirci kitlesi de oluşturdu kısa sürede. İşte bu yıl da, onların yüzünü kara çıkarmıyor Festival. 'Sinemada İnsan Hakları' ve 'Çağımızın Tanıkları' başlıklı bölümlerde gösterilen 20’ye yakın belgeselle, neredeyse festival içinde minik bir festival sunuyor. Bu kadarcık filmle, dünyanın ‘gerçeklik’ parkurunda Arjantin’den Fransa’ya, Küba’dan İsrail’e, Şili’den Bağdat’a alabildiğine geniş bir tur attırıyor üstelik. Bir dünya turunun illa ki keyifli olmasını bekliyorsanız, bu filmlerden uzak durmanız en iyisi…
Turumuz, ekonomik krizin pençesinde kıvranan bir ülkede başlayabilir mesela. Fernando Solanas, yakın dönem Arjantin tarihine içeriden bir bakış sunan “Yağma Anıları”nda, “Fırınların Saati”nden beri dinmeyen öfkesiyle, bize bir toplumsal kıyım hikayesi anlatıyor. Özelleştirme politikaları, siyasi dolaplar, ülke kaynaklarını yağmalamaya dönük ekonomik kararlarla koskoca bir halkın nasıl da sefalete sürüklediğini iki saatte özetlerken, “anlatılan senin hikayendir” demeye getiriyor. Jonathan Nossiter ise “Mondovino”da, aynı savaşın görünmeyen bir cephesini, küresel sermaye içinde cereyan eden şarap savaşlarını konu alıyor. Bordeaux’dan San Francisco’ya, Brezilya’dan Toskana’ya şarap üretiminin belli başlı sahalarını dolaşıp tarafların nabzını yoklarken, endüstrideki kıyasıya rekabetten yakında Mars’ın da nasibini alacağı müjdesini veriyor.
Festivalden sonra bizimle kalmaya devam edecek belgesellerden ikisi yerli malı: Melis Birder’in “10. Gezegen”i, Bağdat’ın alevleri içinde yalnızlığına sığınan bir kadının yaşamından sıcacık bir kesit sunuyor; Berke Baş’ın “Transit”i ise Beyoğlu’nun yalnızca bir kaç yüz metre ötesinde yaşanan göçmen dramını konu alıyor. Her ikisi de, yanıbaşımızdaki ‘öteki’lere samimi ve duru birer bakış niteliğinde… Son dönemde belgesel alanında harikalar yaratan İsrail sinemasından, insanı şok eden bir belgesel: “Tek Atış”, ordudaki mesleği keskin nişancı olan askerlerin kan donduran 'samimi itirafları'nı içeriyor.
Festivalin belgesel kefesi, türün Amerika’daki duayenleri Maysles Kardeşler’in tadımlık “Karşınızda Marlon Brando” adlı Brando portresinden internet ortamında yürüyen gerilla savaşlarının hikayesine, yalnızca Metallica hayranlarının değil belgesel meraklılarının da kaçırmaması gereken bir müzik/görüntü ziyafetinden Ruanda’daki insanlık trajedisine dair tanıklıklara, “Yaratılış” gibi “Microcosmos”vari belgesellerden “Oyun” gibi muhteşem bir projeyi belgeleyen filmlere kadar geniş bir çeşitlilik arz ediyor. Bu arada, “Musica Cubana” ve “Zincir” gibi belgesel ile kurmaca arasında gidip gelen tarifi zor yapımlar da içeriyor. İki tür arasındaki bu geçişme, kimi zaman bir sınır ihlaline dönüşüp ahlaki mayınlara toslasa da, sözkonusu iki filmde ‘yaratıcı’ anlatımın olanaklarını genişleten bir unsur haline geliyor. Özellikle, dünyanın muhtelif metropollerini dolaşarak, mağaza/otel/şirket ‘zincir’lerinin kültürel farklılıklara nasıl da pranga vurduğunu anlatan “Zincir”in estetik tercihi, belgesel anlatım geleneğine yeni açılımlar getirecek güçte. Grierson görseydi ne düşünürdü acaba?
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Ben Efsaneyim
Bu dünyayı daha kötü bir yer yapmaya çalışanlar bir gün bile tatil yapmıyorlar, ben nasıl tatil yapabilirim ki ?
Bu dünyayı daha kötü bir yer yapmaya çalışanlar bir gün bile tatil yapmıyorlar, ben nasıl tatil yapabilirim ki ?







Seanslar
Fragman


