"Çöküş"
Hitler'in son saatleri...
Hitler'in son saatleri...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, kaosa sürüklenen Berlin'de, şehri terk etmek istemeyen Hitler ve yakın çevresindeki insanların son saatlerine odaklanan "Çöküş", insanlık tarihinin en zalim diktatörlerinden birini, insani özelliklerini ön plana çıkararak resmettiği için ülkesi Almanya'da büyük sansasyon yarattı. Filmin Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı'na aday olmasıyla, bu tartışmalar, diğer ülkelere de yayıldı...
“Çöküş”, sinema tarihinde G.W. Pabst’ın 1956’da çektiği “Der Letste Act” (“The Last Act”) adlı filmini dışarıda bırakacak olursak, çok anlatılmış bir dönemin bakir bir alanına el atan bir film. Nisan 1945'te, İkinci Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle ayrılmanın getirdiği kaosla çalkanan Berlin'de, Hitler ve yakın çevresindeki insanların son saatlerine odaklanan film, tarihçi Joachim Fest’in filmle aynı adı taşıyan kitabından (“Der Untertag” / “The Downfall: Inside’s Hitler Bunker, The Last Days of The Third Reich”) uyarlanmış. Bu kitap, film için hayati önem taşıyor. Çünkü filmin aynı zamanda senaryosuna da imza atan yapımcısı Bernd Eichinger, yıllardır Hitler'le ilgili bir filmi yapmayı düşünmesine rağmen, Fest'in kitabı eline geçene kadar, bu kritik döneme doğru perspektiften bakan bir kaynak bulamamış. Her ne kadar, Eichinger aklındaki senaryonun çatısını oluşturmak için bu kitabın tam aradığı şey olduğunu düşünse de; bir yandan da hem Alman izleyicilerin, hem de dünyadaki diğer ulusların, insanlık tarihinin en büyük diktatörlerinden birini perdede bu şekilde görmek isteyip istemediği konusundaki endişeleri sürmüş. Fest'in kitabı genel çerçeve konusunda net olsa da, bir filmi zenginleştiren asıl öğe olan detaylar konusunda o kadar da zengin olmadığından, Eichinger araştırmasını sürdürmüş ve tam o sırada Hitler’in son özel sekreteri olan Traudl Junge’un hatıralarını anlattığı “Until The Final Hour: Hitler’s Last Secretary” adlı kitap imdadına yetişmiş. (Kitapla aynı sıralarda gösterime giren “Kör Nokta: Hitler'in Sekreteri” adlı belgesel, 22. İstanbul Film Festivali'nde de gösterilmişti.) Yönetmene o döneme ait bir çok detaylı bilgiler sağlayan kitap, aynı zamanda bu kaotik dönemde kurulacak hikâyenin çatısı olacak karakterin de (Traudl Junge) belirlenmesini sağlamış.
Bir oyuncu filmi...
Böylece, karşımıza geldiği haliyle,“Çöküş” filminin senaryosu ortaya çıkmış. Ancak, riskli bir konusu olduğundan, filmin ekibini oluşturmak o kadar da kolay olmamış. Bakın, daha önce “Deney” (“Das Experiment”) ile siemalarımıza konuk olan yönetmen Olivier Hirschbiegel, bu projeye dahil olurken yaşadığı çelişkili duyguları nasıl anlatıyor: “Kitabı okuduktan sonra fark ettim ki, eğer kendimi aşarak bu filmi gerçekleştirmeyi başarırsam; bu, sinema sektörümüz için total bir yengi ve başarı sayılacaktır. Fakat hayatımın iki yılını Üçüncü Reich’ın son günlerini ve etrafında geliştirmeyi başardığı ilkel ideolojiyi anlamaya ve anlatmaya harcayacaktım. Karımın ve içten gelen korunma güdümün aksine kalbim eğer bu projeyi gerçekleştirmezsem ruhumun huzur bulmayacağını söylüyordu. Ve teklifi kabul ettim.”
Hirschbiegel, filmi yönetmeyi kabul ettiğinde, Hitler rolü için aklına gelen ilk kişi Bruno Ganz olmuş. Fest’in kitabını ve senaryoyu okuyan Ganz, Hitler’i canlandırmayı kabul etmeden önce, faşist diktatörü Albin Skoda’nın canlandırdığı, Pabst’ın “Der Letste Act” filmini yeniden izlemiş ve böyle bir diktatörü lâyıkıyla canlandırabileceği konusunda ikna olmuş. İyi ki de olmuş; çünkü Ganz'ın Hitler rolünde gösterdiği performans filmin en önemli artılarından biri. Asla Hitler'i taklit etme tuzağına düşmeyen Ganz, diktatörün karakterini yeniden yorumlayarak, filmin taşıdığı bakışla başarıyla örtüştürmüş. Nasyonal sosyalizmin olmadığı bir dünyada yaşanmalarını istemediği için altı çocuğunu birden öldüren Magda Goebbels rolünde Corinna Harfouch'un, Hitler'in genç sekreteri Traudl Junge rolünde Alexandra Maria Lara'nın ve manik depresif Eva Braun rolünde Juliane Köhler'in de göz dolduran yorumlarıyla Ganz'a katılmaları, “Çöküş”ün daha çok oyuncuları tarafından sırtlanan bir film olmasını sağlamış.
Ancak filmin oyunculuk konusunda gösterdiği meziyetleri, diğer alanlarda aynı başarıyla gösterdiğini söylemek güç. Her şeyden önce, ilk önce bir televizyon projesi olarak düşünülüp, bütçesi kabardığında sinema projesine çevrildiği için, gerektiğinden fazla uzun tutulan filmde, yer yer TV filmi estetiği fazlasıyla göze batıyor. Bunun yanında, filmde çok fazla karakter yer aldığından, bu karakterlerin her biri, yaşadıkları kaotik günlerin içinde hakkıyla işlenememiş ve tek bir bütüne hizmet edecek şekilde yaratılamamış. Bu da, oyuncuların tüm çabasına karşın, filmin anlatımında bir tür dağınıklık olmasına yol açmış.
“Çöküş”le gelen tartışmalar...
Ülkesi Almanya'da büyük tartışmalarla vizyona giren “Çöküş”, yakaldığı gişe başarısının yanında Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı için Almanya'nın adayı olmakla kalmayıp, bu ödül için yarışacak beş filmden biri olmayı başarınca, yarattığı tartışmalar tüm dünyaya yayıldı. Sadece entelektüel çevreye değil, geniş bir izleyici kitlesine hitap eden, büyük bütçeli bir yapım olduğu için, gerek sinema alanından, gerek başka alanlardan pek çok yazar ve uzman, filmde Hitler'in insani özellikleri öne çıkan, izleyicilerin duygusal olarak yakınlık kurabilecekleri bir karakter olarak resmedilmesini yoğun bir şekilde eleştirdiler. Filmden çıkan bazı izleyicilerin, Hitler'in son dakikalarında, saklandığı sığınakta yaşadığı acı karşısında gözyaşlarını tutamadıklarını itiraf etmeleri, bazı aydınların işi ileri götürüp filmi Neo-Nazi politikalara hizmet etmekle itham ettiler.
Ancak, tartışmaların gerektiğinden fazla hararetlendiğini ve “Çöküş” filminin Nazizm ruhuna sempati uyandırma gibi bir amacı ya da işlevi olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Her ne kadar Hitler'i “o da insandı” bakışıyla resmedişi kimi sakıncalar içerse de, bir filmin başkarakteri olarak görmeye alışmadığımız Adolf Hitler'in üzerindeki sinemasal tabuyu yıktığı için bile önemsenmesi gereken bir film “Çöküş”. Filmin Hitler'e olan yaklaşımı konusunda karar ise izleyicinin vicdanına kalmış...

Bir oyuncu filmi...
Böylece, karşımıza geldiği haliyle,“Çöküş” filminin senaryosu ortaya çıkmış. Ancak, riskli bir konusu olduğundan, filmin ekibini oluşturmak o kadar da kolay olmamış. Bakın, daha önce “Deney” (“Das Experiment”) ile siemalarımıza konuk olan yönetmen Olivier Hirschbiegel, bu projeye dahil olurken yaşadığı çelişkili duyguları nasıl anlatıyor: “Kitabı okuduktan sonra fark ettim ki, eğer kendimi aşarak bu filmi gerçekleştirmeyi başarırsam; bu, sinema sektörümüz için total bir yengi ve başarı sayılacaktır. Fakat hayatımın iki yılını Üçüncü Reich’ın son günlerini ve etrafında geliştirmeyi başardığı ilkel ideolojiyi anlamaya ve anlatmaya harcayacaktım. Karımın ve içten gelen korunma güdümün aksine kalbim eğer bu projeyi gerçekleştirmezsem ruhumun huzur bulmayacağını söylüyordu. Ve teklifi kabul ettim.”
Hirschbiegel, filmi yönetmeyi kabul ettiğinde, Hitler rolü için aklına gelen ilk kişi Bruno Ganz olmuş. Fest’in kitabını ve senaryoyu okuyan Ganz, Hitler’i canlandırmayı kabul etmeden önce, faşist diktatörü Albin Skoda’nın canlandırdığı, Pabst’ın “Der Letste Act” filmini yeniden izlemiş ve böyle bir diktatörü lâyıkıyla canlandırabileceği konusunda ikna olmuş. İyi ki de olmuş; çünkü Ganz'ın Hitler rolünde gösterdiği performans filmin en önemli artılarından biri. Asla Hitler'i taklit etme tuzağına düşmeyen Ganz, diktatörün karakterini yeniden yorumlayarak, filmin taşıdığı bakışla başarıyla örtüştürmüş. Nasyonal sosyalizmin olmadığı bir dünyada yaşanmalarını istemediği için altı çocuğunu birden öldüren Magda Goebbels rolünde Corinna Harfouch'un, Hitler'in genç sekreteri Traudl Junge rolünde Alexandra Maria Lara'nın ve manik depresif Eva Braun rolünde Juliane Köhler'in de göz dolduran yorumlarıyla Ganz'a katılmaları, “Çöküş”ün daha çok oyuncuları tarafından sırtlanan bir film olmasını sağlamış.
Ancak filmin oyunculuk konusunda gösterdiği meziyetleri, diğer alanlarda aynı başarıyla gösterdiğini söylemek güç. Her şeyden önce, ilk önce bir televizyon projesi olarak düşünülüp, bütçesi kabardığında sinema projesine çevrildiği için, gerektiğinden fazla uzun tutulan filmde, yer yer TV filmi estetiği fazlasıyla göze batıyor. Bunun yanında, filmde çok fazla karakter yer aldığından, bu karakterlerin her biri, yaşadıkları kaotik günlerin içinde hakkıyla işlenememiş ve tek bir bütüne hizmet edecek şekilde yaratılamamış. Bu da, oyuncuların tüm çabasına karşın, filmin anlatımında bir tür dağınıklık olmasına yol açmış.
“Çöküş”le gelen tartışmalar...
Ülkesi Almanya'da büyük tartışmalarla vizyona giren “Çöküş”, yakaldığı gişe başarısının yanında Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı için Almanya'nın adayı olmakla kalmayıp, bu ödül için yarışacak beş filmden biri olmayı başarınca, yarattığı tartışmalar tüm dünyaya yayıldı. Sadece entelektüel çevreye değil, geniş bir izleyici kitlesine hitap eden, büyük bütçeli bir yapım olduğu için, gerek sinema alanından, gerek başka alanlardan pek çok yazar ve uzman, filmde Hitler'in insani özellikleri öne çıkan, izleyicilerin duygusal olarak yakınlık kurabilecekleri bir karakter olarak resmedilmesini yoğun bir şekilde eleştirdiler. Filmden çıkan bazı izleyicilerin, Hitler'in son dakikalarında, saklandığı sığınakta yaşadığı acı karşısında gözyaşlarını tutamadıklarını itiraf etmeleri, bazı aydınların işi ileri götürüp filmi Neo-Nazi politikalara hizmet etmekle itham ettiler.
Ancak, tartışmaların gerektiğinden fazla hararetlendiğini ve “Çöküş” filminin Nazizm ruhuna sempati uyandırma gibi bir amacı ya da işlevi olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Her ne kadar Hitler'i “o da insandı” bakışıyla resmedişi kimi sakıncalar içerse de, bir filmin başkarakteri olarak görmeye alışmadığımız Adolf Hitler'in üzerindeki sinemasal tabuyu yıktığı için bile önemsenmesi gereken bir film “Çöküş”. Filmin Hitler'e olan yaklaşımı konusunda karar ise izleyicinin vicdanına kalmış...

Henüz kimse yorum yapmamış.
- Aramızda Casus Var: Tony Scott/Jason Bourne-vari
- Gomorra: Gerçek bir öykü...
- "Mustafa" filmi için kim ne dedi?
- Türk basınında "Üç Maymun"
- Eleştirmen gözüyle Altın Portakal filmleri
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Ucuz Roman
Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin...
Jules Winnfield
"Pulp Fiction - Ucuz Roman"
Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin...
Jules Winnfield
"Pulp Fiction - Ucuz Roman"








Seanslar
Fragman

